Tükürdüğünü yalamak ya da boşa kürek çekmek
-----
2023-03-15 00:00:00
<p>Yaşadığımız
dünya bir çeşit arenadır. Güçlüler ve zayıflar arenası... Sömürgeciler ve
sömürgeler arenası...Yayılmacılar ve yayılmacı saldırılara uğrayanlar
arenası... Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Günümüzde güçlülerin dolu dizgin at
koşturdukları ülkeleri saymakla bitiremeyecek durumdayız. Güçlü, acımasız,
saldırgan yayılmacılar bir ülkeyi ele geçirmenin her yolunu denemekten
çekinmezler! <b style="text-align: justify; text-indent: 1cm;">Onları korkmak, acımak, ahlaklı olmak, insan haklarına saygılı
olmak gibi ilkeler durduramaz.</b> Bir ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak
istediklerinde planladıkları senaryolarını bir bir devreye koyup işi
bitiriyorlar. Bu planlarından vazgeçmiyorlar. Akıllarına gelen bütün yolları
deniyorlar. Bilinen eski klasik yöntem olan askeri güçle ülkeyi ele geçirme
yöntemi; günümüzde pek baş vurulmayan veya en son baş vuracakları yöntem
durumuna geldi. Moda yöntem; yönetime gelmesi olası olan partileri,
toplulukları, aşiretleri veya grupları denetimleri altında tutarak
yönlendirmeye çalışıyorlar. Üst akıl dedikleri bir yöntemle bu işi
bitiriyorlar. Yani ellerini yakmayıp maşaları kullanıyorlar.</p><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:1.0cm"><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:1.0cm">Türkiye’de bu
yöntemin uygulandığını veya uygulanmaya çalışıldığını çok yaşadık. Son günlerde
bunu daha rahat bir biçimde görüyoruz. Son bir yıldır toplantı üstüne toplantı
yapıp bir sonuca ulaşamayan ve yılan hikayesine dönen 6’lı masanın
cumhurbaşkanlığı adayı belirleme işi buna bir örnektir. Bir bakıyorsunuz ki
biri ülkeyi kurtarmaya paçalarını sıvamış; diğeri koltuk sevdasına düşmüş ve
gerisi de (oyu az olanlar) “<b>sofrada kaşık bekleyenler” </b>durumuna
gelmişler; bir türlü net bir karara varamıyorlar. Tam karara vardıkları sırada
biri masadan kalkıyor ve masayı devirip arkasına bakmadan küsüp gidiyor. Sonra
birileri devreye giriyor ve iş tatlıya bağlanır gibi oluyor ama büyük ortağın “<b>yüzünden
düşen bin parça olduğu” </b>gözden kaçmıyor.Bu durum, ülkemizin
geleceğinde gözü olanların bu sürece etki etmeye çalıştıkları izlenimini
vermektedir. Hem masadan kalkacaksın hem yine kalktığın yere tekrar
oturacaksın... Buna <b>“tükürdüğünü yalamak”</b> derler. Halk arasında
anlatılan bir fıkra aklıma geldi. Sıcak bir yaz günü; adam pazardan karpuzunu
alır ve eşeğine binerek köyüne gitmek için yola koyulur. Yolda susamaya başlar
ve bir ağacın gölgesine oturup karpuzunu kesip yemeye başlar. Yiyip bitirdikten
sonra kabuklarına da- af edersiniz - bir güzel işer. Bir süre sonra tekrar
susayınca gözü kabuklara takılır ve kabukları yakından incelemeye başlar. Hah,
işte buna dokunmamıştı der ve kabuğu yalayarak susuzluğunu gidermeye çalışır.
Sonra aynı şekilde: <b>”Buna da değmemiş; buna da değmemiş!” </b>deyip bütün
kabukları yalayarak bitirir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:1.0cm">Bir şey aynı
anda hem iyi hem kötü olamaz. Bu durum, çıkar veya çaresizlik karşısında
insanların başvurduğu zorunlu ve çelişkili bir kararsızlık biçimidir. Çelişkilerle
de iş yürümez.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:1.0cm">Eğer
anlaşmazlık konusu iki cumhurbaşkanlığı yardımcılığı görevinin kime verilmesi
idiyse bu, üzerinde anlaşılamayacak çok zor bir konu değildi. Bir yıl boyunca
uğraştınız, sonunda 12 madde üzerinde
anlaşmak idiyse bu o kadar uzun sürmemeliydi. Bu konu için masa devrilmemeli;
kazan kaldırılmamalıydı! Kaldı ki söz konusu olan belediye başkanları senin
partinden değil... Sormazlar mı adama: Sen karşıdaki/rakip/anlaşamadığın
kişilerin partisinin belediye başkanları için bu sorunu niye çıkardın? Senin
partinin başkanları değil ki bu kadar sorunun çözümünde çaba harcıyorsun? Kimse
kimseyi kandırmaya çalışmasın! Bu davranış, partinden olmayan; karşı partinin
iki belediye başkanının geleceği için yapılacak bir özveri cinsinden değildi.
Kimin için bu kavgayı çıkardın? Bir yerlerden sinyal alındı da mı anlaşmaya
varıldı? Bu ne yaman çelişkidir? Bunu kim biliyorsa açıklasın...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:1.0cm">Sonuç olarak bu
işten kim kazançlı çıktı/çıkacak sorusu gündeme geliyor. Bu sorunun cevabı da
gün gibi ortadadır: En kazançlı çıkan Kılıçdaroğlu CHP’si ve diğer küçük
partilerin genel başkanlarıdır. DP’nin milletvekili olmadığı halde - seçimi
kazanırlarsa - genel başkanı hiç yoktan cumhurbaşkanlığı yardımcılığı gibi
önüne gelen partilerin hayal edemeyeceği bir koltuk kazanacak. Meral Akşener’in
kazandığı bir şey yok ortalıkta... “<b>Boşa kürek çekmiş oluyor...” </b>Çünkü
iki belediye başkanı da onun partisinden olmadığı gibi mensubu bulundukları
CHP’lerinden veya genel başkanlarından da vazgeçmemişler ve bağlılıklarını da
basın önünde son dakikaya kadar açıkça çekinmeden iftiharla ilan etmişlerdir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:1.0cm">Bekleyelim,
görelim. Günler bize neler gösterecek...
<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;text-indent:1.0cm"> <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> </p>