Siyasetle bu kadar ilgilenmek de bir tuzak olmasın?
Onlarca, yüzlerce insanın her gün gazetelerden, televizyonlardan, internet gazetelerinden, sosyal medyadan siyaset üzerine binlerce söz edip, yazmasının da bir tuzak olabileceğine düşünürüm çoğu zaman.
Ülke içinde ve dışında olup biten siyasetle bu denli haşır neşir olmanın bir şeylerin gözden kaçırılmasının taktiği olabileceğini.
O yüzdende bazen yazan, laf eden onca insanın varlığında kendi yazmalarımı, her kafadan bir sesin çıktığı büyük bir arenanın kargaşasında gereksiz konuşmak gibi görürüm.
Sonuçta hem içinde hem de dışında hızlı gündemi değişen ve günlük siyasete malzeme edilecek konuların bir memba misali tükenmediği bir ülke burası.
Neden acaba? Böyle olmasının sebebi de bizim günlük siyasete meylimizi artırmak olamaz mı?
Dışarıda Irak bitmeden Suriye başlıyor… İran'la bir şeyleri rayına koyma arifesindeyken Rusya devreye giriyor… Kobani'de olanları çözmeye çabalarken Bayırbucak'ın derdine düşüyoruz...
İçerideyse PKK'nın çapaçul politikaları ışığında HDP'yi anlamaya çalışırken özyönetimin iflah olmaz hendekleri başımıza sarılıyor... CHP'nin verimsizliği bitmeden Kılıçdaroğlu'nun nezaketten yoksun halk goygoycusu dili başlıyor… MHP'nin her şeye hayır demeyi siyaset sanan biçareliği ve HDP'nin sivil siyaseti dağa ihale eden sorumsuzluğu yetmiyor, yok Mimarlar Odasının masa takıntısı, , Meslek Birliklerinin lüzumsuz gürlemeleri, Akademisyenlerin çetrefilli bildirisi belirliyor gündemimizi.
Bunca olayın olduğu, bunca konuların üretildiği bir cümbüş halinde de maalesef yazılarını veya sözlerini günlük hayatın içinde olan, lakin sıradan diye burun bükülen konulara dokundurmayı kimse aklına getirmiyor.
Oysa büyük olasılık ki kafayı sıyıracak kadar bu denli içine daldığımız ve her daim sıkıntısından dertlendiğimiz politikaların başımıza sarılmasının nedeni, dokunulmayı ve birilerinin dikkatine sunulmayı bekleyen ama birçoğumuzdan yüz bulmayan konulara değinmemekten.
Biz, yazar, çizer, konuşan takımı bir yandan birilerinin bizi o yönlere itmesinden bir yandan da popüler olan konulara değinmeye bizi zorlayan egolarımızdan olsa gerek ısrarla günlük siyasetin derin kuyularına atıyoruz kendimizi.
Etrafımızda onca yazılı veya elektronik gazete, onca televizyon kanalı ve programı var. Allah'ını seven söylesin kaç tanesi ‘marketlerde satılan tavuk eti analizleri sır gibi saklansa da her iki tavuktan birinde arsenik tespit edildiğini' yazıp, üzerine saatlerce, günlerce konuşuyor?
Kaç gazete veya televizyon sabah akşam bıkmadan aynı kişilerle aynı lafları tekrarlarken, bir komplonun hedefi konumuna getirilmeye çalışılan Karatay Hoca'nın ‘Ben o tavuklara tavuk demiyorum, zira tavukla ilişkisi yok onların, çiftliklerde üretilen canlı yaratık' demesini manşetine taşıyor?
Tarımda ‘merdiven altı' diye tanımlanan, içeriğinde ne olduğu bilenmeyen kimyasalların hala gelişi güzel kullanılmasına ve topraklarımızın, yer altı sularımızın, havamızın ve yediğimiz meyve ve sebzelerin zehirlenmesine ortalıkta mangalda kül bırakmayan kaç yazarın, gazetecinin kalemi, kelamı dokunuyor?
Henüz iki ay öncesinde Amerika'dan Ukrayna'ya Kosta Rika'dan Filistin'e kadar pek çok ülkede mahkûm ve göçmenlerin organlarını çalan ve hakkında kırmızı bülten bulunan Boris Wolfman'ın, Kaçakçılık Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından ele geçirildi.
Suriye ve İsrail üzerine uzman(!) kesilen onca insanın kaçı uluslararası bu organ hırsızı ve kaçakçılarının ülkemizde cirit attıklarına dair laf ediyor?
Ya sabah akşam reklamlarını izlemek zorunda kaldığımız diş macunları ve günlük temizlik ürünlerine eklenen florürün, nükleer atıklardan elde edildiğini? Bütün iddiaların aksine dişleri korumadığı gibi kansere yol açan florür, yatıştırıcı etkisi nedeniyle insanları pasifleştirip düşünce meleklerini dahi yok edebiliyormuş oysa.
Arsenikli tavuk üzerine bol katkılı çerezler ve ilaçlı meyveler yiyip, kansere yol açan florürle dişimizi fırçalayıp akıl meleklerimizi kaybetmekten belki de birilerinin belirlediği siyasetle bu denli haşır neşir oluyoruz, kim bilir.
Bu konuları gündemine almaktan bıkmayan Yeni Söz'e ve Kemal Özer'e teşekkürler.