“Şehir Medeniyeti” Belediyeciliği
Peyami Safa, romanlarında ananevi evlerimiz içindeki tarihi şekillere bürünmüş yozlaşmış geleneksel hayatlar, bu evlere sızan yeni ve modern hayatlar ve nihayetinde apartman tarzı hayatı gösteren mekânlardaki şekli ve içeriği ile tamamen decadans/yoz ve çelişkili hayatlar eleştirilir. Bir araf ve arayış döneminin resmidir çizilen. Nevzat Kösoğlu tam bu siyakta eski ile yeninin buluşması noktasında yahut kadim içinde kendini ararken dikkat edilmesi gereken bir hususa önemli dikkat çekmişti: “Kültürün gaye değerleri, onların belli bir zamanda gerçekleştiriliş biçimleri ile aynileştirilirse, yaratıcılık kaybolur; kültür belli tavır, tutum ve kurumlaşmalara takılarak katılaşır.” Geçmişle gelecek arasındaki bağı kuracak olan buradaki uyarı bağlamında da görüleceği üzere şekilleri tekrar etmek değildir; sanıyoruz ki şekilleri güne taşırsak anlamlar, özler ve esaslar da gelecek. Lakin özde gerçekleşmeyen oluş ve dönüşümler sadece tarihi manzaraların kes yapıştır şehirlerimize ve hayatlarımıza taşınmasını söz konusu etmek dışında bir anlam taşıyamaz, taşımadığını görüyoruz.
Bunu somutlaştırmak için misal vermek gerekirse; eski Türk evlerinden oluşan mahalle tipi çalışmalara başlansa, TOKİ yahut özel sektör bu manada ekonomik yani lükse varmayan fiyatlarla evlerden oluşan mahalleler inşa etse, burası Yahya Kemal'in şiirlerindeki medeniyetin sokaklarında uçurtmalar uçurduğu, bülbüllerin hakikat söylediği yerler olabilecek midir? İnsan apartmanda yahut o mahallede aynı insan olduktan sonra medeniyet özünün aynileşmiş şekillerini güne taşıyarak sağlanacak fayda ne olur? Yahut insanların romantik duygularını sömürmek olmaz mı? Burada maksat ev alım satımı değil elbette, yazarın hiç anlamadığı mevzular lakin burada ifade-i meram odur ki tarihle kuracağımız bağ şekiller ve tortular üzerinden değil zaman ve mekân üstü anlamlarda olması ve buna dair bir usulün geliştirilmesi gereğine dairdir. Belediyeciliğimiz insan gibi yaşanabilen medeniyet şehirleri ile tahakkuk edecekse bu önceliğe dikkat edilmesi elzemdir diye düşünüyoruz naçizane.
İşte tam burada Nietzsche'nin tarihe bakışına dair bazı hususlar bu usul meselesinde nasıla dair akla takılıyor. Nietzsche Goethe'den bir alıntıyla başlar tarihi düşünmeye “Etkinliğimi arttırmadan ya da doğrudan doğruya canlandırıp yaşamıma bir şey katmadan yalnızca bana bilgi veren her şeyden nefret ediyorum.” Tarih beni malumata boğup da hayatıma tek bir taş koymadıkça beyhudedir diyor Nietzsche. Tarih; tükenmeyen, eskimeyen, durmaksızın güçlenen, gelişen bir eylem olarak görüldüğünden duranın tarihi olmaz, eyleme geçenin, yaratanın, içinden gelen itici güçle evrene açılanın tarihi olur Ona göre. Ve der ki önemli olan hayatı tarihe tutsak etmek değil, tarihi hayatın içinden çıkarıp, hizmetine sunmaktır. Bu bakımdan mazi bir bilgi kaynağı olmanın ötesinde bilince dokunmalıdır. Bizler nasıl falanca asırlar Türkler şöyle evlerde yaşadı, böyle yaşadı bu evlerde kültürlerinin şu incelikleri şu şekildeydi diyorsak modern zaman içinde Türklerin zamana ve mekan mühür olan şehirleri olması fikri medeniyet şehri belediyeciliği için de esas olmak gerektir. Bunun ötesinde Nietzsche için canlılık yaratmayan bir öğretme, etkinliği uyuşturan bir bilim, anlama yetisi için bir pahalı bilgi ve lüks olan bir tarih anlayışı, nefret edilmesi gereken bir şeydir. Bu bakımdan değişim ve dönüşüm bizatihi kendisinin ötesinde kıblesinin ve esasının ne olduğu çok önemlidir.
Nietzsche bu yolda bizim yaşama ve eyleme için tarihe ihtiyacımız var, yaşam ve eylemden rahatça yüz çevirmek ve ayıpları örtbas etmek için değil diyerek usule ve bakış açısına dair önemli bir yol açar. Bu bakımdan Nietzsche tarihe bakarken önce yadsır sonra sınır koyar. Yaşamı soysuzlaştıran ve tüketen tarihe, değer vermenin bir ölçüsü olmalıdır diyerek yöntemi ararken tarih daha yüce bir hayat ve daha yüce bir bütünlüğü desteklemelidir, diyerek bunu açar. Sürüleşmek bu bakımdan tarihinde suiistimali onun bu şekilcilik hastalığında en büyük itirazlarından biridir. Hatırlama-unutma ve bengi dönüş arasındaki dengede plastik bir bilinçle insan hayatı değer kılacak bir tarih telakkisine ulaşabilir Nietzsche'ye göre. İnsan hayata ve insana evet demeli, şekillere değil oluş içinde dönüşe dayanmalıdır. İnsan bu yolda elinde çekiçle tarihe dalıp kırılması gereken şekilleri kırarak içlerindeki özü arama cesareti bulmalıdır. Geleceğin kökünün geçmiş tarafından kazınmasına mani olunmalıdır. Tarihe doymuşluk dediği şey Nietzsche için çağ kendini her çağdan üstün görmek hatasına düşmesidir. Bu hata milletin içgüdülerini zedeler ve bireyin olgunlaşmasını engeller. Tarih duygusu sınırsız biçimde sonuçlarına varır, mesela moda tabirle tarihin sonunu ilan ederse, geleceğin kökünü kazır. Bu bakımdan tarih sorununu tarihin kendisi çözecek ve bilim çuvaldızını kendisine batıracaktır. Çare tarih üstü ve tarih dışı dediği yani zamanüstü çağdaş olunan bilen özlere dayanmaktır. Değilse Nevzat Kösoğlu'nun tespitiyle birleştirerek düşündüğümüzde, ürkek ve güvensizleşmiş olan birey kendine inanamaz hale gelir. Kendi içine gömülür, kendi içselliğine dalar, yani dışa etkisi olmayan öğrenilmiş olanların birbiri üzerine yığılmış bir karmaşıklığı içine ve canlı hale gelmeyen bir öğretim içine gömülür. Bu bakımda tarih etkinlik ve anlam sebebi olduğunda hayat ve insanı geleceğe taşır.
Kökenleri ve gayesi unutulmuş her tarihi şekil bugün için sadece avuntu vesilesidir. Nicelikler içindeki niteliğe bile öz nazarıyla bakmamak tedbiri ve usulü bizi hayata ve insanlığa daha önemlisi gelece taşıyabilir. Şimdi eski tarzda inşa edilmiş bir Türk evinde açılan bir cafede nargile içip, cep telefonundan sosyal medya denizinde sörf yapıp dünyaya nizam veren insan kendisini düşünsün ve şehir medeniyeti belediyeciliğinin önemini ise hepimiz düşünelim. İğneyi başkasına çuvaldızı aklımıza saplayalım.
Şehir medeniyeti mi, medeniyetin şehri mi? Çözümü hayatın içinde mi yoksa ötesinde mi bulacağız? Makul bir üçüncü yol yok mudur? İnsana, hayata, tarihe doğru gözle bakıp özden söz söylemek; akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selimin dünyasından mefkure ve umranı bir şahsiyete bağlamak olumlayan ve eyleyen bir bakış olarak geçmişi geleceği var eden unsur haline gelmesini sağlayarak tahrip etmeyip tamir eden unsura dönüşmesi önemlidir.
Vesselam