Suriye tamponunda kıssadan tarih felsefesine
Prof. Dr. Erol Güngör, Milliyetçilik, milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık pazar yeri halinden kurtarmak hareketidir. Binaenaleyh, milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet davasıdır (Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 112-113), tespitleri ile milliyetçilik kavramını yozlaştıran tüm yorumları ve bakış açılarını bir kenara itip, bazı ezberleri zora sokarken, sağdan soldan tüm enteryonasyalcı bakışları da sigaya çeker. Bu aynı zamanda kendisini bu ülkede kendi mefkûresi açısından yeterince açık ifade edemeyen milliyetçiyim diyen zümrelere de bir çuvaldızdır. Milliyetçilik milli kültürün medeniyet kaynağı haline getirmek davasıdır gibi bir tanıma karşı çıkacak bir zümre var mıdır bilmiyorum? Bu yapılmadan cemiyetin soysuz değişmelerden korunması mümkün müdür?
Tam burada öncellikle tarihe bakmak ve medeniyet yükseliş ve inişlerini doğru bir tarih felsefesi ile değerlendirecek entelektüel güce erişmek bu yoldaki önceliklerden gibi görünüyor. Peki, milli kültürü medeniyet kaynağı haline getirecek yani milli sahadaki zemini insanlığa değer kılacak iman, bilgi ve eylemin usul ve üslubu ne olacaktır? Peki, tarihe bu bakışımıza kendi milli kültürümüz nasıl kaynaklık edecek? İşte burada kültürümüzün temel üslup ve usul mihveri Kur'an'dan bir oku emri geliyor:
Onların kıssalarında aklı olanlar için ibretler vardır. (Yusuf, 111)
Bu ayet, tarih felsefesi tarihini özetler mahiyette bir kapsayıcılıkla konuşuyor. Onların kıssalarında denilen kısım tarihe yani maziye hitap ederken, aklı olanlar için denilirken aslında hale konuşulduğu mazi ile bugünün akli irtibatı söz konusu edildiği, nihayet ibretler vardır kısmı ise müstakbele yönelik bir bakışı ortaya koyar. Peki, bunun tarih felsefesi ile alakası nedir? Tarihin olgu ve olaylara dair yapısına aklı olanlar olarak bakmak için insanlığın felsefe olarak adlandırdığı bilgi kaynağı ile güçlü ilişkileriniz olmalıdır. Tarihteki özü, değişme dinamiğini, süregidenleri vs. anlamak için aklı olanlardan olmak gerekiyor. İnsanlığın tarihi boyunca ürettiği yazıyla tespit edilebilen Sümer'den bugüne kadar üretilen tüm insanlık mirası ve bunun içinde kendi medeniyet ve kültürümüzün üretimleri bu cümleden akleden olmanın bütününü ifade eder. Platondan, Farabî'ye İbn Haldun'dan, Hegel'den Schopenhaur'e tüm filozoflar ve tarih üzerine düşünceleri bu cümledendir. İbretler denilen kısım ise mazi ile halin makul birleşiminin müstakbele bakan tarafıdır. Tarih Felsefesine dair yazılmış müktesebatı okursak filozof, tarihçi ve düşünürlerin hepsinin kendi zaviyelerinden referans bilgimizle alakalı sınırlarda bir şeyler yaptığı görülecektir. Peki, biz bunu milli kültürümüzden yola çıkarak değer hale nasıl getireceğiz dediğimiz yerde sosyal bilimlerin temel sahalarını, Edebiyat Fakültelerini ve bu yolda açılan Sosyal Bilimler Üniversiteleri bu bakış açısıyla düşünmek, yapılandırmak ve çalıştırmak zorunluluğunu görürüz. Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk'ün büyük eseri olan DTCF tecrübesine sahip bir ülkede hala bunları konuşmak durumunda kalmaksa makûs bir garabettir. Medeniyet davamız varsa bu manada nasıl kurumlaşıyoruz, var olan kurumların oryantasyonu nedir ve yetiştirdiğimiz bireyler bu bağlamda nasıl yetişiyorlar sualleri de akla geliyor. Görüleceği üzere birkaç kelime bir ayetten bir tarih felsefesi anlayışı yanında bir medeniyet davası için pek çok düşünce akla geliverdi, muhakkak akil insanlarımız bundan çok daha fazlasını da düşüneceklerdir.
Burada akleden olanlar meselesine Türkistan'dan ve Türkistanlılardan iki örnekle somut bir cevap sunmak isteriz. Kendi kültürünü medeniyet kaynağı ve evrensel bilgiye dönüştürmenin numunesi olan Farabî ve İbn Sina bu konuda ilham kaynaklarımızdır: Farabi'nin felsefesine bakıldığında akıl kavramının farklı anlamlara geldiği ve farklı boyutlarda olduğu söylenebilir. Akıl bir yandan dünyalar arasında geçişi sağlayan bir şey iken, bir yandan da akıl ve düşünme yetisi, başlangıçta bir tür ruh veya ruhun bir parçası veya ruhun yetkinliklerinden birisi ya da bütün var olanların mahiyetlerini ve formlarını maddelerinden ayrı olarak soyutlayıp kavrama yatkınlığına sahip olan bir şeydir. Bu durumda akıl maddi dünyadan maddi olmayan dünyaya insanın yükselmesini sağlayan bir yeti ancak kendisi de giderek etkinleşen ve etkileştikçe form değiştirendir. Farabi'de varlığın formları maddelerinden sıyrılıp aklın formları haline geldiğinde düşünülür olmuştur. İbn Sina'ya göre akıl yetisi, zenaat, dil, teknik, ahlak, bilim ve felsefe alanındaki başarıların temel sebebidir. Fakat insana özgü asıl başarı, maddeden her yönüyle soyut tümel anlamları tasavvur etmesi ve akli bilgilerden hareketle bilinmeyenin (mechul) bilgisine (marifet) ulaşmasıdır. (M. A. Sarı, Farabi Epistemolojisinde Akıl, http://dusundurensozler.blogspot.com/2008/06/farabi-epistemolojisinde-akil.html A. K. Cihan, İbn Sina'nın Bilgi Teorisine Genel bir Bakış, bilimname II, 2003/2, 1,s. 111). Görüleceği üzere akleden olmak ve medeniyeti bu manada düşünmek bizim dünyamıza en azından mazisi içinde hayal ve avuntu değil. Tersten bir bakışla burada bir ütopyadan, faraziyeden değil de bizim mevcut avarelik ve tembelliğimizden bahsedildiği ise açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak kadar ortadadır.
Tarih, akıl ve ibret demişken Lavrov'un son açıklamaları akıllarımıza çarptı: Lavrov, "Türkiye ile hangi Kürtlerin terörist sayılması konusunda ortak bir anlayışa varılamadı. Türkiye'nin farklı bir tavrı var. Endişelerini anlıyoruz, ancak yine de buğday ile saman birbirinden ayrılıp, gerçekte hangi Kürt grupların aşırıcı olduğu ve hangilerinin Türkiye'nin güvenliği için tehdit oluşturduğunun görülmesi gerek" ifadelerini kullandı. PYD lafzı ne hikmetse ABD, İran ve Rus yetkililerin ağzından çıkmıyor bir türlü. Tarih Felsefesi ve gelecek, medeniyet derken tampon bölgeyi en iyi biz koruruz, ABD ile olmaz derken hangi Kürtler sorusu bir anda çantadan çıkıverdi. 100 yıl önce Ermeni meselesinde de farklı maslahatlarla müşterek maksada yönelen düvel-i muazzama yine bizi şaşırtmamaya devam ediyor. Ne mi diyorum: Onların kıssalarında aklı olanlar için ibretler vardır, diyen ses onlardan farklı maksatla bahsetse de biz bunu tarih/mazi manasında düşünürsek gelecek için çıkacak ibret ve kıssadan hisse nedir sualindeki maksadımız ehline malum olacaktır. Bu siyakta soysuz değişmelerin açık pazarı olmamak için, gündelikçilikten çıkıp tarih felsefimizi güçlü bir medeniyet zaviyesi ve usul muhtevasına sahip kılmamız gereği her türlü izahtan varestedir. Suriye'de tampon hangi kanayan yaraya çare olacak, kimi koruyacaktır günler gösterecek…
Vesselam