Türkistan Çölaşan’dan büyüktür!
Yıllar önce ihtisas saham Memlûkler konusunda hazırladığım ilmi bir kitabı çok bilinen! bir yayınevine göndermiştim. Yayınevi sahibi alâyı vâlâ ile bu eseri basmayı kabul etti. Hatta bana bir kitap hacminde bir sözleşme bile yollayıp, kitabın basılacağını da kendi web sitesinden duyurdu. Biz oturduk editör beyefendi ile çalıştık; düzeltmeler yapıldı falan.
Sonunda ne mi oldu? Yayınevinin sahibi, Memlûklere dair bir çalışmada, Türklerin Orta Asya'dan göçtüğü tespitimi beğenmediğini, kendisinin bu inançta olmadığını, olsa olsa Özal zamanında gelen Özbeklerin böyle düşünülebileceğini ve kitabı Türk Milliyetçiliği bakış açısı ile yazdığımı söyleyen bir mektup yollayarak kitabı her nedense? basmaktan son anda ve sırf bu gerekçe ile vazgeçti. Beyefendinin inançları benim akademik gerçeklerim ve gerekçelerimin önüne geçivermişti birden.
Bende kendisine nasıl bir ülkede yaşadığımı bana hatırlattığı için teşekkür ederek kitabı çekmiştim. Esasen Türk kelimesinden bu kadar ürktüğünü bilseydim zaten o çok tanınmış yayınevi ve yayıncıya eseri yollamazdım.
Her neyse! Kitap sonra başka bir değerli kurum yayınevi tarafından basıldı ve eser ilgilisine ulaştı.
Emin Çölaşan geçenlerde bana bu hatıramı hatırlatan bir yazı yazdı. Şu bizim Türk dünyası başlığı altındaki yazı vesilesiyle Türkiye'de ahkâm kesmenin silahşörlerinden “bilen” bir zatın, Türk Devletleri'nin bağımsızlığından 20 seneden fazla geçmesine rağmen, hala akademik veya popüler manada bunlara dair malumattan ne kadar uzak kaldığını üzülerek gördüm.
Herkesi fişleme, yaftalama ve ipe çekme üstadı olan bu şahıs keşke Türk Dünyası denen şeyin kökeni, tarihi süreci ve aktüel durumun arka planı hakkında temel düzeyde bilgiye sahip olabilseydi. O vakit bu kadar yüzeysel kalmazdı. Dileriz yazılarında sair zamanlarda da hükümler verirken aynı garabet ve sathilikle çalışmıyordur. Öyleyse vahh ki ne vahh.
Coğrafi olarak oldukça uzakta Orta Asya'da kurulu bazı devletler var tespiti ile algı oluşmaya başlıyor. Küreselleşen dünyada uzaklığın teknolojik imkânlarla da ne kadar izafi hale geldiğini düşünürsek kendine uzak olanı herkese uzak sanan bir zihinle başlıyor makale.
Orası bizim Türklerin Türkistan'ı olduğunu idrakten uzak olunca, Türkistan neresidir, tarihi nedir gibi basit malumattan mahrum olunca haliyle uzak kalınan bir yer oluyor orası. Türk dili konusunda Azerbaycan dışında hiçbirinin dili Türkçe değil önyargısı ve malumatfuruşluğunu ülkemiz üniversiteleri Edebiyat Fakültelerinde yer alan Çağdaş Türk Dili ve Lehçeleri Bölümlerine havale ediyorum. Sayın Çölaşan bu bölümler neden vardır? Buralarda ne öğretilir?
Sanırım makul bir isim olur sizin için; Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun'u ararsanız size bu konuda geniş malumat verecektir. Türkistan'daki Türkçe konusunda ben meseleyi haddimi bilerek oraya havale ile yetiniyorum. Olmadı karşılaştırmalı Türk dilleri sözlüğüne bakınız. Binlerce yılın müşterek kelimelerinin bir vatan kıldığı Türk Dünyasını görebilirsiniz belki!
Bu arada Tacikistan Türk Dünyasına dahil değildir; farsça konuşan ve o kültür çevresine ait bir ülkedir. Türk Dünyası bilgisine bir ilave ek olsun isterim naçizane. Oradaki yönetimler ve niteliği konusunda Rusya'yı suçluyor sayın Çölaşan.
Dediğim gibi neden acaba Rusya buraları ezmiş, Rusça buralarda yayılmıştır; bir zamanlar varlığında asude şafaklar görülen/belki de gördüğünüz SSCB devri ve komünist idarenin bunda payı yok mudur? Yoksa Putin gelmiş ve her şeyi bu hale mi getirmiştir? Tarih bilmeyince ne desek boş! Sovyet sömürgeciliğinden ve işgalinden bahsetsenize sayın Çölaşan!
Çölaşan köken olarak Türk olduklarını kabul ettikleri bu toplulukları bugün Türk saymak lütfunda bulunmuyorlar. Türkiye'nin dostu değiller gibi izafi bir yaklaşımla, iş adamlarımız bahane edilerek menfi bakış desteklenmeye çalışılıyor. Nedendir bilinmez?
KKTC üzerinde de Türk Devletlerine yüklenen Çölaşan devletimizin bunca zamandır yaptığı tüm faaliyetleri yok sayarak KKTC'yi tanımayan ölsün mantığı ile vuruyor abalıya.
“Recep bey” dediği Başkanımız üzerinden de Türk konseyini yere batıran Çölaşan buradaki bazı konuşmaları gündeme getirerek rahatsızlığını dile getiriyor. Türkiye'nin Türk Dünyasıyla ilişkilerinin görünür olmasından neden rahatsız olduğu anlaşılamayan bu çıkışlar akla Rusya ve Rusça üzerinden getirilen eleştirilerin algı amaçlı olup oradaki Rus vesayetini rahatsız edecek bu gelişmelerin sebepsiz eleştirisi manasızdır.
Rusya ile gelişen ilişkiler bağlamındaki ortamı Türk Dünyası ile fırsata dönüştüren Türk Devleti'nin adımlarından duyulan bu yersiz sıkıntı düşündürücüdür. Türkiye, İslam dünyasına yönelse ümmetçiler, Türkistan'a yönelse Turancılar çığlıkları aynı ocakta pişiriliyor mu diye düşünmeden edemiyor insan.
Türk Dünyası ile ticaretin gelişmesi ve doğal yakıt imkânları açısından çok zengin bu ülkelerden Türkiye'ye ulaşacak makul fiyatlı petrol ve gazın Türkiye'yi Rus-İran yakıt vesayetinden kurtarabileceği hatta tarihin akışını değiştirebileceği savı üzerinden bakarsak Çölaşan'ın endişesi yersiz değildir.
Siyasi eleştiriyi anlarım ama mugalatının dili hiç değişmez. Türk Dünyası üzerinden Çölaşan tabiri ile “Recep Bey”'e yüklenme çabası maskelenmiş bir kültürel ark plan rahatsızlığıdır. Mutat nasır acısı da denilebilir!...
Türkistan tarihi ve bugünüyle Türklerin dünyasıdır.
Çölaşan ve hempalarının fikri darlığının almayacağı kadarda büyük ve engindir. Dilde fikirde ve işte birlik diyen İsmail Gaspıralı'yı hatırlar ya da bilir mi Çölaşan bilmiyorum ama Türk'e dost olmak insanlığın davasına iştirak etmektir diyerek bitirmek istiyorum.
Türkler Türkistan'dan tedricen devletler kurarak, medeniyet ve kültür inşa ederek, yıkmadan umran var ederek göç edip nihayet Anadolu'yu Türkiye eyleyen millettir ve çok sevdiğinizi söylediğiniz Atatürk'te o milletin en büyük liderlerindendir. Atatürk, Türk Tarih ve Dil Kurumları neden kurmuş, Dil, Tarih Coğrafya Fakültesi neden açmıştır? Bunu düşünseniz bile yazdıklarınızın isabetsizliğini anlarsınız.
Atsız ne güzel demiş: Siyasette muhabbet… Hepsi yalan, palavra… Doğru sözü “Kül Tegin” kitabesinde ara… Lenin'den bahsederse karşında bir maskara, Bir tebessüm belirsin sadece dudağında…
Hani Mevlana demiş ya bir lafa bakarım laf mı diye…
Vesselam…