Şiir, Şuur ve Edebiyatımıza Dair

-----

<p>İlber Ortaylı, 2006 yılında romancı Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat Ödülü verilince, kendisine sorulan bir soruya “Türk edebiyatına bir ödül verilecekse bu şiir türünde olmalıdır.” cevabını vermişti. [Aslında bu ödül olayına da değinmek gerekiyor ama burada mevzubahis olmadığı için geçelim.] Evet, değerli hocamızın da belirttiği gibi Türk edebiyatı büyük ölçüde şiirle temayüz etmiştir. Özellikle Osmanlı döneminde neşvünema bulan şiir, İslam medeniyetinin üç büyük şiir (Arap edebiyatı, Fars edebiyatı ve Türk edebiyatı) havzasından istifade ederek yeni bir anlayış ortaya koymuştu.</p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">Bu dönemde Türk şiiri özellikle şair Bakî ve Şeyh Galip ile zirvelerde gezinmiştir. Nitekim Bakî'nin şiirleri İran ve Hint saraylarında okunmuş, İran Şah’ı onu vezirlik payesiyle ülkesine davet etmiş ancak o bu teklifi kabul etmemiştir. Şair Nev’î’nin (ö. 1599) şu beyti Türk şiirinin geldiği yeri göstermesi bakımdan önemlidir:<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><i>Nev’iyâ nazm içre icad eyledün bir tarz-ı has<o:p></o:p></i></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><i>Rûm’ı kurtardın Acem eş’ârını taklîdden<o:p></o:p></i></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">Talîkî-zâde Mehmet (ö. 1599) “Şehnâme-i Hümâyûn” adlı eserinde Osmanlıların önemli özelliklerini sıralarken bunlardan birinin de “şiir yazma gücü” olduğunu belirtmiştir. Nitekim Osmanlı’nın 33 padişahının 26’sı şairdir. Bunların büyük çoğunluğu divan sahibi şairlerdir. Özellikle Fatih, Yavuz ve Kanunî devirlerinin önde gelen şairleri arasındadır. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">Padişahların dışında vezirler ve şeyhülislamlardan da nitelikli şairler mevcuttur. Muallim Naci, “Osmanlı Şairleri” adlı eserinde 107 şaire yer vermiştir. Yine M. Naci’nin “Esami” adlı eserinde ise 850 şair vardır.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">Yahya Kemal, Osmanlı’da şiir ve şairin toplumla birlikte diğer sanatların bir bütün olduğunu ifade ederek şairin bütün öteki sanatlara bağlı olduğunu belirtir. “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şairinin konuyla ilgili tespitleri şöyledir: <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">“Şiir bütün sanatlara, bütün hayata böyle bağlarla bağlı ve cemiyetin timsali idi. Şiirin aletleri, usulleri, lisanı, zevki birdi ve her yerde aynı seviyeye hitap ediyordu. Teselya Yenişehir’deki şairin gazelini Diyarbakır konaklarında, Urfalı şirin kasidesini Saraybosna konaklarında okuyor, anlıyor, coşuyorlardı.”<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">Aman “Şiir de neymiş!” demeyin. Ya da “Şiir medeniyeti olmuşuz da ne olmuş!” hiç demeyin. Çünkü hicviye ve kasideleriyle ünlü divan şairi Nef‘î (ö. 1635) kabiliyeti olmasına rağmen inşaya (düz yazıya) tenezzül etmediğini şöyle dile getirir:<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><i>Tenezzül eylemem inşâya eylesem belki<o:p></o:p></i></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><i>Müsebbihân-ı felek vird iderdi inşâmı<o:p></o:p></i></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">Ahmet Hamdi Tanpınar ise adeta Nef’î’ye hak vererek Türk edebiyatının iki büyük romanının (Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü) yazarı olarak “şair olmak istediğini ama olamadığını” ifade etmiştir. Yine onun gibi diğer önemli romancımız Peyami Safa da aslında şair olmak istediğini belirtmiştir. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">Sözü “sanatlı, güzel, edebi, estetik bir şekilde” ortaya koymak olarak basite indirgediğimiz bu anlatım biçiminin kendine özgü bir şekli, yapısı, üslubu ve dili olduğu aşikârdır. Nitekim Fransız şair Valery de şiiri “dil içinde dil” diye tarif eder. Yine benzer bir şekilde Şeyh Galip “Bir başka lisan tekellüm ettim.” tespitinde bulunur. “Bursa’da Zaman” şairinin mezkûr türü “dilin özü ve lezzeti” olarak görüp onu “tatma ve sevmenin yazma kadar güç bir sanat” olduğunu ifade etmesi bu kadim edebi türün önemini anlatmaya yeter.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">Yine Tanpınar’ın “susma işi” olarak gördüğü şiir için Türkçe cümle yapısının da uygun olduğu görüşü yaygındır. Çünkü Türkçe genellikle az sayıda cümle parçalarından oluşur. Bu Türkçeye özgü düşünme biçiminin bir karşılığıdır. Bu özelliğinin yanı sıra tarihi derinliği ve&nbsp; zengin anlatım imkânlarına atıf yapılarak “Türkçe şiir dilidir.” tespiti yapılabilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif">Hülasa şiir önemlidir. Çünkü şiir; gönüldür, kalptir, yürektir. Dahası şuurdur. Yani içten (gönül) dile gelen “şiir” ile “şuur” (bilinç) kelimesi etimolojik olarak aynı köktendir. Şiir ile şuur ilişkisi, gönül ile akıl ilişkisine benzetilebilir. Bu cümleden olarak her biri tek başına bir anlam ifade etmez. Başka bir deyişle gönlün akla, aklın gönle ihtiyacı vardır. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif;color:black;mso-themecolor:text1">Şiirin bir şuur meselesi olduğunu Necip Fazıl poetikasında “Şiir, Allah'ı&nbsp;sır ve güzellik yolundan&nbsp;aramaktır.” ifadesiyle açıkça beyan eder. Yine Hz. Peygamber’in şairi olarak tanınan sahabe Hassan b. Sabit’in “Kur'an'ı görünce dilim tutuldu.” şeklindeki sözleri de bu meselenin izahına örnek olarak verilebilir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin-top:6.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:6.0pt; margin-left:0cm;text-align:justify;line-height:150%"><span style="font-family: &quot;Palatino Linotype&quot;,serif;color:black;mso-themecolor:text1">Hâsılı kelam, şiire, şuura ve Türkçeye yüzümüzü yeniden dönmemiz gerekiyor.</span><o:p></o:p></p>