Uzleti şöhrete tercih eden hakikat yolcusu: Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri
-----
2023-01-30 00:00:00
<p>Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri, halk içinde bilinmezliği
tercih ederek esas işi olan insanların gönlünü temizleme işini üstlenmiş bir
hakikat yolcusudur. Şabani Veli Hazretleri, dünyadaki görevinin (misyonunun) ne
olduğunun anlaşılması bakımından şu sözü oldukça önemlidir: “ Biz Allah’ın
emriyle hayvanları değil insanları gütmeye geldik. Hem de kurda kuşa
kaptırmıyoruz.” Bir hakikat yolcusunun
en önemli görevi önce insan anlayışı ile insanların gönlünü temizlemesi, yani
kalbin cilalanması ve temiz olan kalp sayesinde insanın kendi iradesiyle
Allah’a ulaşmasını sağlamasıdır. İşte
Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri de böyle biridir. İşte O’nun hayatından küçük
tespitler:</p><p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>GELİŞİNİZ GÜLE GÜLE
GİDİŞİNİZ GÜLE GÜLE OLSUN</b><br>
Kastamonu’ya gelip de O’nun şimdi ki dergâhını ziyaret ettiğinizde sizi tıpkı Hazreti
Peygamber S.a.v söylediği, tebessüm sadakadır, hadisi gibi, gelişiniz güle
güle, gidişiniz güle güle olsun diyen sözü karşılar. Hayatı boyunca tebessüm ve
güler yüzle insanları eğitmeyi amaç edinmiş bir hakikat yolcusudur O.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri Kastamonu Hanönü ilçesinde
dünyaya (1489) gözlerini açar. Ve 4
Mayıs 1569’da Kastamonu’da vefat eder. Halveti Tarikatı'nın, Cemaliyye şubesi'nin,
Şabaniyye kolu'nun kurucusu mutasavvıf hakikat yolcusudur. Hz. Pir Şaban-ı Velî
(k.s.), henüz dünyaya gelmeden babasını kaybettiği için yetim, üç yaşlarında
iken annesi vefat ettiğinden öksüz kalır. Daha sonraki hayatı, hayırsever bir
hanımın yanında geçer. Bu hanım, Şaban Efendi'yi, manevi evlâtlığa kabul
etmekle birlikte tahsilini yapmasında maddi ve manevi yardımlarını esirgemez.
Hatta tahsilini tamamlaması için İstanbul'a gönderir. Hz. Pir, ilk tahsilini
Taşköprü'de yapar. Aklî ve naklî ilimleri özellikle Kur-an, hadis, tefsir
ilimlerinde bilgilerini derinleştirmek için Kastamonu'ya gelir. Ancak
memleketindeki tahsille yetinmeyerek ilim ve fazilet diyarı olan İstanbul'a
gider ve tahsilini İstanbul Fatih Medreseleri'nde tamamlar. Öğrenim yıllarında
güzel ahlâkı, ağırbaşlılığı ve çalışkanlığı ile hocalarının teveccühüne mazhar
olur. Şeyh Şaban-ı Veli 9 yıl süren eğitimi süresince Eyüp Camii’sinde de kürsü
şeyhliği yapar. Kastamonu’ya giderken uğradığı Bolu'da Hayreddin Tokadi’nin
dergahının yanında konakladığında, dergahtaki zikire katılır. Zikirden sonra
Hayreddin Tokadi’ye biat eder ve 12 yıl şeyhin hizmetinde bulunur. 1530-1531
tarihinde Kastamonu’ya gönderilir. Önce Cemalattin Camii’sinin avlusuna
yerleşmiş, daha sonra Honsalar Camii’sinin içinde bir odaya yerleşmiştir. Hep
Kastamonu'da kalan ve Anadolu’nun dördüncü büyük evliyası kabul edilen[kaynak
belirtilmeli] Şeyh Şaban-ı Veli daha sonra vefatına kadar kalacağı Şeyh Sünneti
Efendi dergahına yerleşmiştir. Yedi yıl halvette kalarak evliyalık mertebesine
ulaşmıştır. Vefat ettikten sonra da türbesi burada inşa edilmiştir. Türbe, daha
sonraları hasar görmüş olup, 1902 yılında Mahmut Paşa tarafından yeniden inşa
edilmiştir.<br>
<br>
<b>HALKIN İTİBARİ DEĞİL HAKKIN İTİBARI
ÖNEMLİDİR <br>
</b>Şâbân-ı Velî’nin öne çıkan bir diğer şahsiyet özelliği ise, halktan itibar
beklememesi bilakis bundan da hayatı boyunca kaçmasıdır. Kastamonu’ya gelirken
hiç kimseden itibar beklememesi ve şöhretten kaçınması için azami gayret
sarfetmiştir. Bu da onun tam bir sûfî tavrıyla Allah’ın rızasından başka
kimseden her hangi bir şey beklemediğinin ve ihlâsının göstergesidir.
Menâkıbnâme müellifi Ömeru’l-Fuâdî’nin de belirttiği gibi, İsâ Dede’nin Şâbân-ı
Velî’ye “Boyacı” diye hitap etmesi, onun tam bir mürşid-i kâmil olduğuna,
insanın “nefs-i emmâre”sindeki kötü sıfatları “Allah’ın boyası”yla nûrâniyete
dönüştürme kābiliyetine vurgu yapılmaktadır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>FIKHI KONULARDA İŞİ
ERBABINA BIRAKIR</b> <br>
Şeyh Şâbân-ı Velî ehl-i ilim, bir zât olmasına rağmen kendisine sorulan fıkhî
sorulara cevap vermez, “Bu meseleye cevap vermek bize düşmez. Fıkhın şeyhi olan
müftülere düşer. Büyük şeyhler bu tür sorulara, müftüye git, sor diye cevap
verirlerdi” diyerek işi erbâbına bırakırlardı. Kendisi insanın manevi eğitimi
ile ilgilenir onların ahlakının düzelmesi için gayret ederlerdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>ŞERİAFT DAİRESİNDE
TASAVVUF <br>
</b>Tasavvuf erbabının dilindeki, “<b>Şerîat,
tarîkatın kabuğudur</b>” sözünün mânâsını açıklarken özellikle şeriatın yani
ilahi yasaların, Allah’ın kurallarının önemli olduğunun altını çizer ve bu sözü
şu şekilde açıklar: “ Sakın ha tarîkatla hakîkati elde ettikten sonra şerîat
artık gereksizdir diyerek dinden çıkmayınız. . Badem olgunlaşınca kabuğu
soyulur ve dışarı gider. Çünkü istenilen şey çekirdeğidir ve içindeki yağıdır,
kabuk ziyan olur ve gereksizdir, şerîat da böyledir” demeyesiniz. Bu söz açıkça
yanlış bir inanç, sapıklık ve küfürdür. Her ne kadar bademden kastedilen
çekirdeği ise de, ancak kabuğunun varlığı ve sağlamlığı ile badem olur. Kabuğu
olmadan badem olmaz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>ONU SEVENLERE
HEDİYESİ <br>
</b>Rivayete göre, Hazret “kutbiyet” makāmına erişince Allah’tan üç şey ister:<br>
1. Tarîkatına intisab edenlerden bir kimse seyr u sülûkun sırlarına haberdar olamadan
vefât ederse o kimseye son nefesinde, tevhîd-i zât zevkindenihsan
buyrulmasıdır.<br>
2. Tarîkat sâliklerinin cin ve peri tasallutundan, bilhassa sihir yapıcıların
sihirlerinden muhafaza olunmasıdır.<br>
3. Kıyamete kadar âriflerin eksik olmamasıdır.<b><o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><b>SÖZDEN ZİYADE HAL
ÖNEMLİDİR<br>
</b>0, ihlas derecesinde çok oruç tutar ve “Oruçlu ağzın zikri, marifetullah
kapısının anahtarıdır.”derdi. Şa’ban-ı Veli hazretlerinin şiir, nesir ve nutuk
iradı ile ilgili her hangi bir eseri yoktur. Bunun sebebi de kalden (sözden)
ziyade hale önem vermiş olmasıydı. Yaptığı her işte Allah rızasını gözetirdi.
Dünya arzusu yoktu. Etrafa gönderdiği halifelerinde de bu vasıfları arardı.
Kendisini çekemeyenler olmakla birlikte onların irşadı ve tesirleri bu derece
kalıcı olmadı. Osmanlı ülkesinin her
tarafına halifeler gönderdi. Üç yüz altmış zata hilafet duası etmiştir. Bu hal
kendisinden sorulduğunda, “Üç yüzüne ben dua ettim, altmışına Sultan-ı enbiya
dua ettiler.” demiştir. Şehrin Atabey Mahallesi’nde çıkan bir yangında yanan
bir tahta Honsalar Camii’ni de tutuşturdu. Ahşap olan binayı kurtarmak mümkün
olmadı. Yeniden yaptırmak isteyen dervişlerine Şeyh Şa’ban-ı Veli izin vermedi.
“Bu yanıkta bir hikmet vardır.” diyerek Hisarardı’nda Seyyid Sünneti Mescidi’ne
yakın bir eve taşındı. Bu ev Eyüb Halife tarafından hibe edildi. Şeyh Şa’ban-ı
Veli hayatta iken bu evde oturmak ve yerine geçecek şeyhlerin de oturmaları
için bir vakıfname tanzim etti. Para biriktirmez, nerede ise hepsini
dervişlerinin ve onların ailelerinin nafakalarınave darda kalanlara
harcardı.Şa’ban-ı Veli Hazretleri sadece insanlara değil, cinnilere de mürşid
olduğundan insan ve cinnin mürşidi anlamında kendisine Mürşidü’s-Sakaleyn
denirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"></p>
<p class="MsoNormal"><b>Kaynak</b>:
Ömeru’l-Fuâdî’nin Menâkıbnâmesine Göre Şeyh Şâbân-ı Velî’nin Tasavvufî
Şahsiyetine<br>
Bir Bakış* Mustafa AŞKAR<b> <br>
Tasavvufdergisi.net/DergiTamDetay.aspx?ID=330&Detay=Ozet<o:p></o:p></b></p>