Spartaküs ve kültür üzerine

-----

en uste bunu gir byuykce

Kirk Douglas'ın başrollerini oynadığı klasik bir film, gladyatörlerin Roma ya karşı isyanını anlatır. Filimde Tony Curtis, Antoninus isimli köle rolündedir, Filmin hikâyesi birçok kişi tarafından bilinir ve anlatılır. Filmdeki bir sahnede Antoninus Spartaküse gelir, “bana da kılıç kulanmayı öğret, savaşmayı göster, bende Romalılara karşı savaşacağım” der.

Spartaküs Antoninusa (Tony Curtis) sorar, “sende bir köleydin, nerde yaşardın, hiç savaşmadın mı? Ne iş yapardın?”

“SEN KILIÇTAN DAHA GÜZELİNE SAHİPSİN”

Antoninus, “evet köleydim ama hiç kılıç kullanmadım, savaşmadım, efendilerime müzik çalar, harb çalar, şiirler okurdum” deyince Spartaküs'ün gözleri parlar. “Ey Antoninusa savaştan, kılıçtan daha güzel kıymetli bir işe sahipsin, sen her gece bizlere şiirler okuyup, müzikler yapacaksın” diye sürdürür Spartaküs sözlerini.

6 Ocak 2015 Ankara'da Prof, Numan Kurtulmuş beyi, eski bir arkadaşım (kıymetli dostum kardeşim diyeceğim) müzisyen Gilad Atzmon ile ziyarete gittik. (Tayyip Erdoğan Davos'ta iken referans kullandığı Gilad Atzmond'dam söz ediyorum.

Kültür, sanat, müzik üzerine konuşurken, batıdaki çöküş, sarsıntı, krizler ve sanat dünyası üzerine etkilerini bahsederken, Numan bey, Türkiye'de bu konularda geri kaldıklarını, yol, ekonomi, baraj, köprü, sanayi, sağlık gibi konulara ağırlık verdiklerini anlatmıştı.

Bu vesileyle aklıma Cumhuriyet döneminin ünlü müzisyeni Adnan Saygun geldi. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren kendi geçmişine, kendi müziğine bu kadar düşman olan ve devlet eliyle beslenenlerden birisidir Adnan Saygun. İsimleri yolara, caddelere verilmiş bir kişi.

İRTİCANIN SARIKSIZ HÂLİ

9 Mayıs 1984'te İzmir'de veda konuşmasında, “ilkokullarda Türk müziğinin girme aşamasında oluşu, irticanın sarıksız olarak tekrar gelmesidir” diyor.

Sanatın kültürün, müziğin ufkunu Londra Royal Opera da, Moskova Bolshay Tiyatrosu'nda, Viyana Operası ve Paris Operalarını takip etmiş biri olarak, Türk müziğindeki zenginliği, zarafeti, ahengi, hiç bir yerde bulamazsınız.

Kendi memleketini değerlerine, inancına, kültürüne ne düşman olan Adnan Saygun gibiler, Tanzimat'ın beyinlerde meydana getirdiği sarsıntı sonunda Türk'ün her şeyi çirkin, Fransız ve İngiliz'in her şeyi üstün gördüler. İnsanın sahip olacağı en yüksek meziyet ve faziletlerle yaratılmış olan Müslüman Türkü tek tek ‘ukala', toplu halde ‘budala' diye tarif eden bir zihniyetin ürünüdür.

Saygun 30 Ocak 1978'de Dünya gazetesine gözyaşları içinde verdiği kaydedilen mülakatında şunları söylüyor: “40 yıldır Ankara'da oturuyorum, beni kimse tanımıyor. 70 doğum günü kutlamamda törene 2 telgraf ve 100 liralık bakır bir tabak hediye” geldi.

Bugün Adanan Saygun zihniyeti takipçilerine şu mesajı iletmek isterim: Ağla Saygun ağla. Bu memlekete ne ektiniz ne bekliyorsunuz?

Bu memleketin tüm değerlerine düşmanlık edenlerin vefa beklemeye hakkı var mı? Yok elbette.

KÖPRÜ, BARAJ EYVALLAH AMA YA KÜLTÜR?

Ama bir şey daha var. Köprü, baraj eyvallah ama ya kültür, sanat,  gelenek, çevre, tabiat ne olacak?

Güzellikler azalabilir görünmeyebilir, ama hiç bir zaman kaybolmazlar, yok olmazlar. Çünkü sahibinin korumasındadır. “İnnallahe cemilun  yu hibbu'l-cemal"

“ŞİMDİYE KADAR NEREDE İDİK?”

prof roger garaudy

1997 yılında Rahmetli hocam Prof Roger Garaudy, “Kordoba'da İslam” eserleri müzesini Filistinli hanımı Selma Faruqi ile yeni bir proje için geziyorduk. Eski devirde gözetleme kulesi olan bu yeni müzenin 2. katında sizi başka âlemlere taşıyan ney sesi ile bambaşka bir âleme giriyor ve kendinizden geçiyorsunuz.  Selma Hanım buraya merdivenlere oturup, “İslam'a seçen çok insan tanıdım, ‘şimdiye kadar nerede idik' diye sordular” dedi. İşte müziğin ruhu kuvvet ve etkisi…

RECEP TAYYİP ERDOĞAN YAZAN CD

Daha sonra Granada'ya geçtim. Türkiye'den birinin getirdiği CD hediyeyi gösterdiler. Üzerinde İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yazıyordu. “İşte şimdi oldu” dedim. 1973 yılından beri çeşitli devlet başkanları, elçiler, bakanlar her ülkeden her kültürden insanlarla tanıştım, ahbap oldum, çanak çömlek, tenekeden başka hediye görmedim.

Prof Roger Garaud merhumun Paris'teki evine giderdim. Ön balkonda Afrika totem ve heykeleri dolu idi. Kültürel konunun hassasiyeti beni çok sevindirdi. Yahudi Menuhin, babası haham kendisi Siyonizm karşıtlığından sonra müzik dünyasında yerini kaybetmiş, Gilad Atzmond bu sıkıntıları yaşıyor. Geçen Şubat ayında Londra'da evine gittim.

ERDOĞAN ADIMI ZİKRETTİKTEN SONRA…

“Kemal biliyor musun Erdoğan Davos'ta ismimi kullandıktan sonra Türkiye'den bir daha hiç davet almadım. İlk defa sen ve arkadaşların sayesinde İstanbul'da Mercan Dede ile konser verdik” dedi.

KAFAYA BAK KAFAYA

Türk Müziği'ne “mürteci” diyen ve “Türk musikisi icra edilse devlet sanatçılığımı iade ederim” tehdidi savuran Suna Kan diye biri var.  İlk devlet sanatçısı unvanı verilen keman virtüözü Suna Kan, cehaletini şöyle serdediyor: “Dede efendi kim? Ne zaman yasamış? Babam bize alaturka müzik dinlemeyi yasaklamıştı, onun için bilmiyorum.” Kafa bu işte! 

Bizim bozuk saatler böyle söylerken Hintli Sirtakici Ravi Şankar, Washington Üniversitesi müzikoloji bölümünde Tanburi Necdet Yaşar'ın derslerinden çıkmazmış. Vay Hintli mürteci Ravi Şankar vay!

İstanbul Müzik Festivali'nde Suna Kan'la çalmak için gelen Yehudi Mmenuhin ilk isteği “Bana Necdet Yaşar'ı bulun” demek. Demek ki oda mürteci! Türk musikisine o kadar hayranlık ve yurt dışında enstitü var ki saymak ile bitmez. AK Parti ve Erdoğan'a diyorum ki;  artık yol, baraj, köprü, falanla zaman kaybetmeyin. Kendi kültürümüzü, zenginliğimizi, yeniden ihya edin. Merhum Turgut Özal başbakan iken İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher'ın Türkiye ziyaretinde, “Biz sizin eski kültürünüze hayranız sözü de mürtecilik mi ne?

Otto von Habsburg çok eski bir ahbabımız. Kendisinin Türkiye Osmanlı hayranlığını anlatan mektupları arşivimde… İngiltere Kraliyet ailesinden Prenses Katarina de Silva evine hediye bir ney müziği götürmüştüm. Önce teşekkür etti. Dinlemiş, “daha başka var mı” diye de sormuştu. Bir dahaki sefere, inşaAllah.

Vesselam!

kultur-merkezi