Tarihin derinliklerinde unutulmuş bir amiral: Küçük Murad Reis
-----
2023-01-29 00:00:00
<p><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-01-28 at 13.44.25.jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-01-28 at 13.44.25.jpeg"></span></p><p>Korsan
denilince hemen hemen herkesin aklına üstü başı kir pas içinde, saçı sakalı
birbirine karışmış tek bacağı takma, tek kolunun yerinde bir kanca olan çirkin
tipler aklımıza gelir. Bu genelleme ise maalesef bizlerin beynine Peter Pan
masallarından ve Hollywood filmlerinden servis edilerek kazındı. Günümüz
Türkçesinde denizde yağma ve gasp yapan eşkıya anlamına gelen korsan kelimesi,
tarihte devletin gözetimi altında yarı bağımsız olarak deniz gazası yapan
leventlerin olduğu sınıfı ifade etmektedir. Bu bir nevi karada bulunan
akıncılar ve deliler sınıfının denizlerde olan versiyonudur. Osmanlı
Devleti’nin klasik çağı olarak tabir edilen 16. Ve 17. yüzyıllarda bu deniz
akıncılarının etkileri en üst raddeye çıkmıştı. Bunlardan bazıları isimlerini
tarihe altın harflerle yazdırarak unutulmazlık seviyesine ulaşmışken, bazıların
da adi sanı unutulmuş olmakla beraber arkalarında sadece hoş bir sada bırakarak
görevlerini hakkıyla ifa etmiş olmanın verdiği gönül rahatlığı ile son
uykularını uyumaktadırlar.</p>
<p class="MsoNormal"> Hemen hemen herkesin tarih dersinden
hatırladığı ya da isimlerine bir şekilde aşina olduğu Turgut Reis, Barbaros
Hızır Hayreddin Paşa, Seydi Ali Reis ya da Oruç Reis hep bu sınıftan yetişmiş
büyük denizcilerdir. Aslına bakarsak büyük denizci olmanın yolu bir bakıma
korsanlıktan geçmekteydi. Bunu bilen gözü pek ve cevval leventler kendilerini
ispat edip yükselebilmek için donanmanın bu kısmına geçmekteydiler. Bu cevval
korsanların ekserisi birden çok Avrupa lisanini ana dili gibi konuşmakta
mahirdiler. İşte bu korsanlardan biri de tarihimizde Küçük Murad Reis olarak
yer etmiş olan şahsiyettir.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><span><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-01-28 at 13.44.25 (1).jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-01-28 at 13.44.25 (1).jpeg"></span><br></span></p>
<p class="MsoNormal"> Tarihler 1570 senesi civarını göstermektedir.
Günümüzde Hollanda diye tabir ettiğimiz ülkenin kuzeyinde bulunan Harlem
şehrinde yaşayan Janszoon ailesinin bir oğulları olur ve adını Jan koyarlar.
Jan'ın doğduğu yıllarda Hollanda'yı kontrol eden Habsburgların İspanya kolu,
Hollanda'nın bağımsızlığı için mücadele veren isyancılarla bir harp halindeydi.
Jan'ın gençlik yılları hakkında fazla bir bilgi kayıtlara geçmiş olmasa da 1600lerin
başında devletin izni ile Hollanda’da İspanya namına korsanlığa başlamasından
kendisinin atılgan ve savaşçı bir kişiliği olduğunu tahmin etmek zor olmasa
gerek. İlerleyen yıllarda gemisiyle Akdeniz'e gelmiş ve tam olarak bilinmeyen
bir sebeple Hollandalı isyancıların kullandığı Oranj düküne ait sancakla
İspanyol gemilerine vurmaya başlamıştı, tabiri caizse İspanya'ya bir nevi savaş
ilan etmiş durumdaydı. Yakalanmamak için ise zaman zaman ya Garb Ocakları
dediğimiz Cezayir Eyaletimizin hilalli sancağını ya da Fas sultanının sancağını
gemisine çekmekteydi. Tarihler 1618’e gelene kadar bu cevval denizcinin
saklambaç oynamak misalinden İspanyollara yaşattığı vur-kaçlar had safhaya
ulaşmışken, bu tarihte Jan'ın hayatını tümüyle değiştirecek olan olay gerçekleşmiş,
Kanarya Adalarına bağlı Lanzerotte Adası'nda Osmanlı leventlerine esir
düşmüştü. Yoksa her şey Jan için burada sona mı erecekti? <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> Yakalandıktan sonra Cezayir'e getirildi.
Burada alelade bir esir gibi muamele görmedi. Aslen kendisi gibi Felemenk
olması muhtemel olan ve Cezayir'de konuşlanmış bulunan Osmanlı denizcisi
Süleyman Reis kendisine büyük yakınlık gösterdi. Bu yakınlık ülkesinde
bulunduğu Müslümanlara ve İslam'a olan bakışını değiştirdi. Aynı yıl kendi
isteği ile Müslüman oldu ve Murad ismini aldı, akabinde de Süleyman Reisle
beraber denize tekrardan açılmaya başladı. Tekrardan düşmana kılıç sallamak
kendisini iyi hissetmesini sağlamıştı. İspanyollara olan hıncı, hem
İspanyolların Hollandalılara yaptığı baskı yüzünden, hem de İspanyolların
Endülüs'te Müslümanlara karşı giriştiği acımasız yok etme politikasından ötürü
iki katına çıkmıştı. Tam bu esnada hiç beklemediği bir şey oldu ve en büyük
destekçisi olan Süleyman Reis vefat etti. Süleyman Reis’in kanatları altında
palazlanması sadece bir yıl kadar sürmüştü. Burada bir karar vermesi
gerekecekti. Ya Cezayir’de kalacak ve işleri buradan idare edecekti ya da
Hollanda'ya dönüp İspanyollara harbe orada devam edecekti. Karar vermesi zordu.
Aniden Fas’a bağlı Sale kentinden gelen bir davet her şeyi bir anda değiştirdi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><span><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-01-28 at 13.44.25 (2).jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-01-28 at 13.44.25 (2).jpeg" style="width: 602px;"></span><br></span></p>
<p class="MsoNormal"> Sale şehri 1609 senesinde İspanya kralı III,
Felipe’nin bütün Müslümanları ülkeden kovan fermanı sonrası İspanya'nın bati
taraflarından gelen 3 bin kadar Endülüslü tarafından, tarihi Rabat şehrinin
yanından akan Ebu Regreg nehrinin karşı kıyısında kurulmuş ufak çaplı bir
şehirdi. Bu şehrin en büyük avantajı nehrin okyanusa açılan ağzını doğal bir
liman gibi kullanma özelliğine haiz olmasıydı. Çok geçmeden Cezayir
korsanlarının bir kısmi bu limana demirlediler. İşte, Murad Reisi Sale’ye davet
edenler de Cezayir'den tanıdığı diğer kaptan dostlarıydı. Bu doğal limanın,
Murad Reis’e gelecekte yapacağı akınlar için mükemmel bir barınak sağlama
imkânı doğurması, dostlarının davetini kabul etmesindeki etkenlerden biri
olduğu aşikârdır. Murad Reis’in Hollywood filmi tadındaki bol aksiyonlu
hayatına burada bir virgül koyuyoruz. Bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden
devam edeceğiz... <o:p></o:p></p>