TÜRK SOLU’NUN CHP ile İMTİHANI

-----

2009 yılında seçildiğim bir görev münasebetiyle bazı mekânlarda CHP'lilerle birlikte oluyordum. Mümine tavsiye edilen ‘ülfet' vasfından dolayı, nezaket kuralları çerçevesinde selamlaşıp, konuştuklarımız oluyordu.

Ben bu görüşmelerde prensip olarak siyasi konulara girmemeyi esas alıyordum. Herkesin siyasi görüşü kendine (!)

Lakin bazı kişiler, siyasi görüşlerini mutlak doğru zannederek bombardıman başlatınca meşru müdafaa zaruret oluyor.

Bir gün bu CHP'li arkadaşlardan biri ‘AKP'nin Türkiye'ye büyük zarar verdiğini' anlatmaya kalkmasın mı?

Sakince sözünü bitirmesini bekledikten sonra ‘Bu olayın bir değil birden çok boyutu var. Bir de beni dinleyin' dedim.

Yoksa propaganda bombardımanını yapıp gitmek niyetindeydi.

85 yaşında bir yazarın 1939 yılında Erzincan'da yaşanan depremi anlatan bir yazısını okumuştum. 1939 yılında gerçekleşen bu depreme devlet ve dönemin hükümeti çok geç müdahale edebilmiş.

Depremde hayatını kaybedenleri dağdan inen kurtlar göz göre göre yemeye başlamışlar.

Mağdurlar kendileriyle mi ilgilensinler, depremde hayatını kaybedenlerle mi yoksa vahşi kurtlarla mı?

Devlet ve hükümet ortada yok! Erzincanlı vatandaşlar son çare olarak yıkık duvarları ölülerin üzerine yıkarak kurtların yemesinden kurtarmaya çalışmışlar.

Türkiye ne günlerden ne günlere geldi!

Van depremzedelerine bir yıl içinde tam 15 bin konutu yaparak teslim etti bu hükümet.

CHP Döneminin İSKİ yöneticileri yurtdışından boru ithal ederken bir de kuyruklu piyano ithal etmişler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yöneticilerinden birinin kızı piyano öğreniyormuş da… CHP'li yöneticinin o hanım kızı için İSKİ borularla birlikte bir de kuyruklu piyano ithal etmiş.

Bu dava dosyası Hukuk Müşavirliğindeki avukatlar arasında ‘Kuyruklu Piyano dosyası' diye  maruf olmuştu.

CHP'li arkadaşa bu iki olayı anlattım.

O da, benim bu anlattıklarım karşısında birden bire CHP'liliğinden feragat ederek ‘kendisinin aslında solcu olduğunu' söyleyiverdi.

Solcu olduğunu iddia eden ya da öyle sanılan devlet partisi CHP, Türk solcularının öteden beri tam bir imtihanı aslında.

Solcu hikâyeci Sabahattin Ali'yi özel harpçilere başına odunla vurarak öldürten, devri iktidarında sendikalara hatta ikinci partilere bile izin vermeyen CHP, her nedense solcular tarafından tutulmaya ve kutsanmaya devam ediyor.

Çok okudukları sanılan solcular herhalde uzun zamandır doğru dürüst kitap da okumuyorlar anlaşılan.

Kitap okuyan solcular daha 1970'li yıllarda ünlü solcu Prof. Dr. İdris Küçükömer'in “CHP, solcu değil, sağcı bir partidir. Halkla bütünleşme ve taleplerine cevap verme anlamında demokrat parti solcu bir partidir” tesbitini çoktan okumuş olurlardı.

Yıllar önce Sabiha ve Zekeriya Sertel çiftinin kızları Yıldız Sertel'in hatıralarını okuyup bitirince ne kadar çok hüzünlenmiştim, unutamam.

Solcu oldukları için Türkiye'de barınamayan Sertel ailesi, soluğu o dönemin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nde alırlar.

Yıldız Sertel, Hatıralarında o günlerde sosyalist Rusya'da yaşadıkları polis baskısını, geçim darlığını, sansürü, yokluk ve sefaleti anlatıyor.

Beni hüzünlendiren ise şu oldu: Yıldız Sertel'in sosyalist Rusya'da bu hayal kırıklıklarını yaşadıkları günlerde, Türkiye'de pırıl pırıl fidanlar bu köhnemiş rejimi Türkiye'ye getirme uğrunda öldüler, yaralandılar, geleceklerini kaybettiler…

Ne hüzün verici bir yanılsama…

Türk solunun, devlet partisi CHP'den kurtulması için ‘Siyasal Solculuğun İflası' isimli bir kitap mı yazmalı? diye düşünüyorum zaman zaman…

Bir kısım Türk solcusu da darbecilikle solculuğu halen karıştırıyor maalesef.

Doğan Avcıoğlu teorisyenliğindeki baas cuntacılığını, cuntacılıkla iktidara gelmeyi solculuk zanneden bazı aydınlar var halen ülkemizde.

Türk solunun efsane ismi Deniz Gezmiş'in idamdan önce babasına yazdığı son mektupta ‘Babacığım beni hakiki bir Atatürkçü olarak yetiştirdiğin için sana müteşekkirim' ifadesi de solculardaki kafa karışıklığının ne kadar derinlere gittiğini göstermiyor mu? ? (Geçtiğimiz aylarda bir arkadaşla tanıştım. Deniz Gezmiş'in ağabeyinin iş yerinde çalışıyormuş. Cuma namazı kıldığı için işten çıkarılmış. Yanlış hatırlamıyorsam ismi Bora Gezmiş olan bu kişinin solculuktan anladığı demekki bu düzeyde)

Neden Türkiye'den bu zamana kadar, Darbecilere karşı canını ortaya koyabilen bir Salvador Allende yada Patrice Lumumba gibi bir solcu çıkmadı diye hayıflanıyorum doğrusu. Bizim solcularımız ise darbecilerin kuyruğu peşinde dolaşıp duruyorlar.

Bana bir dönem birlikte çalıştığımız Ermeni bir arkadaş ‘İncil'i okur musun? diye teklif etti. Nezaketen aldım, incili okudum. Bir de ne göreyim? Hıristiyanların kutsal kitabı İncil, Yahudiliğin menkıbe ve ilkeleriyle dolu.

Yani adeta, Hıristiyanlık, Yahudiliğin hegemonyası altında… Bu hegemonya kutsal kitaplarına kadar işlemiş.

Türk solculuğu da günümüzde Atatürkçülüğün ve  devlet partisi CHP'nin hegemonyası altında.

Kendilerini bu hegemonyadan bir kurtarsalar; özgürlükçü, eşitlikçi, haktan ve halktan yana, ülkelerinin değerleriyle barışık pırıl pırıl muhalif bir hareketimiz olacak.

O günleri de görürüz inşallah!