Sur’a üflenene kadar…
- asır tarihimizin dönüm noktası, önemli kırılma ve kuruluş devirlerinden biridir. Akademik bakışla bir “13. Asır Sempozyumu” başlığıyla bir faaliyet düzenlense pek çok sahadan uzmanın katılacağı dolu dolu bir organizasyon olacaktır. Siyasetten, diyanete, felsefeye pek çok sahada büyük sıkıntıların ama buna muvazi büyük başlangıçların devridir 13. asır. Selçuklunun inkırazı ve Osmanlı'nın bidayeti bu dönemde olan gelişmelerdendir. Hülasa milli bir akıl ve yürek inşası adına bu zamanı düşünmek ve idrakimize yerleştirmek gerekir.
Bu çok önemli yüzyılı bir tarihçi olarak hep çok önemsemiş ve bu asırdaki gelişmelerin çok yönlü olarak ele alınması gerektiğini naçizane düşünmüşümdür. Bu devrin gelişmelerini siyasi ve sosyal veçheleriyle ortaya koymak Selçuklularla Türkiye kıldığımız vatanda Haçlı ve Moğol saldırıları karşısında milletimizin verdiği mücadele yanında bitmeyen bir dinamizm ile o kan ve ateş arasında Osmanlı Devleti'ni çıkarmak her millete nasip olan gelişmelerden değildir. Bu devri mayalayan büyük düşünce ve ruh adamlarını görmek, bu büyük siyaseti idare edenleri, bu gelişmeleri sağlayan maddi ve manevi şartların şekillendirdiği milleti tanımak kendimizi düşünmek noktasında fevkalade önemlidir. Türk milletini, bayrağını, vatanını ve devletini anlamak için bu devre dönerek olan bitenleri incelemek, anlamak ve şahsiyetimize eklemek son derece önemlidir.
Ötüken Neşriyat yerli ve milli bir bakış açısı ile kültür hayatımızı uzun zamandır aydınlatan önemli bir ocaktır. İşte Ötüken yayınlarından neşr olunan Sur'a Üflenene Kadar Sarı Saltuk Baba adıyla Çınar Ata tarafından yazılan eser, bir roman zemininde 13. asrın dünyasına bizi taşıyıp fikrimizi ve idrakimizi aydınlatan son derece değerli bir çalışmadır. Sarı Saltuk hikâyesi bağlamında 13. asır Türkünün dünyasında yaşananlar, milliyet mefkûresinin onu taşıdığı ufuklar, diyanetinin ona açtığı mübarek ve gizemli yollar bir roman kurgusu içinde tarihi gerçeklere mutabık kalınarak, gerçek şahısların hayatları ve olaylar üzerinden son derece feyizli ve faziletli bir üslup ile aktarılıyor. Sarı Saltuk'un yaşadığı fevkalade haller esere hem bir manevi dinamik hem de masalsı bir güzellik katıyor. Sarı Saltuk bizi bir anda zamanın elinden tutturup geçmişin bu kritik zaman dilimine götürerek Müslüman Türk olmanın bedelleri ve gerçekleriyle karşı karşıya bırakıyor. Bunları yaşarken Bizans'ın, Haçlıların ve Moğolların alt üst ettiği vatanda milletin kıyamı ve umudun nasıl yeşerdiği ortaya konuluyor. Hoca Ahmed Yesevi ocağında Türkistan'da yanan ateşin Türkiye'de nasıl çerağlar yaktığını Hacı Bektaş-ı Veli eliyle Sarı Saltuk devri üzerinden Balkanlara nasıl taşındığı kelimelerle adeta bir sinema filimi seyreder berraklığı ile zihnimize sunuluyor. Kitabı okurken sanki okumuyor da izliyor havasına giriyor insan. Tasvirler canlı ama abartısız, tasavvufun kavramları naçiz aklımızın erdiği kadarıyla yerli yerinde, tarihi olaylar esasına uygun ortaya konuluyor. Kitapta dikkat çeken bir husus ise İbn Battuta seyahatnamesinde görülen o gerçekle masalın bir araya girdiği enfes üslubun eserin içine yayılmış olduğudur.
Eserde yazar Sarı Saltuk ağzından Berken Han'a hitaben “Bizler Selçuklunun bağımsız, özgür ve şerefli halkını temsilen buradayız. Açık ovalarda kar ve yağmurlarda gökyüzü çadırının altında yatan, yaşayan Oğuz'u temsilen buradayız.” sözleri ile kimliği gösterirken, “Sen bu savaşta olsan da olmasan da Baybars Sultan bunla barışsa da savaşsa da biz Oğuzlar, Selçuklular, Kösedağ'da, Buhara'da, Semerkand'da, Belh'te, Herat'ta Merv'de, Rey'de, İsfahan'da Şiraz'da, Tebriz'de kanımıza giren bu Erlik'in (şeytan) gölgesi kara iblisi(Moğollar) yere gömmeden kılıçlarımızı kınına sokmayacağız. Sura üfürülüyor olsa ve bu önümüzde kaçıyor olsa peşini bırakmayacağız! Eğer susarsak, durursak, barışırsak gök girsin kızıl çıksın!” nidası ile misyonunu ortaya koyarken, Türkün bu topraklarda zulme karşı duruşunu ve hakkın safında yer alışını ifade makamında Berke'nin ağzından “Gerçekten çok tuhaf bir milletsiniz, siz Oğuzlar! Sultanınız zindanlara hapsedilmiş, Sultan'ın kardeşi ülkenizi Hülâgû'ye peşkeş çekmiş, elinizde kılıçlarınızdan başka tek şeyiniz kalmamış, hâlâ Rasullullah'ın sancağını dikecek kale arıyorsunuz! Yok, yok şaşılacak bir şey yok sizde! Belki de bunun sayesinde bir türlü yenilip esir alınamıyorsunuz.” ifadeleri ile Türkün varoluş gerçeğine dokunu veriyor.
Osmanlı nasıl kuruldu, bunun zemini olan 13. asırda olanlar neydi sorusunun cevaplarını düşünen zihinler için bu roman dâhilindeki anlatı yol gösterici olacaktır. Pir-i Türkistan Yesevî ile başlayan süreğin, Anadolu'yu mayalayan ruhun esaslarına dair merakı olanlar için romanda çok enfes anlatılar var. Tarihi roman seven ve gerçekleri olaylarla kurgulayan zaman zaman masal tadında çeşnilerle süsleyen bir üslubun takipçisi olanlar için roman fevkalade muhkem bir içeriğe haizdir. Bir tarihçi gözüyle okunduğunda, 13. asrın gelişmelerini tüm tarih öğrencileri ve milli ve dini hassasiyetlerle kendini tarif eden herkesin bir anda okuyuvereceği ve tadı damaklarında kalacak bir eser olarak çalışmanın okunup anlaşılması her yaştan okur için kazanç olacaktır. Hülasa bizi millet kılan ve binlerce yıllık yürüyüşümüz içinde bizi biz yapanların çok kavrayıcı ve kapsayıcı bir muhteva ve üslupla ortaya konulduğu bu roman bir edebiyat eseri olmanın ötesinde bir gelecek çağrısı özelliği gösteriyor.
Sarı Saltuk'un elimizden tutup himmetiyle bizi renklere ve ışıklara ulaştırıp Türkün bu kutlu mefkûre uğrundaki azim ve gayretini, bu yolda karşısına çıkan engelleri aşarak yoluna devam etmesini nihayet Sarı Saltuk'un Osman Gazi'ye Söğüt'te tevdi ettiği bir misyonun süregiden devlet-i ebed müddetin sancaktarı bir milletin ve onun inancının mensubu olmanın manası bu güzel çalışmanın satırları içinde düşünceleri o vadiden bu ovaya o dağdan bu düzlüğe taşıyarak kendimizi, bizi bize düşündüren, hatırlatan ve anlatan bir güzel hikâyeyi önümüze seriyor. 13. asra, Selçukludan Osmanlı'ya geçişi öğrenmeye ve düşünmeye başlayacak gençler ve her yaştan meraklısı için eser bereketli bir kaynak olarak faydalanılmayı bekliyor. Bir naçiz temenni olarak, buna çok uygun kurgusu münasebetiyle, eserin sinemaya taşınarak bu müstesna yüzyılın bu roman ve yazarının gönlünden milletimize takdimi çok faydalar sağlayacaktır.
Hazret-i Pir Saltuk Baba'nın himmetiyle yeşeren Osmanlı çınarının âl-i devletimizi devlet-i ebed müddet çizgisinde geleceğe taşıyacak zihinlerin bu eserle tanışıp bereketlenmesi ve Sur üflenene kadar sürecek olan Türkün yürüyüşüne omuz vermesi dileğiyle…
Zuhurata tabiyiz Çınar Ata'm hayırlar feth ola inşallah…