​Teveccüh

-----

Onların hediyeleri ihlas, samimiyet, edep, hayâ, vefa, sadakat, muhabbet, huşu, gayret, istikamet, riyazet, ibadet, marifet, letafet, hilim gibi güzel hasletlerdi.

<p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Onların hediyeleri ihlas, samimiyet, edep, hayâ, vefa, sadakat, muhabbet, huşu, gayret, istikamet, riyazet, ibadet, marifet, letafet, hilim gibi güzel hasletlerdi. Bir bir getirip teslim ettiler bahçıvana. Bahçıvan her bir çiçeğine su verir gibi bu hediyeleri tek tek ikram ve taksim etti. Tıpkı olanca şefkatiyle pencere önü begonyasını, sardunyasını, ıtırını sulayan; sularken de nazlı nazlı türküler fısıldayan bir anne gibi. Bazen de evlatları için tüm tehlikeleri göze alan, onları koruyup kollayan yiğit bir baba gibi.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify">O bahçıvan ki bastığı her karış toprağı gül bahçesine çevirir. O bahçıvan ki bahçesinde ayrık otlarını barındırmaz yahut onları ıslah eder. O bahçıvan ki bakışıyla sular çiçeklerini. O bahçıvan ki nefesiyle can verir çorak topraklara. O bahçıvan ki çiçeklerinin derdiyle yakarır Allah’a. O bahçıvan ki ‘yine de hiçbir şey yapamadım’ der, yerinir olanca mahcubiyetiyle.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Her ulu zatın getirdiği hediyeyi pür edep ve pür nezaketle başgöz üstü eden bahçıvan, bahçeyi dolaşmaya çıktı. Yanında her biri bir orduya bedel kudema ile saf saf dolaşarak hediyeleri takdim etti. “Ey filanca! Bu sana Şah-ı Nakşibend’ten armağandır. Ey sen! Bu da sana Abdülkadir Geylani’dendir. Ya sen ey! Mevlana Halid’in hediyesini gördün mü? Peki ya sen! İmam-ı Rabbani’yi bildin mi?” der gibi adeta.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Çiçekler çiçek olalı, böyle bahçıvan görmemişlerdi. Yek-âvâz, yek-âhenk başladılar vecd ile niyaza. Ne olur bir damla su da bize lütfet ey sahibü’l-atâ. <o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Bahçıvan bir çiçeğin başına geldiğinde, ‘Dil-hasteyem ez mecruhim, Hekime Lokmani tu yi’ dedi. Çiçeğine dokunup hediyesini teslim etti. Çiçek o güne kadar ne topraktan, ne sudan ne de güneşten öyle bir gıda almamıştı. Sanki güneş bile ışığını bahçıvana borçlu gibiydi. Öyle gıpta ile öyle hayranlık ile bahçede olup bitenleri seyrediyordu ki... O gün güneş bile sevinçten al al olmuştu.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify">Bahçıvan bahçeden ayrıldıktan sonra, ‘biz az önce ne yaşadık diyen’ çiçekler, sanki yıllardır görmeyen bir âmânın ilk kez gördüğü an gibi hayatı ilk kez bakmaya başladılar. Havayı ilk kez soluyormuşçasına derin derin nefes alıp ‘İşte şimdi başladı’ dediler.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal" style="text-align:justify"><o:p>&nbsp;</o:p></p>