Yeni Zelanda’da Kim Kimi Vurdu?

-----

Oryantalist imge ve İslamofobik kafayla tarihin kurgulaştırılması ve ideolojiye dönüştürülmesinin son faciası Yeni Zelanda'da yaşandı. Ötekileştirilerek kendisine yabancılaştırılmak istenen Müslüman yahut terörist hedefi ile çalışan zihniyetin bahçesinden bir Frenkeştayn elindeki silah ile mabede, Müslümanlara saldırdı ve pek çok hayat kaybedildi. Kendisine ezber ettirilen tarihi manzumeyi manyakça bir maksada alet eden cani kurgulanan mesajı canlı yayında vererek tarihe kan düşürdü. Kim kime saldırdı?

Öncelikle bu adam kendi uygarlık değer ve ilkelerine ihanet etti: İnsan Hakları açısından baktığımızda Yeni Zelanda kasabı “Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.”, şeklindeki İnsan Hakları Beyannamesi madde 3'ü kurşunladı. İnsanların yaşama hakkı bir mutaassıp kafa tarafından tarihi imgeler suiistimal edilerek yok edildi. Tabi bu sırada Madde 5 yani Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz ilkesi de çiğnendi. Bir tarih frenkeştaynı şarjörünü insan haklarına boşalttı. Vaka bir ibadethane'de Cuma Namazı sırasında gerçekleştiği için, Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir şeklinde düzenlenmiş 18. Maddede yer alınan hakkın kullanılmasına saldırılmış oldu. Burada gösterilmeye çalışıldığı üzere Yeni Zelanda olayı bir İslamofobik eylem olmanın ötesinden İnsan Hakları Evrensel ilkelerine karşı da düzenlenmiş bir saldırıdır. Modern dünya hegemonik aklıyla medeniyetler çatışması bağlamında suiistimal ettiği din ve tarih kavramlarının neticesiyle bu olay vesilesi ile yüzleşmek durumunda kalmıştır. Bu bakımdan şahıs sadece İslam'a, doğuya ve onun tarihine değil Batının modern değerlerine de saldırmıştır.

Bu adam istisnai bir tip olmayıp bir sürecin ve kurgunun ürünüdür: Sputnik'e göre; 2011 yılında Norveç'te 77 kişiyi katletmiş olan ırkçı Anders Breivik'ten cami katliamına onay aldığını iddia eden Tarrant, portrelerden öğrenildiği kadarıyla Bruce Tüfek Kulübü'nün üyesi. TASAM sitesinde 2011'de yayınlanan Breivik vakasına dair yazımızda “Olaya göz atıldığında ve olayın failinin sitesindeki görüntüler tetkik edildiğinde çok derin tarihi atıflar görülmektedir. Tapınak Şövalyeler, Haçlı Seferleri, Osmanlı ve Türk algısındaki yaklaşım ve İslam'a dair bakış açısı, bunlara ek olarak Marksizme karşı alınan tutum hep tarihsel bir birikimin şahsın zihin dünyasına dair yansımalarıdır. Söylemler de ise Avrupa güncelindeki gelişmelerin popülist, demagog ve propagantist bir üslup dikkat çekmektedir. Şahıs ister bireysel olarak kendisini temsil etsin isterse de bir tüzel varlığın bireysel tezahürü olsun Avrupa kıtasında var olan bir aklı temsil etmektedir. Bu akıl tarih ve güncelden beslenmektedir.”, tespitini yaparken bundan 8 sene sonra aynıyla tekerrür edeceğini elbette düşünemez ve temenni de etmezdik. Dolayısıyla bu olayı münferit bir hadise gibi görmekten ziyade potansiyelleri her yerde çıkma ihtimali bulunan bir şuur altının varlığını görmek ve tedbir düşünmek gereklidir. Breivik'in onayı ve Tarrant'ın iddiası saçma bile görülse insanlar gerçekten hayatlarını kaybettiler.

Rüzgâr eken fırtına biçermiş. Medeniyetler Çatışması teziyle kendi küresel hegemonyalarına yeni bir iman ve hayatiyet aşılamak isteyen zihniyet esasında din ve tarih kavramına esastan bir darbe indirmiş de oldu. Burada esas olan tehlike din kavramının savaş ve çatışma üretmekten başka bir şeye yaramadığı ve tarihin de buna şahit olduğu mesajının bir silaha yazılarak tarihi olay ve şahıslarla somutlaşarak beşeriyete propagandasının yapılmış olmasıdır. Burada İslam ve insanlık yanında asıl büyük darbelerden biri de din kavramına vaki olmuştur. Şeytanın talim ettiği yola minnet eden bir zihniyet için elbette bu olay bir zafer mahiyetindeydi. 

Elbette zamanın ruhu da siber âlemde bu olaya şahitlik ederek sosyal medya milletinin insanlarına canlı yayınla bu katliam ulaştırıldı. CNN'de Irak'ın bombalanışını 90'ların başında canlı yayında izleyen bizler için zamanın ne kadar hızlı ve siber dünyanın nasıl ilerlediğini görmek bakımından da bu saldırı son derece manidardı. Geçmişte kiliselere yapılan saldırılarda Mısır nasıl sarsılmış, bu saldırılarda insani vicdanımızı nasıl lekelenmiş ve bahsettiğimiz tüm manalar açısından nasıl faciaydıysa, Yeni Zelanda saldırısı da korkunç yüzüyle hepimizi sarstı. Yeni Zelanda Başbakanının amasız, fakatsız, lakinsiz siz bize emanettiniz ve sizi koruyamadık şeklindeki açıklamaları ve olayı yönetiş biçimi ise bu karanlığa yakılan bir mum ışığı oldu.

Dinleri teke indirmeye yahut uzlaştırmaya çalışan diyalogcu kafa nasıl sakatsa ve manasızsa din kavramını madun göstermek isteyen de aynı oranda berbattır. Küresel ısınma kadar tehlikeli diğer bir şey ise küresel vicdansızlaşma ve merhametsizleşme ve bunun bir düzen haline gelmesidir. Stefan Zweig'in Merhamet romanında dediği gibi vicdan hatırladıkça hiç bir suç unutulmaz... Bu vicdan tüm kurguları aşacak kadar ferasetli ve hayat kadar gerçektir. Kim vurduya giden insanlığımıza sahip çıkmak için hala çok sebebimiz ve mesuliyetimiz var; bunun en başındaki ise kirletilmek istenen tarihimizdir. Bu meşum vaka Batının yüzüne döndürülen bir ayna ve kendisiyle yüzleşme vesilesi olmadıkça gol bizim kalede kalmaya devam edecektir.

Vesselam