Yahudilere Misak-ı Millî'yi anlatan İsrailli general kendi hükümetini uyarıyor: Gazze ve Lübnan'ı bırakın, yeni cephemiz Türkler!

Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı kukla olarak kullanan Netanyahu'nun Kudüs batısında sergilediği şov, Türkiye ile İsrail arasında savaş senaryolarını yeniden körükledi. İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi eski başkanı emekli tümgeneral Giora Eiland, Jerusalem Post gazetesine yazdığı makalede Siyo-Nazi hükümetine birtakım önerilerde bulundu.
İsrail elebaşı Benjamin Netanyahu'nun Güney Kıbrıs lideri Hristodulidis ile Yunan Başbakan Miçotakis'i yanına alıp Kudüs batısında sergilediği şov, Ankara-Tel Aviv hattında savaş senaryolarını yeniden körükledi.
Soykırım suçlusu Netanyahu'nun "İmparatorluk hayallerinden vazgeç" sözlerini Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Teneke tıngırtısı" ifadesiyle cevapladı.
Bu ortamda İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi eski başkanı emekli tümgeneral Giora Eiland, Jerusalem Post gazetesinde yayınladığı makaleyle Netanyahu ve Siyo-Nazi ekibine ilginç tavsiyeler sıraladı.
Yahudilerin halihazırda 7 ayrı tehditle boğuştuğunu ileri süren Eiland, yeni ortaya çıkmış 8. cephenin hepsinden daha tehlikeli olduğunu yazdı. "Bu, Türk cephesi" ifadesini kullanan Eiland, Türkiye ile etkin biçimde mücadele edebilmek için İsrail hükümetinin Gazze ve Lübnan'a yoğunlaşmaktan vazgeçmesi gerektiğini ileri sürüyor.
BUGÜNÜ ANLAMAK İÇİN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NA BAKMAK GEREK
Gazete okuyucularına Misak-ı Millî'yi de anlatan Eiland şunları yazdı:
"7 Ekim 2023'ten buyana İsrail'in siyasî ve askerî liderliği 7 farklı alandan tehdit aldıklarını iddia ediyor. Görünüşe göre, yavaş yavaş ama istikrarlı bir şekilde, 8. bir tehdit cephesi oluşuyor ve bu cephe birçok açıdan diğerlerinden daha tehlikeli.
Bu, Türk cephesidir. Yaklaşık 23 yıl öncesine kadar İsrail'in en büyük dostlarından biri olan Türkiye, Erdoğan iktidara geldiğinden beri gerçek bir düşman haline geldi.
Türkiye'nin İsrail, (Güney) Kıbrıs ve Yunanistan'a karşı meydan okuyucu ve tehditkâr yaklaşımını açıklayan temel faktörler dinî bakış açısı, milliyetçi motivasyon ve megalomanisidir. Ancak Erdoğan'ın Türkler üzerindeki etkisi, Türk bakışını tanımlayan tek faktör değildir.
Olayın tüm bağlamını anlamak için 100 yılı aşkın bir süredir şekillenen gerçekliği incelemek gerekir. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ortadoğu ve Balkanlar'da yüzyıllar boyunca hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu çöktü.
Almanya ve Avusturya ile ittifak halinde olan Türkiye yenilgiye uğradı. Temmuz 1923'te Lozan'da düzenlenen konferansta Türkler, galip ülkeler olan İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan'ın tutumunu kabul etmek zorunda kaldı. Türkiye'nin en büyük tavizi ise toprak konusunda oldu; bugün bilinen sınırlara geri çekilmek zorunda kaldılar."

LOZAN'I İMZALAMIŞ OLMASI, ŞİMDİKİ SINIRLARI KABUL ETTİKLERİ ANLAMINA GELMİYOR
"Türkiye'nin şimdiki sınırlara geri çekilmek zorunda kalmış olması, bu kararı kabul ettiği anlamına gelmez. Aslında 20 yıldan fazla bir süre önce Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler iyiyken ve iki ülkenin orduları işbirliği yaparken ben, İsrail ordusunda tümgeneral olarak, Türk mevkidaşlarımla birçok kez görüştüm.
Gayriresmî temaslarımızda bana şunu söylüyorlardı:
Büyük Osmanlı İmparatorluğu günlerinin geçtiğini anlıyoruz ve geri gelmesini beklemiyoruz. Ancak 1923 yılında bize dayatılan sınırları kabul etmiyoruz. Türkiye'nin doğal sınırları en az 3 yerde genişlemelidir; güney sınırı, Ege Denizi ve Kıbrıs...
Güneyde adil ve doğru sınır, Suriye'nin Halep şehri ile Irak'taki Musul kenti arasındaki çizgi boyunca uzanan sınırdır. Türkiye'yi Yunanistan'dan ayıran Ege Denizi'ne gelince... Bu denizde bulunan ve bazıları Türk kıyılarına sadece birkaç kilometre uzaklıkta olan onlarca adanın 1923'ten beri Yunanistan'a ait olmasının doğru olmadığını düşünüyoruz.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki doğru sınır, Ege Denizi'nde Türkiye anakarası ile Yunanistan anakarası arasında tam ortadan geçmeli ve böylece birçok ada Türk egemenliğinde olmalıdır. Kıbrıs'a gelince... Ada'nın kuzey kısmı tamamen Türkiye'ye ait olmalıdır."
SURİYE YÖNETİMİ GÜÇLENMEK İÇİN TÜRKİYE'YE MUHTAÇ
"Erdoğan iktidara geldiğinden beri Türk millî gururu sadece büyümekle kalmadı, aynı zamanda iki ek boyut daha kazandı: Türk Cumhurbaşkanı'nın megaloman kişiliği ve katı İslâmcı yaklaşımı...
Birkaç yıl öncesine kadar İsrail, Türkiye'nin kendisine yönelik düşmanca yaklaşımına katlanabiliyordu; çünkü bu yaklaşım esas olarak sözlerden, zehirli açıklamalardan, 2010'da Gazze'ye düzenlenen filo seferiyle İsrail'i hedef alma girişimlerinden ve Kudüs'teki provokasyonları finanse etmekten ibaretti.
Son iki yıldır ise Türkiye'nin İsrail'e karşı düşmanca tutumunda radikalleşme olduğu ve bu radikalleşmenin aynı zamanda İsrail ile askerî bir çatışmaya girme isteğini de yansıttığı açıkça görülüyor.
Erdoğan'ı cesaretlendiren 3 gelişme var: Birincisi, Gazze savaşının ardından İsrail'in uluslararası alanda tecrit edilmesi. İkincisi, Türkiye'nin Suriye'de darbeyi gerçekleştirme başarısı ve bu sayede Suriye lideri Ahmed el-Şara'nın Türklere bağlılığının sağlanması. Dahası, iktidarını güçlendirmek için Şara, Türk askerî yardımına ihtiyaç duyuyor.
Üçüncüsü, Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki kişisel bağ ve iyi ilişkiler; Trump, Erdoğan'ı sevdiğini açıkça dile getirmişti."

TÜRKLER BİR SAVAŞ HALİNDE İSRAİL'İ DENİZDEN ABLUKAYA ALABİLİR
"İsrail, Türkiye tehdidinin büyüklüğünü anlıyor gibi görünüyor. Meselenin doğrudan bir askerî çatışmaya dönüşme olasılığı hâlâ düşük görünüyor, çünkü Amerika Birleşik Devletleri bunu önlemek için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Ancak, bu tehdidin gerçeğe dönüşmesi durumunda, ciddiyeti oldukça endişe vericidir.
Türkiye'nin devasa ve yüksek kalitede bir donanması var ve İsrail'e saldırmaya karar verirse, İsrail'e karşı deniz ablukası kurma kapasitesine kesinlikle sahip. Başka bir deyişle İsrail, Suriye semalarında Türkiye ile sınırlı bir askerî çatışmaya girebilir, çünkü güney Suriye'nin tamamı üzerindeki hava kontrolünden vazgeçemez. Bu kontrol, İsrail Hava Kuvvetleri'nin İran'a karşı hareket özgürlüğü için gerekli bir koşuldur.
İsrail'in Kıbrıs ve Yunanistan ile işbirliği yapması daha iyi; zira bu iki ülke de Türkiye'nin kendilerine yönelik potansiyel saldırganlığını fark etmektedir.
Bir yandan İran tehdidi, diğer yandan potansiyel Türk tehdidi, stratejik düzeyde en önemli tehlikeler olarak kabul ediliyor. Bu tehditler ve bunlara hazırlıklı olma gerekliliği, İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki savaşı yeniden başlatmaktan niçin kaçınması gerektiğini açıklıyor. Bu alanlarda İsrail üstünlüğe sahip ve bu nedenle kaynaklarını çok daha büyük risklere yönlendirmesi daha doğru olur."
Emekli Büyükelçi Uluç Özülker:
— TRHaber Savunma (@savunma_trhaber) December 24, 2025
▪️İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın Türkiye ile başa çıkabilmesi mümkün değil. Böyle bir ihtimal yok.
▪️İsrail'in deniz kuvveti yoktur efendim. Bir şekilde Suriye ya da Lübnan'dan harekât yapabileceği kara kuvveti de yok.
▪️Peki ne yapacak?… pic.twitter.com/pOsVw26HGJ
Atilla Diş
25 Aralık 2025
Benzer Haberler

İspanya bir yol ayrımında: KAAN prototipleri TUSAŞ'ta sergilendi, Madrid'de taşlar yerinden oynadı

Denizin ortasında tuvaletsiz kaldılar: Dünyanın en modern uçak gemisinde sabotaj ihtimali

Çorlu'dan kalktı Sinop'ta vurdu! Bayraktar AKINCI'dan EREN mühimmatıyla tam isabet

NATO'da ortak tatbikat: Bayraktar TB3 Eurofighter ile uçtu

Ankara'da tarihi anlar! İki adet yerli HAVA SOJ uçağı başkent semalarında
