Sahte diplomalar ve paralelin gücünü küçümseyen aymazlık…

-----

Dikkatinizi çekiyor mu bilmem, sahte diplomalı öğretmen sayısı her açıklamayla birlikte biraz daha artıyor.

İlk olarak 7 Ocak'ta Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın ‘50-60 sahte diplomalarla öğretmen tespit ettik' açıklamasıyla duyulmuştu olay.

Geçen Pazar gününün haberlerine göre rakam 92'ye ulaştı. Çok değil birkaç gün önceki haberlere göre rakam 80'di.

Bu rakamın bu sayılarda kalacağını düşünmek saflık olur.

Fakat asıl saflık sanki başka bir noktada. Bakan Avcı'nın ilk açıklamasındaki ‘bunun bir çete işi olduğunu düşünüyoruz' sözünden hareketle mi bilinmez, sahte diplomalarla ilgili her haberde nedense çete vurgusu öne çıkar oldu.

Neden bir örgüt değil de çete? Sahte içki üreten, sahte çanta, ayakkabı, şapka üreten veya sahte para basan cinsinden bir çete mi bu?

Bazı gazetelerde haber verilirken FETÖ ve PKK/KCK terör örgütlerinin adı geçmedi değil. Lakin ‘terör örgütleriyle işbirliği yaparak sahte diploma satan çete' sözleri bahsedilen çeteyi bilinçli veya bilinçsiz kalpazan türü bir çeteye indirgemiyor mu?

Ülkenin başına örmek istediği beladan henüz buzdağının görünen ucu kadar kurtulduğumuz Fetullahçı Terör Örgütü'nü (FETÖ) kapsamlı bir suçta sadece işbirliği yapılan bir duruma sokmak, FETÖ tehlikesinin iyi anlaşılmadığını gösterir. Ya da küresel akılların maşası olmuş bir örgütün bu denli palazlanmasına göz yuman aymazlığın ve saflığının maalesef hala devam ettiğini.

Öte yandan devleti kamuda çalışan 3 milyonu aşkın insanın diplomasını tek tek kontrol edeceği bir işe soyunduran suçun, ürettiği sahte diplomaları heveslisine satan adî bir çeteye mal etmek en başta Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın FETÖ'ye dair kaygılarını ciddiye almamak anlamına gelmez mi?

Böylesi hafif değerlendirmeler, devletin her bir hücresine yıllar içinde sızarak zorbalıkla siyasi erki devirip, devleti ele geçirmeyi planlayan bir örgütün kamuda ve özelde etkinliğini artıracak bir kadrolaşma içersinde olduğu gerçeğini küçümsemek olmaz mı?

FETÖ ile sadece işbirliği yaptığı ön plana çıkarılan çete ile ilgili haberlerde geçen üç cümle dahi onların sahte diploma işiyle uğraşmayacağı algısını uyandırıyor okuyanda.

‘Sahte diploma çetesi, yüksek puan gerektiren branşlardan mezun öğretmen adaylarını hedef aldı…'

‘Ataması görece az olan bölüm mezunu öğretmen adaylarına, ataması kolay olan bölümlerden mezunmuş gibi sahte diploma teklif ettiler...'

‘Bazı öğretmen adaylarının sahte diploma almak için 30-100 bin TL arasında banka kredisi çekerek çeteye ödeme yaptığı belirlendi…'

Dikkat edilirse haberdeki bütün vurgular, çeteden kastın sahte içki üreten, korsan film kopyalayan çete olduğuna inanıldığı ve ahtapot misali devleti sarıp, derin bir kadrolaşma derdinde düşmüş bir örgütün böyle sahteliklerle direkt işinin olamayacağı fikrini uyandırıyor. Sanki adi bir çete kişileri hedef almış, onlara teklif etmiş, kandırıp aldırdığı kredi karşılığı diploma satmış...

İtiraf etmeli ki Fetullahçı Terör Örgütü, küresel güçlerin kurguladığı bir planı ‘din, vatan, millet, Sakarya' üzerinden en çok dindar, sağcı ve milliyetçi kesimlere şirin ve albenili gösterdi.

‘Hayır yapıyorum' kandırmacısıyla ülkenin bağımsızlığını ve özgürlüğünü tehdit edecek amaçlar için elde ettikleri imkanlar ve krediler en çok bu kesimlerden geldi. Alkışlanan eğitime destek projeleriyle ve övüle övüle bitirilmeyen okullar ve dershaneleriyle FETÖ'nün her türden meslekte kadrolaşmasına ve vakti geldiğinde kirli amaçları için kendilerini feda edecek kurbanlar yetiştirmesine adeta yardım edildi.

Marazi bir aidiyet duygusuyla kendilerine bağlı memur-bürokrat kadrolar sayesinde 17-25 Aralık türü operasyonlarla devleti ele geçirebileceklerine inandılarsa bunda maalesef bu kesimlerin bilinçli bilinçsiz desteği etkili oldu.

İnsanlar elbet hata yapabilir, buradaki mesele de bu değil. Lakin şu önemli olayın veriliş şekli dahi, birçoğunun FETÖ'nün tehlikesi konusunda hatalardan pek ders çıkarmadıklarını gösterebiliyor.

Oysa görünenler ve tespit edilenler gerçekten buzdağının görünen ucu kadar.

O halde, bu aymazlık niye?