Türkistanlılık 14: Dede Korkut-Askerlik; Silah-Savaş
Alp Ozanlar erdemidir; Mert yiğidi, mert yiğide tarif etmek… Sarı yaylar çekilince kabza ayrılsa, O zamanda Dedem der; “Kadir Allah koç yiğide yardım etsin.”, duasıyla Dedem Korkut soylar. Dede Korkut'un yeni metni ve 13. hikâyesini havi nüsha, Prof. Dr. Metin Ekici tarafından yayınlanan yeni Türkistan/Türkmen Sahra nüshasıyla kültürümüzün bir hazinesi daha malumumuz oldu. Türkistanlıların kurucu akıllarından olan Dede Korkut'un bu metininde de pek çok kültür unsurumuz söz konusu ediliyor.
Türklerin askerlikle ünsiyeti ve ordular yönetmedeki kabiliyeti dünya tarihinin şahit olduğu mümeyyiz vasıflarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Son günlerde Dede Korkut'un 13. Hikâyesi olarak keşfedilip neşredilen soylamalar ve 13. Boy okunduğunda Salur Kazan'ın Yedi Başlı Ejderha'yı öldürme hikâyesi öncesi soylamalarda, değerlendirilmeyi bekleyen pek çok kültür meselemiz yanında, Türk askeri nizamının silah- savaş gibi unsurlarına dair dikkat çekici bilgiler olduğu görülmektedir. İşte bu yazı, şu an bütünüyle hamma
Türkistanlılık 14: Dede Korkut-Askerlik; Silah-Savaş
Alp Ozanlar erdemidir; Mert yiğidi, mert yiğide tarif etmek… Sarı yaylar çekilince kabza ayrılsa, O zamanda Dedem der; “Kadir Allah koç yiğide yardım etsin.”, duasıyla Dedem Korkut soylar. Dede Korkut'un yeni metni ve 13. hikâyesini havi nüsha, Prof. Dr. Metin Ekici tarafından yayınlanan yeni Türkistan/Türkmen Sahra nüshasıyla kültürümüzün bir hazinesi daha malumumuz oldu. Türkistanlıların kurucu akıllarından olan Dede Korkut'un bu metininde de pek çok kültür unsurumuz söz konusu ediliyor.
Türklerin askerlikle ünsiyeti ve ordular yönetmedeki kabiliyeti dünya tarihinin şahit olduğu mümeyyiz vasıflarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Son günlerde Dede Korkut'un 13. Hikâyesi olarak keşfedilip neşredilen soylamalar ve 13. Boy okunduğunda Salur Kazan'ın Yedi Başlı Ejderha'yı öldürme hikâyesi öncesi soylamalarda, değerlendirilmeyi bekleyen pek çok kültür meselemiz yanında, Türk askeri nizamının silah- savaş gibi unsurlarına dair dikkat çekici bilgiler olduğu görülmektedir. İşte bu yazı, şu an bütünüyle hammadde bir metin olarak ortada duran bu yadigârın kültür tarihimiz açısından taşıdığı mana ve ehemmiyete dikkat çekmek babında, askerlik nizamımız örneğiyle, metnin tahkik edilerek analiz ve değerlendirmeye tabi tutulması gereğine işaret etmeye niyetlenmektedir. Âdeta bir maden ocağı hükmündeki bu metnin mütehassıslarınca ele alınarak kamuoyuna kültür hazineleri olarak sunulmasının gereğinden bahis ise her türlü izahtan varestedir.
Oğuz'un bu kitabında Dedem Korkut atam Türk'ün askeri nizamındaki silahlar ve bu cümleden savaşmaya dair bu hikâye vesilesi ilgi çekici malumat derç etmiştir. Bu meyanda verilen bilgiler babında öncelikle dikkati çeken silahlardır: Türk silahı olarak şüphesiz ilk akla ok ve yay gelir: “Sert yaylı ve hadeng oklu (Metin Ekici, Dede Korkut Kitabı Türkistan/Türkmen Sahra Nüshası, Soylamalar ve 13. Boy, Ötüken Neş., İstanbul, 2019, s. 157)” tabiriyle bu babda metinde ilk bilgiye ulaşırız. Burada savaşlarda Türklere faikıyet sağlayan güçlü Türk yayı ve hadeng olarak adlandırılan huş yahut kayın ağacından yapıldığı düşünülen oklara işaret edilir ki hadeng kelimesi edebiyat metinlerinde de mecazen pek çok yerde kullanılmıştır. İlerleyen satırlarda yay ve okun yapım ve kullanımına dair çok ilginç malumat verilmiştir: Boynuz ile gerilen sert yayları bilek çeker, Sapmayıp dümdüz giden oku parmak atar. (s. 160) Burada Komposit/ birleşik yay olarak değerlendirilen Türk yayının yapımında ağaç aksamın üzerine gücü ve sertliği ayarlamak üzere yerleştirilen boynuzdan bahsedilmesi önemlidir. Yayın yapımındaki bu ayrıntı metne aksetmiştir. Yine yay çekmede bileğin yayı kabzada güçlü tutmanın ve kirişi çeken bileğin düzlüğünün önemi ehlince malumdur. Nihayet düz dümdüz giden ok denilerek okların düzleştirilmiş özel ahşaptan nasıl imal edildiği ve oku parmak atar tabiriyle Türk mandalı denilen başparmağın iki parmakla kirişi tutarak yaptığı atışı düşündüren bir bilgi de calib-i dikkattir. Bu bilgilerden sonra ok ve yayın savaşta kullanım ve yararına dair değerlendirmeyi gördüğümüz satırlar gelir: “Boynuzdan yapılan sarı (metindeki yazımdan bu kelime renk gibi anlaşılsa da sarı değil kuvvetle muhtemel sârı (sağrıdan mülhem) olması icap eder; bunun manası ise at sırtında alınan deri ile kaplanmış yay demektir. Yayımlanan metinde bu husus yeni yayınlarda gözden geçirilmelidir. Türk yayının dışına sarılan malzemeye göre sârı (deri) ve toz (huş ağacı) ile kaplı olmak üzere iki çeşidi olduğunu da burada not düşmek isteriz.) yaylar er kuvveti, bilek gücü, Günü gelse, lazım olsa, Ak bilekte, geniş sırtta yıpranmasa, Yaylıkta (kırban-ara) taşınan sârı yaylar, Neye yarar, neye yarar; Sadakta taşınan seksen ok düşmana elçi, Günü gelse lazım olsa, Bir mert yiğit elçiliğe göndermese, Düşmanını bölük bölük göz önünden dağıtmasa Sadakta taşına seksen ok, Neye yarar, neye yarar (s. 165-166).” Aynı satırların devamında “Kara çelik sağlam kılıçlar er azası… Ala budaklı sürcidalar (mızrak) er boynuzu… Altı dilimli büyük gürzler er yumruğu… İpekle örülmüş ala kalkanlar er siperi (s. 166)” denilerek kullanılan sair silahlar da sayılır. Görüleceği gibi silahlar insan vücuduyla eşleştirilerek silahın mahiyeti ve işlevi canlı bir üslupla ortaya konulmuştur. Türkün silahları adeta vücudunun azaları gibi kendisiyle bütünleşmiş, birleşmiş görünüyor.
Dedem Korkut soylarken fevkalade canlı anlatımı içinde silahlar ve mahiyetlerini vermenin yanında gözümüzde savaş sahnesini de canlandırıverir. Biz bu tahkiyede, adeta, bir savaşın umumi hatlarıyla nasıl gerçekleştiğini görüveririz: Günü doğar, günü doğar; Bir geçitte iki ordu birbiriyle karşılaşsa, İki tarafta davullar dövünse, borazanlar çalınsa, Kara yerin üstünde zorlana zorlana savaş olsa; O savaşta sârı yaylar çekildiğinde kabza ayrılsa, Sahar oklar er dayansa, Uzun mızraklar dürtülünce delip geçse, Kara çelik sağlam kılıçlar çalınınca kan şorlasa, Koç yiğitler paramparça olup yere düşse… Ucu sivri mızraklar zorlusu, göğüs deler; Akça tozlu katı yaylar zorlusu, çekince bilek şişer; Üç yelekli sahar oklar zorlusu, hasma değince yürek yarar, Kaç sıçratır, er inletir; Kara çelik sağlam kılıç zorlusu, çalınınca baş öğütür, boyun vurur; Ala kalkan zorlusu, kuytuların kuytusunda eri korur… (s. 170-171) Metinde verilen bilgiler bize bir savaşın unsurları, gelişmesi ve mahiyetine dair önemli bilgiler verir. Davullar döğülse, borazanlar çalınsa denilerek mehterin Türk ordu teşkilatındaki yeri gösterilir. Savaşa başlarken ok atışı ile savaşa girilmesi Türk savaş stratejisinin önemli bir unsurudur ve burada da sıralama ok ve yayla başlar. Sahar oklar denilerek henüz mahiyetini tam bilemediğimiz bir ok türüne işaret edilir. Akça tozlu katı yaylar denirken toz tabiri yay yapımıyla alakalı teknik bir terim olarak ehlince bilinir ki manası yayın kaplandığı genel huş ağacının kabuğundan yapılan yayın ahşap ve üstüne yapışan boynuz ve sinir aksamının üstüne yapılan bir kaplama malzemesidir. Metinde akça tozlu denilerek gösterilen bu kelime Tozkoparan İskender ile okçuluk tarihimizde dikkate dokunur. Üç yelekli sahar oklar denerek bildiğimiz Türk okunun bilinen yapısından söz edilir. Yelek okun arkasına dümen vazifesi yapsın diye iliştirilen tüylerdir. İlerleyen satırlarda bir savaşçı ve yoldaşında olması beklenen nitelikler de dile getirilir: “Düşman saflarına dalıp hasım alıp döğüşmeye, Atılgan cesur yürekli, gözü kanlı, demir zırhlı, Ok yeleği uğultusunda korkmaz, Mert yiğidin yanında güvenilir yoldaş gerek; Er namusu erde gerek, er çabası erde gerek (s. 183).” Aynı mahiyette bir başka yerde; “Koç yiğitler ak bilekte, geniş sırtta yumuşatsa ak tozlu, katı yaylar sevinir; Düşmana erişip, giysi yırtıp, ciğer delip geçse üç yelekli sahar oklar sevinir; At sırtındaki hasma değince büküp yeryüzüne hop düşürse ala budaklı (sürcidalar/mızrak) sevinir; Boyun vurup baş uçursa kara çelik sağlam kılıçlar sevinir; Tolgaları çökertip alın yarıp kan fışkırtsa altı dilimli büyük gürzler sevinir; padişahlar önünde soy soylasa Dedem soyu alp ozanlar sevinir (s.189). Bir kültür tarihi metni olan Dede Korkut, Oğuzların askerlik tarihi ve kültürüne dair çok önemli malumatı bize böyle aktarır. Dil yadigârlarının kültür ve tarihi olanın aktarılıp, tespit edildiği muhafaza edildiği metinler olarak, sadece kutsanmayı, övülmeyi değil milli hafızamızın değerlendirilmeyi bekleyen maden ocakları olduğu unutulmamalıdır.
Metnin ilerleyen satırlarında “Kara çelik kılıcın keskini, sürcidanın parlağı, katı yaylar kabzası, sahar oklar temreni, altı dilimli gürzün dövdüğü (s. 175)” şeklindeki malumat yayın kabzasından da bahsederek Türk yayının bir parçasını daha bize tanıtır. Kabza yayın atılmak için tutulduğu kısmıdır. Yine sahar oklar temreni denilerek okun ucundaki metal kısma temren denildiğini de bize bildirir. Sert yaylı, hadeng oklu ( s. 176) denilen bir başka yerde Türk yayının gücü ve sertliğine bir kere daha işaret edilir. Okçuluğun önemi babında “Savaş meydanlarının çiçeği, Cebeci başı Afşar gibi, iyi yaycı, okçu olmalı (s. 178)” denilerek bu konuya verilen önem dile getirilir.
- Hikâyenin kahramanı olan Salur Kazan tavsif edilirken yine ok ve yay üzerinden ilginç bir anlatım vardır; “Adım Deli Dönmez iken, Ad kazanan Kazan idim; Kâfir Ala Demir Han'dan gelmiş idi, O kâfirin sârı yayı, On altı teke boynuzunda kurulmuş idi; İç Oğuz'un beyleri, Dış Oğuz'un beyleri Katı yayı geremez idi; Ak bileğimde, sırtımda gerginliği alıp çektim, Padişahtan vekilliği kazanan Kazan idim (s. 191)” sözleri ile gönderilen sert bir yayı çekerek nasıl onur ve ad kazandığını anlatırken yay çekme tekniğine dair çok ilginç bir ayrıntıyı da aktarır. Ak bileğimde, sırtımda gerginliği alıp çektim derken okçulukla uğraşanların iyi bileceği üzere, yay çekerken kiriş bilek ve parmaklar vesilesi ile tutulurken, mandallanırken doğru çekişin yay çekilen kolun sırt kasını kullanarak yay gerilmesi olduğu burada anlatılır; işte burada Kazan bize bu ayrıntıyı da şaşırtıcı bir şekilde anlatır. Sırtımda gerginliği almak sırt kasını kullanarak kol gücünün yetmediği, bileğin acze düştüğü yerde doğru teknik ile bu sert yayı nasıl alt ettiğini ve çektiğini anlatması Dedem Korkut metninin hoş bir latifesi olarak dikkate dokunuyor. Bunun yanında Hun yaylarında görülen parçalı boynuz döşenerek yapılan yay usulünün bir hatırasını hatırlatan on altı teke boynuzunda kurulmuş yay tabiri de dikkat çekicidir. (Bu hususu hatırlatan Adnan Mehel'e müteşekkirim) Metinde Salur Kazan tasvirinde boylama devam eder: “Bir gün ademler evreni, İslam dini kuvveti, konur atlı, Salur iği, Eymür'ün sevinci, Dulkadir delisi, Savalan Dağı yaylaklı, Sarıkamış kışlaklı, seksen bir er heybetli, kara çelik kılıcın keskini, sürcidanın çeviği, sahar okların temreni, Azerbaycan lengeri, Padişahın vekili, Ulaş oğlu Kazan; kara yazın en sıcak günlerinde ava çıkmış, tazısıyla av arıyordu (s. 201).” Burada konumuz bakımından ilginç olan daha önce silah ile insan arasında kurulan özdeşlik burada Salur Kazan'a aktarılarak Kazan silah sıfatları ittisaf edilmiştir. Hikâye devam ederken Kazan yatar halde gördüğü Ejderhanın yanına gelir; “Yatmış, uyurken er öldürmek mertlik olmaz. Hile ile bir kişiyi vurmak, er oğluna yakışan bir vuruşma olmaz”, der ve sadağından sahar bir ok çıkarır ve oku ejderhaya atıp uyandırır(s. 202). Türk'ün savaşta bile mertliğini savaş felsefesi bağlamında vurgulayan bu bilgi savaşa başlangıcın usulünü de işaret eder. Akabinde olay gelişir ve nihayetinde; “Hemen sadağında bulunan okları çıkardı, seksen oku önüne döküp birbiri ardınca ejderhaya attı. Oklanan ejderhada daha sömürecek hal kalmadı, can çekişmeye başladı. Kazan, kara çelik sağlam kılıcını eline alıp kılıcıyla ejderhanın üstüne yürüdü ve yedi başını da boynundan kılıçla kesip yere düşürdü. Ejderhanın ağusu yere dökülünce, yeryüzüne alevler saçılıp her yeri ateş sardı. Kazan, ejderhaya hançerini sapladı, kılıcını sapladı, bıçağını sapladı ve ejderhanın üstüne bağdaş kurup oturdu(s. 203).” Burada ejderhayla yaşanan bu vuruşma münasebetiyle Türk savaş usulünün esaslarını görürüz; Oklarını önüne döküp atmaya başlamak, İbn Haldun'un da işaret ettiği üzere, Türk savaş tabyasının, savaşa başlama şeklinin tipik bir numunesidir. Metindeki malumat ok atışı sonrası at üstünde yahut yaya kılıç çekip düşmana yürümek şeklinde savaşın gelişimi ve neticesinde görülen usulleri hatırlatır mahiyettedir. Görüleceği üzere, 13. Hikâyede Salur Kazan anlatılırken Oğuz'un savaş nizamı, Türk askerlik kültürünün pek çok önemli unsuru ortaya konulmaktadır. Bağdaş kurup oturması ise eski minyatürlerden beri bilindiği üzere Türk oturuşu olarak erbabının malumu, milletimizin ise pratiğinde vaki bir haldir. Hikâyenin bitiminde nihayet askerlik kültürüne dair fevkalade ilginç bilgiler bulunuyor; “Lala (Kazan'ın lalası Kılbaş) en iyi ustaları getirtip ejderhanın derisini yüzdürdü. Kazan, ejderhanın derisinden, korkusuz bedenine giysi diktirdi; akça tozlu yayına kiriş? (metinde kırman) gerdirdi; üç yelekli sahar oklarına sadak diktirdi; kara çelik sağlam kılıcına kın yaptırdı; altı dilimli kubbe şeklindeki gürzüne kılıf diktirdi; albudak sürcidasına kap yaptırdı; kurt tokalı Konur At'ının eyerine örtü diktirdi…(s. 203).” Deri kullanımının Türk silah kültüründeki yerini gösteren bu kayıtlarda deriden tirkeş, sadak, kın, kılıf gibi malzemenin imalini de bilvesile görüyoruz. Burada metinde düzeltilmesi gereğini düşündüğümüz bir hususu da ifade etmek isteriz ki akça tozlu yayına kiriş? (metinde kırban yahut kurban) gerdirdi şeklindeki Türkiye Türkçesine aktarımdaki kelime kiriş değil muhtemelen yay kılıfı, sadak olmalıdır. Kırban/kurban yay kılıfı, mahfazası manasına okçuluk ve divan edebiyatında görülen bir kelimedir. Kazan, akça tozlu yayına belli ki yay kılıfı yaptırmış, deriden kiriş burada naçizane pek doğru bir aktarım gibi gözükmemektedir; gelenekte kırban/kurban da zaten bu manaya kullanılmamıştır.
Hülasa Türk savaş kültürü bu Dede Korkut'un bu yeni hikâyesi üzerinden ilginç ayrıntıları dikkatimize sunarak bize ulaştırıyor. Dedem Korkut'un soy soylayıp boy boyladığı bu hikâyede kültürümüze dair pek çok meselesinin meknuz olduğu ortadadır. Milli bir aklın kendisini bulmasını bekleyen bu değerler bizi köklerimizden geleceğe bağlıyor.
Dedem Korkut duasıyla bitirelim: İfitiracıların ağzında, fitnecilerin dilinden, Kuru iftira belasında, Dedem der; Hakk Teâlâ korusun canınız…
Vesselam
Türkistanlılık 14: Dede Korkut-Askerlik; Silah-Savaş
Alp Ozanlar erdemidir; Mert yiğidi, mert yiğide tarif etmek… Sarı yaylar çekilince kabza ayrılsa, O zamanda Dedem der; “Kadir Allah koç yiğide yardım etsin.”, duasıyla Dedem Korkut soylar. Dede Korkut'un yeni metni ve 13. hikâyesini havi nüsha, Prof. Dr. Metin Ekici tarafından yayınlanan yeni Türkistan/Türkmen Sahra nüshasıyla kültürümüzün bir hazinesi daha malumumuz oldu. Türkistanlıların kurucu akıllarından olan Dede Korkut'un bu metininde de pek çok kültür unsurumuz söz konusu ediliyor.
Türklerin askerlikle ünsiyeti ve ordular yönetmedeki kabiliyeti dünya tarihinin şahit olduğu mümeyyiz vasıflarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Son günlerde Dede Korkut'un 13. Hikâyesi olarak keşfedilip neşredilen soylamalar ve 13. Boy okunduğunda Salur Kazan'ın Yedi Başlı Ejderha'yı öldürme hikâyesi öncesi soylamalarda, değerlendirilmeyi bekleyen pek çok kültür meselemiz yanında, Türk askeri nizamının silah- savaş gibi unsurlarına dair dikkat çekici bilgiler olduğu görülmektedir. İşte bu yazı, şu an bütünüyle hammadde bir metin olarak ortada duran bu yadigârın kültür tarihimiz açısından taşıdığı mana ve ehemmiyete dikkat çekmek babında, askerlik nizamımız örneğiyle, metnin tahkik edilerek analiz ve değerlendirmeye tabi tutulması gereğine işaret etmeye niyetlenmektedir. Âdeta bir maden ocağı hükmündeki bu metnin mütehassıslarınca ele alınarak kamuoyuna kültür hazineleri olarak sunulmasının gereğinden bahis ise her türlü izahtan varestedir.
Oğuz'un bu kitabında Dedem Korkut atam Türk'ün askeri nizamındaki silahlar ve bu cümleden savaşmaya dair bu hikâye vesilesi ilgi çekici malumat derç etmiştir. Bu meyanda verilen bilgiler babında öncelikle dikkati çeken silahlardır: Türk silahı olarak şüphesiz ilk akla ok ve yay gelir: “Sert yaylı ve hadeng oklu (Metin Ekici, Dede Korkut Kitabı Türkistan/Türkmen Sahra Nüshası, Soylamalar ve 13. Boy, Ötüken Neş., İstanbul, 2019, s. 157)” tabiriyle bu babda metinde ilk bilgiye ulaşırız. Burada savaşlarda Türklere faikıyet sağlayan güçlü Türk yayı ve hadeng olarak adlandırılan huş yahut kayın ağacından yapıldığı düşünülen oklara işaret edilir ki hadeng kelimesi edebiyat metinlerinde de mecazen pek çok yerde kullanılmıştır. İlerleyen satırlarda yay ve okun yapım ve kullanımına dair çok ilginç malumat verilmiştir: Boynuz ile gerilen sert yayları bilek çeker, Sapmayıp dümdüz giden oku parmak atar. (s. 160) Burada Komposit/ birleşik yay olarak değerlendirilen Türk yayının yapımında ağaç aksamın üzerine gücü ve sertliği ayarlamak üzere yerleştirilen boynuzdan bahsedilmesi önemlidir. Yayın yapımındaki bu ayrıntı metne aksetmiştir. Yine yay çekmede bileğin yayı kabzada güçlü tutmanın ve kirişi çeken bileğin düzlüğünün önemi ehlince malumdur. Nihayet düz dümdüz giden ok denilerek okların düzleştirilmiş özel ahşaptan nasıl imal edildiği ve oku parmak atar tabiriyle Türk mandalı denilen başparmağın iki parmakla kirişi tutarak yaptığı atışı düşündüren bir bilgi de calib-i dikkattir. Bu bilgilerden sonra ok ve yayın savaşta kullanım ve yararına dair değerlendirmeyi gördüğümüz satırlar gelir: “Boynuzdan yapılan sarı (metindeki yazımdan bu kelime renk gibi anlaşılsa da sarı değil kuvvetle muhtemel sârı (sağrıdan mülhem) olması icap eder; bunun manası ise at sırtında alınan deri ile kaplanmış yay demektir. Yayımlanan metinde bu husus yeni yayınlarda gözden geçirilmelidir. Türk yayının dışına sarılan malzemeye göre sârı (deri) ve toz (huş ağacı) ile kaplı olmak üzere iki çeşidi olduğunu da burada not düşmek isteriz.) yaylar er kuvveti, bilek gücü, Günü gelse, lazım olsa, Ak bilekte, geniş sırtta yıpranmasa, Yaylıkta (kırban-ara) taşınan sârı yaylar, Neye yarar, neye yarar; Sadakta taşınan seksen ok düşmana elçi, Günü gelse lazım olsa, Bir mert yiğit elçiliğe göndermese, Düşmanını bölük bölük göz önünden dağıtmasa Sadakta taşına seksen ok, Neye yarar, neye yarar (s. 165-166).” Aynı satırların devamında “Kara çelik sağlam kılıçlar er azası… Ala budaklı sürcidalar (mızrak) er boynuzu… Altı dilimli büyük gürzler er yumruğu… İpekle örülmüş ala kalkanlar er siperi (s. 166)” denilerek kullanılan sair silahlar da sayılır. Görüleceği gibi silahlar insan vücuduyla eşleştirilerek silahın mahiyeti ve işlevi canlı bir üslupla ortaya konulmuştur. Türkün silahları adeta vücudunun azaları gibi kendisiyle bütünleşmiş, birleşmiş görünüyor.
Dedem Korkut soylarken fevkalade canlı anlatımı içinde silahlar ve mahiyetlerini vermenin yanında gözümüzde savaş sahnesini de canlandırıverir. Biz bu tahkiyede, adeta, bir savaşın umumi hatlarıyla nasıl gerçekleştiğini görüveririz: Günü doğar, günü doğar; Bir geçitte iki ordu birbiriyle karşılaşsa, İki tarafta davullar dövünse, borazanlar çalınsa, Kara yerin üstünde zorlana zorlana savaş olsa; O savaşta sârı yaylar çekildiğinde kabza ayrılsa, Sahar oklar er dayansa, Uzun mızraklar dürtülünce delip geçse, Kara çelik sağlam kılıçlar çalınınca kan şorlasa, Koç yiğitler paramparça olup yere düşse… Ucu sivri mızraklar zorlusu, göğüs deler; Akça tozlu katı yaylar zorlusu, çekince bilek şişer; Üç yelekli sahar oklar zorlusu, hasma değince yürek yarar, Kaç sıçratır, er inletir; Kara çelik sağlam kılıç zorlusu, çalınınca baş öğütür, boyun vurur; Ala kalkan zorlusu, kuytuların kuytusunda eri korur… (s. 170-171) Metinde verilen bilgiler bize bir savaşın unsurları, gelişmesi ve mahiyetine dair önemli bilgiler verir. Davullar döğülse, borazanlar çalınsa denilerek mehterin Türk ordu teşkilatındaki yeri gösterilir. Savaşa başlarken ok atışı ile savaşa girilmesi Türk savaş stratejisinin önemli bir unsurudur ve burada da sıralama ok ve yayla başlar. Sahar oklar denilerek henüz mahiyetini tam bilemediğimiz bir ok türüne işaret edilir. Akça tozlu katı yaylar denirken toz tabiri yay yapımıyla alakalı teknik bir terim olarak ehlince bilinir ki manası yayın kaplandığı genel huş ağacının kabuğundan yapılan yayın ahşap ve üstüne yapışan boynuz ve sinir aksamının üstüne yapılan bir kaplama malzemesidir. Metinde akça tozlu denilerek gösterilen bu kelime Tozkoparan İskender ile okçuluk tarihimizde dikkate dokunur. Üç yelekli sahar oklar denerek bildiğimiz Türk okunun bilinen yapısından söz edilir. Yelek okun arkasına dümen vazifesi yapsın diye iliştirilen tüylerdir. İlerleyen satırlarda bir savaşçı ve yoldaşında olması beklenen nitelikler de dile getirilir: “Düşman saflarına dalıp hasım alıp döğüşmeye, Atılgan cesur yürekli, gözü kanlı, demir zırhlı, Ok yeleği uğultusunda korkmaz, Mert yiğidin yanında güvenilir yoldaş gerek; Er namusu erde gerek, er çabası erde gerek (s. 183).” Aynı mahiyette bir başka yerde; “Koç yiğitler ak bilekte, geniş sırtta yumuşatsa ak tozlu, katı yaylar sevinir; Düşmana erişip, giysi yırtıp, ciğer delip geçse üç yelekli sahar oklar sevinir; At sırtındaki hasma değince büküp yeryüzüne hop düşürse ala budaklı (sürcidalar/mızrak) sevinir; Boyun vurup baş uçursa kara çelik sağlam kılıçlar sevinir; Tolgaları çökertip alın yarıp kan fışkırtsa altı dilimli büyük gürzler sevinir; padişahlar önünde soy soylasa Dedem soyu alp ozanlar sevinir (s.189). Bir kültür tarihi metni olan Dede Korkut, Oğuzların askerlik tarihi ve kültürüne dair çok önemli malumatı bize böyle aktarır. Dil yadigârlarının kültür ve tarihi olanın aktarılıp, tespit edildiği muhafaza edildiği metinler olarak, sadece kutsanmayı, övülmeyi değil milli hafızamızın değerlendirilmeyi bekleyen maden ocakları olduğu unutulmamalıdır.
Metnin ilerleyen satırlarında “Kara çelik kılıcın keskini, sürcidanın parlağı, katı yaylar kabzası, sahar oklar temreni, altı dilimli gürzün dövdüğü (s. 175)” şeklindeki malumat yayın kabzasından da bahsederek Türk yayının bir parçasını daha bize tanıtır. Kabza yayın atılmak için tutulduğu kısmıdır. Yine sahar oklar temreni denilerek okun ucundaki metal kısma temren denildiğini de bize bildirir. Sert yaylı, hadeng oklu ( s. 176) denilen bir başka yerde Türk yayının gücü ve sertliğine bir kere daha işaret edilir. Okçuluğun önemi babında “Savaş meydanlarının çiçeği, Cebeci başı Afşar gibi, iyi yaycı, okçu olmalı (s. 178)” denilerek bu konuya verilen önem dile getirilir.
- Hikâyenin kahramanı olan Salur Kazan tavsif edilirken yine ok ve yay üzerinden ilginç bir anlatım vardır; “Adım Deli Dönmez iken, Ad kazanan Kazan idim; Kâfir Ala Demir Han'dan gelmiş idi, O kâfirin sârı yayı, On altı teke boynuzunda kurulmuş idi; İç Oğuz'un beyleri, Dış Oğuz'un beyleri Katı yayı geremez idi; Ak bileğimde, sırtımda gerginliği alıp çektim, Padişahtan vekilliği kazanan Kazan idim (s. 191)” sözleri ile gönderilen sert bir yayı çekerek nasıl onur ve ad kazandığını anlatırken yay çekme tekniğine dair çok ilginç bir ayrıntıyı da aktarır. Ak bileğimde, sırtımda gerginliği alıp çektim derken okçulukla uğraşanların iyi bileceği üzere, yay çekerken kiriş bilek ve parmaklar vesilesi ile tutulurken, mandallanırken doğru çekişin yay çekilen kolun sırt kasını kullanarak yay gerilmesi olduğu burada anlatılır; işte burada Kazan bize bu ayrıntıyı da şaşırtıcı bir şekilde anlatır. Sırtımda gerginliği almak sırt kasını kullanarak kol gücünün yetmediği, bileğin acze düştüğü yerde doğru teknik ile bu sert yayı nasıl alt ettiğini ve çektiğini anlatması Dedem Korkut metninin hoş bir latifesi olarak dikkate dokunuyor. Bunun yanında Hun yaylarında görülen parçalı boynuz döşenerek yapılan yay usulünün bir hatırasını hatırlatan on altı teke boynuzunda kurulmuş yay tabiri de dikkat çekicidir. (Bu hususu hatırlatan Adnan Mehel'e müteşekkirim) Metinde Salur Kazan tasvirinde boylama devam eder: “Bir gün ademler evreni, İslam dini kuvveti, konur atlı, Salur iği, Eymür'ün sevinci, Dulkadir delisi, Savalan Dağı yaylaklı, Sarıkamış kışlaklı, seksen bir er heybetli, kara çelik kılıcın keskini, sürcidanın çeviği, sahar okların temreni, Azerbaycan lengeri, Padişahın vekili, Ulaş oğlu Kazan; kara yazın en sıcak günlerinde ava çıkmış, tazısıyla av arıyordu (s. 201).” Burada konumuz bakımından ilginç olan daha önce silah ile insan arasında kurulan özdeşlik burada Salur Kazan'a aktarılarak Kazan silah sıfatları ittisaf edilmiştir. Hikâye devam ederken Kazan yatar halde gördüğü Ejderhanın yanına gelir; “Yatmış, uyurken er öldürmek mertlik olmaz. Hile ile bir kişiyi vurmak, er oğluna yakışan bir vuruşma olmaz”, der ve sadağından sahar bir ok çıkarır ve oku ejderhaya atıp uyandırır(s. 202). Türk'ün savaşta bile mertliğini savaş felsefesi bağlamında vurgulayan bu bilgi savaşa başlangıcın usulünü de işaret eder. Akabinde olay gelişir ve nihayetinde; “Hemen sadağında bulunan okları çıkardı, seksen oku önüne döküp birbiri ardınca ejderhaya attı. Oklanan ejderhada daha sömürecek hal kalmadı, can çekişmeye başladı. Kazan, kara çelik sağlam kılıcını eline alıp kılıcıyla ejderhanın üstüne yürüdü ve yedi başını da boynundan kılıçla kesip yere düşürdü. Ejderhanın ağusu yere dökülünce, yeryüzüne alevler saçılıp her yeri ateş sardı. Kazan, ejderhaya hançerini sapladı, kılıcını sapladı, bıçağını sapladı ve ejderhanın üstüne bağdaş kurup oturdu(s. 203).” Burada ejderhayla yaşanan bu vuruşma münasebetiyle Türk savaş usulünün esaslarını görürüz; Oklarını önüne döküp atmaya başlamak, İbn Haldun'un da işaret ettiği üzere, Türk savaş tabyasının, savaşa başlama şeklinin tipik bir numunesidir. Metindeki malumat ok atışı sonrası at üstünde yahut yaya kılıç çekip düşmana yürümek şeklinde savaşın gelişimi ve neticesinde görülen usulleri hatırlatır mahiyettedir. Görüleceği üzere, 13. Hikâyede Salur Kazan anlatılırken Oğuz'un savaş nizamı, Türk askerlik kültürünün pek çok önemli unsuru ortaya konulmaktadır. Bağdaş kurup oturması ise eski minyatürlerden beri bilindiği üzere Türk oturuşu olarak erbabının malumu, milletimizin ise pratiğinde vaki bir haldir. Hikâyenin bitiminde nihayet askerlik kültürüne dair fevkalade ilginç bilgiler bulunuyor; “Lala (Kazan'ın lalası Kılbaş) en iyi ustaları getirtip ejderhanın derisini yüzdürdü. Kazan, ejderhanın derisinden, korkusuz bedenine giysi diktirdi; akça tozlu yayına kiriş? (metinde kırman) gerdirdi; üç yelekli sahar oklarına sadak diktirdi; kara çelik sağlam kılıcına kın yaptırdı; altı dilimli kubbe şeklindeki gürzüne kılıf diktirdi; albudak sürcidasına kap yaptırdı; kurt tokalı Konur At'ının eyerine örtü diktirdi…(s. 203).” Deri kullanımının Türk silah kültüründeki yerini gösteren bu kayıtlarda deriden tirkeş, sadak, kın, kılıf gibi malzemenin imalini de bilvesile görüyoruz. Burada metinde düzeltilmesi gereğini düşündüğümüz bir hususu da ifade etmek isteriz ki akça tozlu yayına kiriş? (metinde kırban yahut kurban) gerdirdi şeklindeki Türkiye Türkçesine aktarımdaki kelime kiriş değil muhtemelen yay kılıfı, sadak olmalıdır. Kırban/kurban yay kılıfı, mahfazası manasına okçuluk ve divan edebiyatında görülen bir kelimedir. Kazan, akça tozlu yayına belli ki yay kılıfı yaptırmış, deriden kiriş burada naçizane pek doğru bir aktarım gibi gözükmemektedir; gelenekte kırban/kurban da zaten bu manaya kullanılmamıştır.
Hülasa Türk savaş kültürü bu Dede Korkut'un bu yeni hikâyesi üzerinden ilginç ayrıntıları dikkatimize sunarak bize ulaştırıyor. Dedem Korkut'un soy soylayıp boy boyladığı bu hikâyede kültürümüze dair pek çok meselesinin meknuz olduğu ortadadır. Milli bir aklın kendisini bulmasını bekleyen bu değerler bizi köklerimizden geleceğe bağlıyor.
Dedem Korkut duasıyla bitirelim: İfitiracıların ağzında, fitnecilerin dilinden, Kuru iftira belasında, Dedem der; Hakk Teâlâ korusun canınız…
Vesselam
dde bir metin olarak ortada duran bu yadigârın kültür tarihimiz açısından taşıdığı mana ve ehemmiyete dikkat çekmek babında, askerlik nizamımız örneğiyle, metnin tahkik edilerek analiz ve değerlendirmeye tabi tutulması gereğine işaret etmeye niyetlenmektedir. Âdeta bir maden ocağı hükmündeki bu metnin mütehassıslarınca ele alınarak kamuoyuna kültür hazineleri olarak sunulmasının gereğinden bahis ise her türlü izahtan varestedir.
Oğuz'un bu kitabında Dedem Korkut atam Türk'ün askeri nizamındaki silahlar ve bu cümleden savaşmaya dair bu hikâye vesilesi ilgi çekici malumat derç etmiştir. Bu meyanda verilen bilgiler babında öncelikle dikkati çeken silahlardır: Türk silahı olarak şüphesiz ilk akla ok ve yay gelir: “Sert yaylı ve hadeng oklu (Metin Ekici, Dede Korkut Kitabı Türkistan/Türkmen Sahra Nüshası, Soylamalar ve 13. Boy, Ötüken Neş., İstanbul, 2019, s. 157)” tabiriyle bu babda metinde ilk bilgiye ulaşırız. Burada savaşlarda Türklere faikıyet sağlayan güçlü Türk yayı ve hadeng olarak adlandırılan huş yahut kayın ağacından yapıldığı düşünülen oklara işaret edilir ki hadeng kelimesi edebiyat metinlerinde de mecazen pek çok yerde kullanılmıştır. İlerleyen satırlarda yay ve okun yapım ve kullanımına dair çok ilginç malumat verilmiştir: Boynuz ile gerilen sert yayları bilek çeker, Sapmayıp dümdüz giden oku parmak atar. (s. 160) Burada Komposit/ birleşik yay olarak değerlendirilen Türk yayının yapımında ağaç aksamın üzerine gücü ve sertliği ayarlamak üzere yerleştirilen boynuzdan bahsedilmesi önemlidir. Yayın yapımındaki bu ayrıntı metne aksetmiştir. Yine yay çekmede bileğin yayı kabzada güçlü tutmanın ve kirişi çeken bileğin düzlüğünün önemi ehlince malumdur. Nihayet düz dümdüz giden ok denilerek okların düzleştirilmiş özel ahşaptan nasıl imal edildiği ve oku parmak atar tabiriyle Türk mandalı denilen başparmağın iki parmakla kirişi tutarak yaptığı atışı düşündüren bir bilgi de calib-i dikkattir. Bu bilgilerden sonra ok ve yayın savaşta kullanım ve yararına dair değerlendirmeyi gördüğümüz satırlar gelir: “Boynuzdan yapılan sarı (metindeki yazımdan bu kelime renk gibi anlaşılsa da sarı değil kuvvetle muhtemel sârı (sağrıdan mülhem) olması icap eder; bunun manası ise at sırtında alınan deri ile kaplanmış yay demektir. Yayımlanan metinde bu husus yeni yayınlarda gözden geçirilmelidir. Türk yayının dışına sarılan malzemeye göre sârı (deri) ve toz (huş ağacı) ile kaplı olmak üzere iki çeşidi olduğunu da burada not düşmek isteriz.) yaylar er kuvveti, bilek gücü, Günü gelse, lazım olsa, Ak bilekte, geniş sırtta yıpranmasa, Yaylıkta (kırban-ara) taşınan sârı yaylar, Neye yarar, neye yarar; Sadakta taşınan seksen ok düşmana elçi, Günü gelse lazım olsa, Bir mert yiğit elçiliğe göndermese, Düşmanını bölük bölük göz önünden dağıtmasa Sadakta taşına seksen ok, Neye yarar, neye yarar (s. 165-166).” Aynı satırların devamında “Kara çelik sağlam kılıçlar er azası… Ala budaklı sürcidalar (mızrak) er boynuzu… Altı dilimli büyük gürzler er yumruğu… İpekle örülmüş ala kalkanlar er siperi (s. 166)” denilerek kullanılan sair silahlar da sayılır. Görüleceği gibi silahlar insan vücuduyla eşleştirilerek silahın mahiyeti ve işlevi canlı bir üslupla ortaya konulmuştur. Türkün silahları adeta vücudunun azaları gibi kendisiyle bütünleşmiş, birleşmiş görünüyor.
Dedem Korkut soylarken fevkalade canlı anlatımı içinde silahlar ve mahiyetlerini vermenin yanında gözümüzde savaş sahnesini de canlandırıverir. Biz bu tahkiyede, adeta, bir savaşın umumi hatlarıyla nasıl gerçekleştiğini görüveririz: Günü doğar, günü doğar; Bir geçitte iki ordu birbiriyle karşılaşsa, İki tarafta davullar dövünse, borazanlar çalınsa, Kara yerin üstünde zorlana zorlana savaş olsa; O savaşta sârı yaylar çekildiğinde kabza ayrılsa, Sahar oklar er dayansa, Uzun mızraklar dürtülünce delip geçse, Kara çelik sağlam kılıçlar çalınınca kan şorlasa, Koç yiğitler paramparça olup yere düşse… Ucu sivri mızraklar zorlusu, göğüs deler; Akça tozlu katı yaylar zorlusu, çekince bilek şişer; Üç yelekli sahar oklar zorlusu, hasma değince yürek yarar, Kaç sıçratır, er inletir; Kara çelik sağlam kılıç zorlusu, çalınınca baş öğütür, boyun vurur; Ala kalkan zorlusu, kuytuların kuytusunda eri korur… (s. 170-171) Metinde verilen bilgiler bize bir savaşın unsurları, gelişmesi ve mahiyetine dair önemli bilgiler verir. Davullar döğülse, borazanlar çalınsa denilerek mehterin Türk ordu teşkilatındaki yeri gösterilir. Savaşa başlarken ok atışı ile savaşa girilmesi Türk savaş stratejisinin önemli bir unsurudur ve burada da sıralama ok ve yayla başlar. Sahar oklar denilerek henüz mahiyetini tam bilemediğimiz bir ok türüne işaret edilir. Akça tozlu katı yaylar denirken toz tabiri yay yapımıyla alakalı teknik bir terim olarak ehlince bilinir ki manası yayın kaplandığı genel huş ağacının kabuğundan yapılan yayın ahşap ve üstüne yapışan boynuz ve sinir aksamının üstüne yapılan bir kaplama malzemesidir. Metinde akça tozlu denilerek gösterilen bu kelime Tozkoparan İskender ile okçuluk tarihimizde dikkate dokunur. Üç yelekli sahar oklar denerek bildiğimiz Türk okunun bilinen yapısından söz edilir. Yelek okun arkasına dümen vazifesi yapsın diye iliştirilen tüylerdir. İlerleyen satırlarda bir savaşçı ve yoldaşında olması beklenen nitelikler de dile getirilir: “Düşman saflarına dalıp hasım alıp döğüşmeye, Atılgan cesur yürekli, gözü kanlı, demir zırhlı, Ok yeleği uğultusunda korkmaz, Mert yiğidin yanında güvenilir yoldaş gerek; Er namusu erde gerek, er çabası erde gerek (s. 183).” Aynı mahiyette bir başka yerde; “Koç yiğitler ak bilekte, geniş sırtta yumuşatsa ak tozlu, katı yaylar sevinir; Düşmana erişip, giysi yırtıp, ciğer delip geçse üç yelekli sahar oklar sevinir; At sırtındaki hasma değince büküp yeryüzüne hop düşürse ala budaklı (sürcidalar/mızrak) sevinir; Boyun vurup baş uçursa kara çelik sağlam kılıçlar sevinir; Tolgaları çökertip alın yarıp kan fışkırtsa altı dilimli büyük gürzler sevinir; padişahlar önünde soy soylasa Dedem soyu alp ozanlar sevinir (s.189). Bir kültür tarihi metni olan Dede Korkut, Oğuzların askerlik tarihi ve kültürüne dair çok önemli malumatı bize böyle aktarır. Dil yadigârlarının kültür ve tarihi olanın aktarılıp, tespit edildiği muhafaza edildiği metinler olarak, sadece kutsanmayı, övülmeyi değil milli hafızamızın değerlendirilmeyi bekleyen maden ocakları olduğu unutulmamalıdır.