Yahudi basınında erken zafer havası: Türk askeri Gazze'de Truva atı olur! Lideri İsrail'i yok etmekten söz eden bir ülkenin...

Katar'ın başkenti Doha'da ABD öncülüğünde düzenlenen 'Gazze' toplantısına Türkiye davet edilmeyince Yahudi basını erken zafer havasına girdi. Donald Trump'ın İsrail'in kırmızı çizgisine biat ettiğini vurgulayan Jerusalem Post yazarı, bilinçaltındaki 'Mehmetçik' kâbusunu net biçimde ortaya döktü.
Türk askerinin 107 yıl sonra Gazze'ye girme ihtimali sadece İsrail hükümetinin değil Yahudi gazetecilerin de uykusunu kaçırıyor. Katar'ın başkenti Doha'da 16 Aralık günü ABD öncülüğünde düzenlenen Uluslararası İstikrar Gücü (ISG) toplantısına Ankara'nın davet edilmeyişi İsrail basınında bayram coşkusu yarattı.
Yahudilerin çokça takip ettiği gazetelerden Jerusalem Post'un yazarı Herb Keinon, Ankara'nın taktiksel yokluğuyla zafer havasına erken kapılan isimlerden biri oldu. İsrail'in koyduğu kırmızı çizgi sonucu Türkiye'ye davet gitmediğinin altını çizen Keinon, ABD yönetiminin Tel Aviv'e boyun eğdiğini vurguladı.
"Ankara'nın yokluğu prosedürel değil, politikti. İsrail'in bakış açısıyla hem memnuniyet verici hem de gerekliydi. Sonuç olarak İsrail bir kırmızı çizgi çekti, bu çizginin arkasında kararlılıkla durdu ve bu çizgiye saygı duyuldu" ifadelerini kullanan Keinon, Türk askerinin Gazze'ye girmesi halinde İsrail saldırılarının zorlaşacağını, Lübnan güneyindeki Birleşmiş Milletler görev gücü varlığının buna örnek olduğunu ileri sürdü.
Mehmetçiğin gelişiyle Hamas'ın silahsızlanmayacağını aksine daha da güçleneceğini yazan Siyonist Yahudi, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın işgalcilere bakışını, aynı zamanda Tel Aviv'in amaçlarını şöyle anlattı:
"Bölgeyi yakından takip etmeyenler için Türkiye'nin dışlanması bir paradoks gibi görünebilir. Trump imzalı barış planının ikinci aşaması kapsamında Hamas'ı silahsızlandırmak için Gazze'ye asker gönderme konusunda dünya pek istekli olmasa da Ankara buna hazır olduğunu ifade etti.
Dolayısıyla Washington'ın Gazze Şeridi'nin tartışmalı bölgelerinde faaliyet göstermeye hazır ülkeler bulmakta zorlandığı bir dönemde, Türkiye'nin istekliliği bir avantaj gibi görünebilir. Ancak durum öyle değil; tam tersi.
İsrail'in amacı, Hamas'ın silahsızlanmasına yardım edecek bir teknokrat hükümetinin kurulması sürecinde güvenliği sağlamak ve Gazze'nin İsrail'e yönelik saldırılar için yeniden bir fırlatma rampası haline gelmesini önlemektir.
Bu hedefleri paylaşmayan herhangi bir güç, işe yaramazdan da öte, İsrail'in başka seçeneği olmadığını hissetmesi durumunda bunu yapmasını (saldırmasını) daha da zorlaştıracağı için zararlı olacaktır.
UNIFIL örneğine bakın; birlikleri sadece Hizbullah'ın Güney Lübnan'da güçlenmesini engelleyememekle kalmadı, aynı zamanda gerektiğinde İsrail ordusunun orada faaliyet göstermesini diplomatik ve operasyonel olarak daha da zorlaştırdı. Türk birliklerinin Gazze'ye girmesine izin vermek, misyonu baltalamakla kalmaz, durumu tam tersine çevirir."

TÜRKİYE'NİN DERİN DÜŞMANLIĞI 7 EKİM'LE BAŞLAMADI
"Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail'e karşı duyduğu derin düşmanlık 7 Ekim'le başlamadı. Bu, 2003 yılında başbakanlık görevini üstlendiğinden beri liderliğini tanımlayan temel bir ideolojik duruştur.
20 yılı aşkın bir süredir, Dökme Kurşun Operasyonu, Mavi Marmara olayı, tekrarlanan Gazze savaşları ve özellikle Ekim 2023'ten bu yana en yoğun şekilde Erdoğan, İsrail'i sadece bir rakip olarak değil, ahlaki ve siyasi bir düşman olarak gösterdi.
Bu yılın mart ayında, Ramazan Bayramı vesilesiyle İsrail'in yok edilmesi için alenen dua etti, "Allah, Siyonist İsrail'i yok etsin ve harap etsin" dedi. Bu, savaşın kızgınlığında yapılan retorik bir aşırılık değildi; uzun yıllar iktidarda kaldığı süre boyunca sergilediği, Yahudi devletine karşı duyduğu uzun süreli düşmanlığın bir ifadesiydi.
Erdoğan'ı İsrail'in diğer bölgesel eleştirmenlerinden ayıran şey sadece söylem değil, aynı zamanda sözleri politikaya dönüştürme biçimidir.
7 Ekim'den bu yana Türkiye, İsrail ile ticari bağlarını resmen kesti, diplomatik ilişkilerini kesti, hava sahasını İsrail uçaklarına kapattı ve Uluslararası Adalet Divanı'nda Güney Afrika'nın İsrail aleyhindeki soykırım davasına katıldı.
Bunlar sadece sembolik jestlerden ibaret değil; İsrail'e azami zararı vermeyi amaçlayan düşmanca ekonomik, diplomatik ve hukuki eylemlerdir."
YAHUDİLERE EN ÇOK ACI VEREN MADDE: NATO VETOSU
"Daha da çarpıcı olanı ise Türkiye'nin çok taraflı güvenlik çerçeveleri içindeki davranışıdır. Geçtiğimiz yıl boyunca Ankara, NATO içindeki veto yetkisini defalarca kez kullanarak İsrail'in ittifakla işbirliğini engelledi. Ortak tatbikatlar, toplantılar ve acil durum hazırlık girişimlerinin tamamı Türkiye'nin ısrarı üzerine donduruldu.
Bu emsal önemlidir. NATO içindeki konumunu İsrail'i kısıtlamak için kullanan bir ülkenin Gazze'de tarafsız bir güvenlik garantörü olarak hareket etmesi beklenemez. Türkiye, İsrail'in NATO'daki konumunu baltalamaya istekliyse, Han Yunus veya Cibaliye'de farklı davranacağına inanmak için hiçbir neden yoktur.
Bir de Hamas sorunu var; bu, Türk birliklerinin Gazze'de bulunmasını imkânsız kılan, aşılmaz bir çelişki. Türkiye sadece Hamas'ı hoş görmüyor, ona ev sahipliği yapıyor, destekliyor ve suçlarını aklıyor.
Hamas'ın üst düzey isimleri yıllardır İstanbul'dan açıkça faaliyet gösteriyor. Bazıları Türk vatandaşlığı aldı. Türk istihbaratı Hamas liderliğiyle iletişim kanallarını sürdürüyor. Ankara, Hamas'ı hiçbir zaman terör örgütü olarak tanımlamadı ve Erdoğan defalarca onu 'özgürlük hareketi' ve 'özgürlük savaşçıları' olarak nitelendirdi.
Erdoğan Hamas'ı, ideolojik olarak bağlı olduğu Müslüman Kardeşler 'ailesi' içinde görüyor. Hamas liderlerine sığınak sağlayan, örgütle kurumsal bağlarını sürdüren ve onları 'özgürlük savaşçıları' olarak gören bir ülkenin, örgütü silahsızlandırmakla görevlendirilmesi inandırıcı olmaz. Türk yetkililer de bunu bizzat kendileri dile getirmişlerdir.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan yakın zamanda sorunun Hamas değil, 'işgal' olduğunu ve İsrail'in politikasını değiştirmeden Hamas'ı silahsızlandırmanın yanlış bir yaklaşım olduğunu savundu."
Donald Trump, Türk askerlerinin Gazze'de konuşlanması planını Yahudilere kabul ettiremedi.
▪️Gazze Görev Gücü'ne katılmayı taahhüt eden ülkeler, içinde Mehmetçiğin bulunmadığı bir operasyona soğuk bakıyor. pic.twitter.com/Vl3Bj7vMCU
GAZZE'YE TRUVA ATINA İZİN VERMEKTENSE...
"Türkiye asker konuşlandırmaya istekli, hatta hevesli, ancak İsrail'in ihtiyaç duyduğu veya Washington'ın ortaya koyduğu görevi yerine getirmek için değil.
Gözardı edilemeyecek bir askeri boyut daha var. Erdoğan geçmişte, Türkiye'nin Libya ve Dağlık Karabağ'daki eylemlerine açıkça atıfta bulunarak, İsrail'e karşı doğrudan askeri müdahale tehdidinde bulunmuş ve "İsrail'in Filistin'e bu zulmü yapmasını engellemek için çok güçlü olmalıyız. Karabağ'a girdiğimiz gibi, Libya'ya girdiğimiz gibi, onlara da benzer bir şey yapabiliriz. Bu adımları atabilmek için güçlü olmalıyız" demişti.
Analistler bu tehditlerin boş laf olup olmadığını tartışabilirler ancak bunların varlığı bile Türkiye'nin Gazze'de herhangi bir rol üstlenmesini imkansız kılıyor. Lideri İsrail ile askeri bir çatışmadan açıkça bahseden bir devlet, kıyı şeridine yerleşemez.
Bu bağlamda, İsrail'in tutumu inatçı değil, makul. Başkan Donald Trump'ın Erdoğan ile iyi ilişkileri olmasına rağmen, ABD yönetiminin de bunu böyle görmesi, Türkiye'yi Doha toplantısına davet etmeme kararıyla da gösterildiği gibi, memnuniyet verici.
Türk birliklerinin Gazze'ye girmesine izin vermek, Hamas'a ideolojik sempati duyan, liderliğiyle operasyonel bağları olan ve uluslararası kurumlar aracılığıyla İsrail'i cezalandırma geçmişine sahip bir aktörü misyonun kalbine yerleştirmek anlamına gelir. Bu istikrar sağlama değil sabotajdır; uluslararası bayrak altında getirilen bir Truva atıdır.
Görev güçlerine alternatif olarak İsrail'in Hamas'ı kendisinin ortadan kaldırması da maliyetsiz değildir.
Bu, uzun süreli İsrail askeri varlığını, uluslararası baskıyı ve can kayıplarını gerektirir. Ancak gerekçesi en azından anlaşılabilir. Görevi İsrail'in hedeflerine düşman bir güce devretmek ise anlaşılabilir değildir.
Türkiye'nin Doha'dan dışlanması Ankara'ya da bir mesaj gönderiyor: Sözlerin ve eylemlerin sonuçları vardır. Hamas'ı ortadan kaldırmakla görevli bir güç, Hamas'ı barındıran, finanse eden ve ideolojik olarak destekleyen bir devleti içeremez.
İstikrar misyonu, 7 Ekim'deki vahşeti gerçekleştiren terör örgütü yerine İsrail'i ortadan kaldırılması gereken bölgesel sorun olarak gören bir adamın liderliğindeki bir ülke tarafından yürütülemez."
Atilla Diş
18 Aralık 2025
Benzer Haberler

İspanya bir yol ayrımında: KAAN prototipleri TUSAŞ'ta sergilendi, Madrid'de taşlar yerinden oynadı

Denizin ortasında tuvaletsiz kaldılar: Dünyanın en modern uçak gemisinde sabotaj ihtimali

Çorlu'dan kalktı Sinop'ta vurdu! Bayraktar AKINCI'dan EREN mühimmatıyla tam isabet

NATO'da ortak tatbikat: Bayraktar TB3 Eurofighter ile uçtu

Ankara'da tarihi anlar! İki adet yerli HAVA SOJ uçağı başkent semalarında
