Tarihin derinliklerinde unutulmuş bir amiral: Küçük Murad Reis-2

-----

<p>&nbsp;&nbsp;<span><span><span><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-02-04 at 13.09.02 (1).jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-02-04 at 13.09.02 (1).jpeg"></span></span></span></span></p><p>Bir önceki yazımızda Murad Reis’in Hollywood filmi tadındaki hayatının Sale günlerine kadar olan kısmına biraz değinmiştik. Şimdi ise bu film gibi hayatin devamı ile karşınızdayız. Sale şehri Murad Reis'in hayatında yeni limanlara yelken açtığı bir durak olmuştu. Bu şehir ilk başta Fas sultanına tabi iken, Murad Reis’in şehre varmasına rastlayan günlerde sultanin vergileri aşırı bir şekilde arttırmasıyla Sale’nin istiklalini ilan etmesine sebebiyet veren olayların da başlaması tarihin bir cilvesi olsa gerek. İstiklalin ilanının akabinde on dört kişiden oluşan ve bir nevi meclis tarzında işleyen bir şûra oluşturuldu. Şûrada yapılan oylamada Murad Reis devlet başkanı seçildi. Aynı zamanda donanma komutanlığını da kendi uhdesine aldı. Biz buradan Murad Reis’in tamamen şans eseri bu konuma seçilmediğini, aksine herkesi etkileyen bir karakteri olan hünerli bir diplomat olduğu sonucuna da varabiliriz.1619 senesinde ilan edilen istiklalin akabinde on sekiz gemilik bir donanma meydana getirildi. Bu sayı günümüz şartları için az gibi görülse de o günlerin şartlarında böyle bir şehir devleti için hatırı sayılır bir büyüklükteydi. Ama devlet idare etmek tam olarak da Murad Reis’in özgür ruhuna uygun olan bir şey değildi. Denize yeniden açılmak ve düşman gemilerini kovalamak aklini hep meşgul etmekteydi. 1622 senesi kasım ayında Manş Denizi’ne doğru iki gemilik bir sefer düzenledi. Bu sefer sırasında Hollanda'nın Veere limanına demirledi. Hollanda'nın kendi bağımsızlığını ilan eden otoriteleri, Murad Reis’i kendi yanlarına çekip güçlerini arttırmak için her yolu denediler. Hatta Murad Reis henüz Hollanda’dan ayrılmadan önce evlendiği karsını ve çocuklarını da limana getirip bir koz olarak kullanarak onun Hollanda’da kalmasını sağlamaya çalıştılar. Fakat Murad Reis bu oyuna gelmedi ve kendisine hayran olan diğer Felemenk gönüllülerle beraber Hollanda'dan ayrıldı. Murad Reis’in çokça gönüllü bulmasının yegâne sebebi bu insanların sadece ona olan hayranlığı değil, bir yandan da elli yıldan fazla bir suredir İspanya'ya karşı olan savaşlardan halkın bir kısmının bezmiş olmasıydı.</p><p><span><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-02-04 at 13.09.03.jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-02-04 at 13.09.03.jpeg"></span><br></span></p> <p class="MsoNormal">&nbsp;İşler bu tarihten 1624 senesine kadar normal seyrinde ilerlerken, Fas sultanı Zidan Ebu Maali ani bir kararla&nbsp; Sale’de bulunan bu asiler karargâhını itaati altına almaya karar verdi. Aslında Fas sultanının hükmü sadece Fas'ın güneyinde geçmekteydi. Ülkenin kuzeyi Sale gibi bağımsızlığını ilan etmiş pek çok şehir devletinin ya da bölgenin varlığı ile adeta bir kaos durumundaydı. Bir süre devam eden bir kuşatmanın ardından Fas sultanı ve Murad Reis Sale’nin muhtariyeti ve kendisinin vali olarak göreve devam etmesi karşılığında anlaştılar. Anlaşmanın akabinde, Murad Reis tekrardan deniz seferlerine başladı. Yine çıktığı bir seferde Hollanda kıyılarına vardığında, terkedilmiş görüntü arz eden fakat Hollanda bayrağı çekilmiş bir gemiyi gözüne kestirdi. Gemiyi ele geçirmek için leventlerine hücum emri verdi. Tam leventler tüm hızları ile gemiye çıkmaya başlamışken gemide asılı bulunan Hollanda bayrağı aniden indirildi ve yerine İspanyol bayrağı çekildi. Murad Reis tabiri caizse tuzağa düşürülmüştü. Geminin dört bir yanına saklanmış İspanyol askerleri kafesten kaçan fareler gibi sakladıkları deliklerden çıkıp Murad Reis’e ve leventlerine saldırmaya başlamışlardı. İspanyolların sayıları çok daha fazlaydı. Kapana kısılan bir kaplan misali tüm gücüyle İspanyollara karşı koyan Murad Reis ve leventleri, büyük bir hezimet yaşadılar. Çatışmadan sonra Murad Reis’e ölenleri gömmesine bile izin verilmedi. Hatta ve hatta İspanyollar ölen leventlerin cesetlerini buz tutmuş denizin altına iterek akıllarınca Murad Reis’e ceza vermek istediler. Çatışmadan sonra gitmesine izin verildi. Cebelitarık Boğazı’nda ne etliye ne de sütlüye karışmadan günlerini geçiriyordu. Tam her şey bitti diye düşünüp denizlerden elini çekmeyi planladığı sırada, olmasını hiç beklemediği bir fırsat ayağına kadar geldi.<o:p></o:p></p> <p class="MsoNormal">&nbsp;Takvimler 1627 senesini gösteriyordu. Murad Reis yine bir maceraya atıldı. Bu sefer hedefinde İngiltere'nin Bristol kentinin 10 deniz mili kadar açığında bulunan ve yaklaşık olarak 1km eninde ve 5km boyunda olan Lundy Adası vardı. Bu ada 1100lerin ortalarında İngiltere kralı II. Henry tarafından Tapınakçılara verildi. 1238 senesinde ise III, Henry’e suikast yapmaya kalkan William de Marisco bu adaya kaçtı. Marisco burada bir kale inşa etti ve akabinde de kendini adanın kralı ilan etti. Fakat krallığı sadece birkaç sene sürdü. III. Henry 1242’de adayı geri aldı ve akabinde adayı sadık adamlarından birine verdi. Adanın elden ele dolaşması ilerleyen yıllarda da devam etti. Daha sonraki yüzyıllarda adaya bir manastır kuruldu. 1627 senesine gelene kadar ise adanın yönetimi konusunda sürekli sorunlar çıktı. Zaman zaman korsan üssü olan bu ada uzun bir süre boş kaldı. Bu boş otorite ise Murad Reis’in aradığı fırsattı ve dümenini bu adaya doğru kırdı. Ada kolay bir şekilde zapt edildi. Murad Reis burada daha önceki zamanlarda inşa edilmiş bir binaya Osmanlı sancağını dikti.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><span><span><img src="https://www.yenisoz.com.tr/uploads//WhatsApp Image 2023-02-04 at 13.09.02.jpeg" alt="WhatsApp Image 2023-02-04 at 13.09.02.jpeg"></span><br></span></p> <p class="MsoNormal">&nbsp;Murad Reis bu sancağı buraya dikmekle adada beş yıl sürecek olan Osmanlı hakimiyetini de başlatmış oldu. Adanın Murad Reis tarafından zaptı onu tanıyan diğer bazı kaptanların da buraya gelmesine ve ona katılmasına sebebiyet verdi. Ada günden güne bir ileri karakol görevi görmeye başladı ve adadaki mevcut kuvvetler, yeni gelen kaptanlar ve leventler ile artmaya devam etti. Artan kuvvetlerinin yeterli olduğuna kanaat getirdiğinde ise, Bristol, Cardiff, Southampton ve Portsmouth şehirlerine akınlar gerçekleştirmeye başladı. İşin ilginç tarafı ise kendisine katılan İngilizlerin bu akınlarda daha iştahlı görev almak istemesiydi. Akınların birinde esir alınan bir Danimarkalı bir denizcinin İzlanda'dan bahsetmesi, Murad Reis’in dikkatini bu uzak adaya yöneltmesine sebebiyet verdi. O yıllarda İzlanda’da yasayan insan sayısı pek az ve geçimlerinin de deniz mahsullerinden olduğu göz önüne alındığında, buranın pek de varlıklı bir yer olduğu söylenemez. Murad Reis’in bu seferi ganimet ya da esir elde etmekten ziyade bir nevi keşif seferi olarak kabul edilebilir. Uzaklık-yakınlık bakımından incelendiğinde bu sefer bize Osmanlı leventlerinin istemeleri durumunda okyanus ötesine bile sefer yapabilecek kapasitede olduklarını göstermektedir. İzlanda seferinin ardından ise hangi nedenden olduğu tam olarak bilinmeyen fakat politik sebepler yüzünden alınmış olduğu zannedilen bir kararla, Sale’de iken evlendiği ve aslen Faslı olan ikinci eşini Cezayir'e yerleştirdi ve ardından da herkese zararlı ve acımasız korsanların kendilerine barınak olarak belledikleri İrlanda'nın güneyinde bulunan Baltimore şehrini vurmak için tekrardan denize acildi. İngiliz arşiv kayıtlarında Baltimore şehrinin 20 Haziran 1631 de yağmalandığı ve Murad Reis’in buradan yüz civarında esirle ayrıldığı kayıtlıdır. Bu sefer kendisinin Batı Avrupa üzerine yaptığı ve tüm detayları bilinen son seferidir. Bundan sonraki seferlerini ise Cezayir üzerinden çoğunlukla Sicilya, Sardinya, Korsika ve Mayorka ile onun civarındaki adalara yaptı. Kendisinin yaptığı birkaç Doğu Akdeniz seferi de kayıtlara geçmiştir.1635 senesinde ise hayatinin en kara 5 yılını yasayacağı günleri başlar. Malta’da yuvalanmış bulunan Tapınak Şövalyeleri, Tunus civarında Murad Reis’in de içinde bulunduğu gemiye ani bir baskın yaptılar, çoğu levendi kılıçtan geçidiler, Murad Reis ve bazı birkaç levendi ise esir alarak yanlarında Malta’ya götürdüler. Murad Reis burada dipsiz zindanların en pis ve izbe yerlerine hapsedilerek, kendisine akla dahi gelmeyecek işkenceler yapıldı. Bu ölümcül zindanlardan kurtulması ise Tunus Dayısı Ahmed Hoca'nın hazırladığı zorlu bir kaçırma planı ile gerçekleşti. Kurtulduğunda tanınmayacak durumdaydı. Vücudunda işkenceye uğramamış hiçbir yer yok gibiydi. Akabinde Fas’a geri geldi. Burada görkemli bir törenle karşılandı. Sultan kendisine Validiyya şehrinin valiliğini ihsan etti. 1641 senesi ise kendisi hakkında malumata sahip olduğumuz son yıldır. Bu tarihte Hollanda'nın Fas’a atanan yeni konsolosu göreve başlamak için Fas’a ulaşır. Yanında ise Murad Reis’in ilk evliliğinden olan ve yıllardır görmediği kızı Lysbeth’i de getirir. Lysbeth babası ile beraber haziran ayına kadar vakit geçirir. Anılarında babasıyla görüştüğünde onun çok yaşlanmış ve hastalıklar yüzünden tükenmiş olduğundan bahseder ve bu Murad Reis hakkındaki son yazılı bilgidir. Bu cevval ve enerjisi tükenmez denizcinin nerede ve ne zaman vefat ettiğini maalesef ki bilemiyoruz, fakat kendisinin özgür ruhlu ve kâşif karakteri oğullarından Anthony’e geçmiş olacak ki, Anthony Janszsoon ya da çevresinde bilinen ismi ile Turk Anthony, Yeni Dünya dediğimiz Amerika'da önce Neu Amsterdam adıyla kurulan ve çok daha sonraları New York adını alan şehri kuranlardan biridir. Kısacası Amerika'nın bilinen tarihinde bu diyarda yaşamış ilk Müslüman ve de Türkçe bilmesi muhtemel olan ilk kişidir. Tarih garip sırların saklandığı bir kutu gibidir, anahtarı olanın açabileceği sırlı bir kutu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><br></p>