Şiir, Şuur ve Edebiyatımıza Dair
-----
2022-11-14 00:00:00
<p>İlber Ortaylı, 2006 yılında romancı Orhan Pamuk’a Nobel
Edebiyat Ödülü verilince, kendisine sorulan bir soruya “Türk edebiyatına bir
ödül verilecekse bu şiir türünde olmalıdır.” cevabını vermişti. [Aslında bu
ödül olayına da değinmek gerekiyor ama burada mevzubahis olmadığı için
geçelim.] Evet, değerli hocamızın da belirttiği gibi Türk edebiyatı büyük
ölçüde şiirle temayüz etmiştir. Özellikle Osmanlı döneminde neşvünema bulan şiir,
İslam medeniyetinin üç büyük şiir (Arap edebiyatı, Fars edebiyatı ve Türk
edebiyatı) havzasından istifade ederek yeni bir anlayış ortaya koymuştu.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">Bu dönemde Türk şiiri özellikle şair Bakî ve Şeyh
Galip ile zirvelerde gezinmiştir. Nitekim Bakî'nin şiirleri İran ve Hint saraylarında
okunmuş, İran Şah’ı onu vezirlik payesiyle ülkesine davet etmiş ancak o bu
teklifi kabul etmemiştir. Şair Nev’î’nin (ö. 1599) şu beyti Türk şiirinin
geldiği yeri göstermesi bakımdan önemlidir:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><i>Nev’iyâ nazm içre
icad eyledün bir tarz-ı has<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><i>Rûm’ı kurtardın
Acem eş’ârını taklîdden<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">Talîkî-zâde Mehmet (ö. 1599) “Şehnâme-i Hümâyûn”
adlı eserinde Osmanlıların önemli özelliklerini sıralarken bunlardan birinin de
“şiir yazma gücü” olduğunu belirtmiştir. Nitekim Osmanlı’nın 33 padişahının
26’sı şairdir. Bunların büyük çoğunluğu divan sahibi şairlerdir. Özellikle
Fatih, Yavuz ve Kanunî devirlerinin önde gelen şairleri arasındadır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">Padişahların dışında vezirler ve şeyhülislamlardan
da nitelikli şairler mevcuttur. Muallim Naci, “Osmanlı Şairleri” adlı eserinde
107 şaire yer vermiştir. Yine M. Naci’nin “Esami” adlı eserinde ise 850 şair
vardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">Yahya Kemal, Osmanlı’da şiir ve şairin toplumla
birlikte diğer sanatların bir bütün olduğunu ifade ederek şairin bütün öteki
sanatlara bağlı olduğunu belirtir. “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şairinin konuyla
ilgili tespitleri şöyledir: <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">“Şiir bütün sanatlara, bütün hayata böyle bağlarla
bağlı ve cemiyetin timsali idi. Şiirin aletleri, usulleri, lisanı, zevki birdi
ve her yerde aynı seviyeye hitap ediyordu. Teselya Yenişehir’deki şairin
gazelini Diyarbakır konaklarında, Urfalı şirin kasidesini Saraybosna
konaklarında okuyor, anlıyor, coşuyorlardı.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">Aman “Şiir de neymiş!” demeyin. Ya da “Şiir medeniyeti
olmuşuz da ne olmuş!” hiç demeyin. Çünkü hicviye ve kasideleriyle ünlü divan
şairi Nef‘î (ö. 1635) kabiliyeti olmasına rağmen inşaya (düz yazıya) tenezzül
etmediğini şöyle dile getirir:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><i>Tenezzül eylemem
inşâya eylesem belki<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><i>Müsebbihân-ı felek
vird iderdi inşâmı<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">Ahmet Hamdi Tanpınar ise adeta Nef’î’ye hak vererek Türk
edebiyatının iki büyük romanının (Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü) yazarı
olarak “şair olmak istediğini ama olamadığını” ifade etmiştir. Yine onun gibi
diğer önemli romancımız Peyami Safa da aslında şair olmak istediğini
belirtmiştir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">Sözü “sanatlı, güzel, edebi, estetik bir şekilde”
ortaya koymak olarak basite indirgediğimiz bu anlatım biçiminin kendine özgü
bir şekli, yapısı, üslubu ve dili olduğu aşikârdır. Nitekim Fransız şair Valery
de şiiri “dil içinde dil” diye tarif eder. Yine benzer bir şekilde Şeyh Galip “Bir
başka lisan tekellüm ettim.” tespitinde bulunur. “Bursa’da Zaman” şairinin mezkûr
türü “dilin özü ve lezzeti” olarak görüp onu “tatma ve sevmenin yazma kadar güç
bir sanat” olduğunu ifade etmesi bu kadim edebi türün önemini anlatmaya yeter.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">Yine Tanpınar’ın “susma işi” olarak gördüğü şiir
için Türkçe cümle yapısının da uygun olduğu görüşü yaygındır. Çünkü Türkçe genellikle
az sayıda cümle parçalarından oluşur. Bu Türkçeye özgü düşünme biçiminin bir
karşılığıdır. Bu özelliğinin yanı sıra tarihi derinliği ve zengin anlatım
imkânlarına atıf yapılarak “Türkçe şiir dilidir.” tespiti yapılabilir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif">Hülasa şiir önemlidir. Çünkü şiir; gönüldür,
kalptir, yürektir. Dahası şuurdur. Yani içten (gönül) dile gelen “şiir” ile
“şuur” (bilinç) kelimesi etimolojik olarak aynı köktendir. Şiir ile şuur
ilişkisi, gönül ile akıl ilişkisine benzetilebilir. Bu cümleden olarak her biri
tek başına bir anlam ifade etmez. Başka bir deyişle gönlün akla, aklın gönle
ihtiyacı vardır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif;color:black;mso-themecolor:text1">Şiirin bir şuur
meselesi olduğunu Necip Fazıl poetikasında “Şiir, Allah'ı sır ve güzellik yolundan aramaktır.” ifadesiyle açıkça
beyan eder. Yine Hz. Peygamber’in şairi olarak tanınan sahabe Hassan b.
Sabit’in “Kur'an'ı görünce dilim tutuldu.” şeklindeki sözleri de bu meselenin
izahına örnek olarak verilebilir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt;
margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family:
"Palatino Linotype",serif;color:black;mso-themecolor:text1">Hâsılı kelam, şiire,
şuura ve Türkçeye yüzümüzü yeniden dönmemiz gerekiyor.</span><o:p></o:p></p>