Şeyh Efendinin Politik Sırrı:Kurt Kanunu

-----

(……) Komünist Devrim  Mahkemesi o sabah tekrar toplandı. Mahkemenin huzurunda Şeyh Şamil isyanı sırasında bir başka şehirdeki arkadaşına “Allah için gerekirse Hz Hamza gibi şehit olmaya hazırım” diye telgraf çeken Dağıstanlı bir telgraf memuru vardı. Mahkeme Hakimi Kelov Alexi, bu ifadesini maznuna okudu.Dağıstanlı maznun boynunu büktü, ifadesini kabul etti. Bunun üzerine Komünist Devrim  Mahkemesi'nin Reisi Kelov Alexi'nin ağzından yılan fısıltısı gibi şu sözler döküldü: O zaman yarın sabah  Hamza'nın yanındasın….

Birkaç gün sonra bu haber Dağıstan'da bir köyde yaşayan Şeyh Efendi'ye ulaştı. Şeyh Efendi bu haberi duyduktan sonra dervişleriyle toplandığı ilk Hatme Hacegan'da her zamanki gibi ‘İnşirah Suresi' yerine ‘Tebbet Suresini' okuttu.Hatta farklı bir şey yaptı.Surenin mealini de tane tane okuyup dağın eteğinden Moskova taraflarına doğru üfledi.

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

  1. Ebu Leheb'in elleri kurusun, (yok olsun) zaten yok oldu ya. 2. Malı da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı. (kurtarmadı) 3. (O) alevli bir ateşe girecektir.4. Karısı da, odun hamalı (ve), 5. Boynunda bükülmüş bir ip olarak (ateşe girecektir.)

Aradan bir süre geçti. Komünist Devrim  Mahkemesi'nin Reisi Alexi, o akşam Devrimin anılmasının 10. yılı münasebetiyle düzenlenecek bir kokteyle katılacaktı.Bu program için aylar öncesinden özel kostümler diktirmişti.Bütün gözlerin onda olacağını biliyor, gazete muhabirlerine söyleyeceği sözleri aklında toparlayıp hazırlıyordu.

Giyinmek için odaya girdiğinde  birden sert bir rüzgar odanın penceresini çarptırarak açtı ve Alexi'nin içine işleyecek kadar üşüttü.Vücudundaki ürpermeye rağmen aynanın karşısında kostümünü giyindi, papyonunu taktı.Fötr şapkasını kafasına kendisini en ihtişamlı gösterecek şekilde yerleştirdi.

Devrim  Mahkemesi'nin Reisi Kelov Alexi, bugünkü kokteylde üst düzey devlet görevlilerinden hoşlanmadığı birini parmağı ile uzaktan göstererek gazetecilere “Onu da yakında sorgulayabilirim” şeklinde bir açıklama ile töhmet altında bırakmak istiyordu. Son olarak, ‘parmakla gösterme hareketinin aynanın karşısında provasını yapayım' dedi.

Gardroptaki dev aynasının karşısına geçti. Parmağını uzatmak istedi ancak eli bir büyük acı ile kasıldı. Alexi'nin avucu bir türlü açılmıyordu. Tekrar denedi, tekrar denedi, tekrar denedi.Her defasında avucundan vücüduna doğru genişleyen bir büyük acıyla sarsıldı. Bütün gayretine rağmen parmakları sanki kurumuş gibi avuç işlerine yapışmış bir şekilde hareket etmiyordu.Bir büyük panik içerisinde yanındaki koltuğa yığılıp kaldı.Can havliyle zor çıkan bir sesle eşine yardım etmesi için seslendi.

Ertesi günkü gazeteler Devrim  Mahkemesi Reisi Kelov Alexi'nin geçirdiği ani bir rahatsızlıktan dolayı hastaneye kaldırıldığını yazdılar.

…………….

Dağıstandaki Şeyh Efendinin dervişleri de olaylara farklı bakan bazı arkadaşlarını ‘zararlı' ilan etmişlerdi.Devrim  Mahkemesi'nin Reis Alexi'in kokteylde parmakla gösterip töhmet altında bırakmak istediği gibi bazı derviş arkadaşlarını töhmet altında bırakıyorlardı.

Şeyh Efendi, Hatmei hacegan sırasında sıra ‘İnşirah Suresi' okuma bölümüne gelince  “Elhamdülillah Tebbet Suresindeki maksat hasıl oldu.Artık tekrar İnşirah suresine geçebiliriz” dedi.

Hatmei hacegan bitince Şeyh Efendi her zamanki tane tane üslubuyla konuşmaya başladı: Komünist Devrimin liderlerinden Alexander Soljenitsin, ‘Gulag Takımadaları' adlı kitabında şöyle bir olay anlatır: Devrimciler, bir süre sonra eski devrimci arkadaşlarını tasfiye etmeye başladılar.Hatta 1924 öncesinde parti üyesi olmuş olanların tutuklanması kararı aldılar. Bu kaide özellikle Leningrad'da, muhalefet platformunun imzalandığı yerde tutarlı bir şekilde tatbik edildi.

Moskova bölgesinin bir mahallinde yapılan parti konferansında bu anlamda çok tarihi bir olay oldu. Konferansa yeni mahallî komite sekreteri başkanlık etti; onun selefi ise demir parmaklıklar arkasındaydı. Konferansın sonunda yoldaş Stalin'e sadakati ifade eden bir mesaj okundu. Tabiatıyla hepsi ayağa kalktı Ttıpkı konferansın tümü boyunca her ne zaman adı anılsa ayağa kalkmaları gibi). Küçük odada gürleyen alkışlar, bir alkış tufanına dönüştü. Üç dakika, dört dakika, beş dakika. Ancak avuç içleri acımaya başlamıştı. Eller gücünü yitirdi. Orta yaşlılar tükendi; hatta Stalin'in Yüce Tanrı olduğuna samimiyetle inananlar dahi tüm bunların katlanılmaz ve aptalca olduğunu hissetmeye başladılar.

Fakat, ilk önce durma cesaretini kim gösterebilirdi ki? Bunu ilk olarak komite sekreteri yapabilirdi. Mesajı okuyan ve hâlâ podyumda duran oydu. Hayır, o yeni biriydi, hapistekinin yerini almıştı, o da korkardı. Çünkü bu küçük odada alkış tutan NKVD ajanları da vardı ve onlar önce kimin duracağını dikkatle izlerlerdi. Bu ıssız kasabadaki bu küçük, münzevi odada liderleri için tuttukları muazzam alkış beş dakika, yedi dakika, sekiz dakika boyunca gürledi! İşleri bitik! Bu hepsinin sonu! Şimdi onları sadece bir kalp krizi kurtarabilir!

Odanın en uzak köşesinde birileri küçük bir hile yapabilir, daha yavaş, daha az enerjik, daha az taşkın bir ritim tutabilir. Peki podyumda olanlar, herkes tarafından görülebilecek olanlar ne yapsınlar? Mahalli kağıt fabrikasının müdürü olan güçlü ve bağımsız adam, durumun yapay olduğu kadar ümitsiz de olduğunun fazlasıyla farkındaysa da podyumda durmuş alkışlamaya devam ediyordu.

Dokuz dakikadır alkışlıyordu! Onuncu dakika: Ümitsizce sekretere bakıyor, ama o durmaya cesaret edemiyor. Bu bir çılgınlık! Bu kolektif bir çılgınlık! Mahallî liderler zayıf bir ümitle birbirleriyle bakışmaya başlıyorlar, ama yine de yüzlerinde mahza mutluluk ifadesi var; ta ki yıkılıncaya, oturaklara çökünceye kadar alkışlamayı sürdürüyorlar. Ayakta kalanlar, yüzleri donuklaşmış bir vaziyette kalıyorlar...

Onbirinci dakika; kağıt fabrikasının müdürü tekrar ciddî bir bakış fırlatıyor ve oturuyor. Ve, işte mucize! İfade edilemeyen ve karşı durulamayan heyecana ne oldu? Hepsi ansızın alkışlamayı kesiyor ve oturuyor. Kurtuldular! Nihayet kurtuluş! Fakat, bu tam da bağımsız zihin sahiplerini keşfetmenin yoluydu. Onlar bu şekilde ortadan kaldırılabilirlerdi. Fabrika müdürü o gece tutuklandı. Herhangi bir şeyle, bununla hiç alakası olmayan bir suçla suçlanıp on yıl hapse atılmasına bir engel yoktu”

Şeyh Efendi, billurlaşmış bakışlarını dervişler üzerinde tek tek dolaştırdıktan sonra sözü mesajına getirdi: “Abdülhalık Gücdüvani Hazretleri zamanında gizli zikre önem veren Hacegân yolunda Mahmud Fağnevi ile açık zikre geçilmişti. Şah-ı Nakşibend Hazretleri de gizli zikri esas aldığından mevcut Şeyh Efendi Emir Külal'in meclisinde açık zikir başladığında O, halkadan ayrılıp dışarı çıkardı. Onun bu hali çok geçmeden Emir Külal'in öbür dervişlerine garip gelmeye başlamıştı.

Ama Emir Külal Hazretleri Onun bu davranışını bir dışlama sebebi olarak görmemişti. Nitekim bir süre sonra Şah-ı Nakşibend Hazretleri'nin hilafeti sırasında gizli zikri bu yolun esası oldu.

Sizler, alkışlamayı tercih eden ve bununla makam ve mertebe kazanmayı tecih eden kişiler olabilirsiniz.Ancak alkışçılık yerine olaylara başka zaviyeden bakan kardeşlerinizi dışlamamalısınız. Eğer sizler de muhalif söz söyleyen kardeşlerinizi düşman ilan ederseniz az önce anlattığım komünist devrim muhafızlarından farkınız kalmaz.

Halbuki Müslümanlar "Kâfirlere karşı şiddetli ve zorlu, kendi aralarında şefkatli, merhametli, yumuşak ve anlayışlıdırlar" (Feth Sûresi, 29) Müslümanın kardeşine karşı halini Allahu Teala bizlere şöyle öğretiyor: "Onlardan sonra gelenler; "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış kardeşlerimizi bağışla, kalbimizde mü'minlere karşı kin bırakma... Rabbimiz, şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin, derler." (el-Haşr Sûresi, 10)

Sonra,  derin bir nefes alıp verdikten sonra şöyle devam etti: Bilmem farkında mısınız? Kurtlar sürüler halinde yaşarlar. Çünkü bu onları daha güçlü kılar.Fakat bir kurt yaralandığında veya topallamaya başladığında diğerleri tereddütsüz bir şekilde onu yok ederler. Bu alışkanlık sürünün çıkarlara ve içgüdülere dayalı olduğunun açık delilidir.

Eğer sizler de  sizin kanaatinize göre; yaralanan veya topallayan arkadaşınızı yok  etmeye kalkarsanız, haliniz işte bu vahşi kurt sürüsünden farklı olmaz…

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v), "İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kamil manada) iman etmiş olmazsınız." (Müslim-Ebu Davud) buyurmuştur.

Yine Peygamberimiz (aleyhis-salâtu ves-selâm) bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuştur:"Sizden biri, kendisi için sevdiğini (istediğini, arzu ettiğini, din) kardeşi için de sevmedikçe (istemedikçe, arzu etmedikçe) gerçek îmâna eremez." (Buhârî) Dinimizdeki kardeşlik ölçüleri budur.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:"Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim)

Kardeşinize  karşı kalbinizdeki rikkat duygusu iyice artınca bu kez şu dörtlükteki müjde hasıl olur:

Gönül aynasını sufi/ Eder isen safi

Açılır bir kapı /Ayan olur Cemalulllah..

Şeyh Efendi, sohbet sonrası ayağa kalktı.Her zamanki otomatik hareketlerle etrafında  biçimsel saygı ritüelleri üretmek ve çoğaltmak üzere vaziyet alan dervişlere son bir söz söyledi:

Benim güzel kardeşlerim! Size ne oluyor da bazı kardeşlerinizi hor görüyorsunuz? Keşke derviş olmaya karar vermeden önce, iyi Müslümanlar olmaya karar verseydiniz. İşte  tasavvuf yolunun asıl sırrı odur.İşin özü iyi Müslüman olmaktır…