Sahi sadece Ahmet Hakan mı kandırıldı?

-----

Belki de ‘Türkiyelileşme' projesinin en bilinen aracı olduğu için HDP'nin bugün yaşadığı vahameti anlatmak isteyen herkes Ahmet Hakan'ı örnek gösteriyor.

Lakin eğri oturup doğru konuşmak gerekiyorsa HDP'nin onca ‘sol gösterip sağ vurma'larına maruz kalan sadece Ahmet Hakan değil.

Evet, O göstere göstere Demirtaş'ı örnek bir ‘demokrat', ‘siyasetçi', ‘lider' olarak gösteren en popülar mizansenlerin kurgucusu oldu.

O yüzden de Erdoğan nefretiyle HDP'ye umut bağlayanların bugün nasıl bir dönüşüm içinde olduklarını en iyi onun yazılarındaki değişimden anlamak mümkün.

Hürriyet'teki (05.06.2015, Hay HDP kadar baraj dökülsün üstünüze) tarihli yazısında kuşlar kadar şen, kelebekler kadar huzurluydu Hakan, tıpkı HDP'yi destekleyen diğer ‘Beyaz Türkler' gibi.

‘‘Elbirliği ederek ne dedik bu insanlara? ‘Gelin siyaset yapın, halklarımızı siyaset yaparak elde edin' demedik mi? ‘Sözlerinizi Meclis'te söyleyin' demedik mi? ‘Düz ovaya inin demedik' mi? ‘Sadece Kürtlerin partisi olmayın, tüm Türkiye'nin partisi olun' demedik mi? Ne yapıyor bu insanlar? Tam da bunları yapmıyorlar mı?'' diyordu.

Aradan geçen 6 ay sonra aynı Ahmet Hakan ‘Ey Selahattin Demirtaş' diye seslenecek kadar içi yanmış haldeydi.

‘Yanılttın bizi. Çok Türkiyeli' bir yüz gösterdin. Meğer o çok Türkiyeli yüz, sadece bir maskeymiş. Aldattın bizi. ‘Hendek siyaseti olmaz' dedin. Meğer dilin öyle derken kalbin öyle demiyormuş. Kandırdın bizi. ‘biz artık Türkiye'nin partisiyiz' dedin. ‘Ayrılık gayrilik istemiyoruz' dedin. Meğer ne kadar safmışız (29.12.2015, Biraz da biz kandıralım, Hürriyet).

İtiraf etmeli Ahmet Hakan gibi yanlışı görüp, aldatıldığını kabul etmekte de bir erdem.

Evet, bugün HDP'nin Kandil ve PKK'nın sahneye koyduğu ‘Devrimci Halk Savaşı'na ve hendek ve barikatların yarattığı cehennemle şekillendirilmek istenen ‘Özyönetim'  isteklerine dair izlediği kişiliksiz politika, ona destek veren birçok insanı aynı pişmanlıklara gark etmiş durumda.

Fakat bunca rezil rüsva manevraları göre göre aynı kafa devam eden ve ısrarla HDP'nin hatalı ve habis politikasını gözlerden kaçırmaya çabalayan epey insan var hala.

Oysa bugün gelinen nokta, her şeyin görünenden öte, bir arka planının olduğunu düşündürüyor bana.

Artık anladığım ne ‘ovada siyaset' ne ‘Çözüm Süreci', ne ‘Dolmabahçe Görüşmeleri', ne ‘Türkiyelileşme Politikası' ne Cumhurbaşkanlığı seçimi ne de 7 Haziran veya 1 Kasım seçimleri ifade ettikleri pür anlamlarıyla sınırlı değilmiş HDP için.

Yani 80 vekillik kazanıp, istese bu ülkede kurulacak koalisyonun bir parçası olabilecek bir imkânı heder edişini ‘aptallık' sanırken aptal konumuna düşüp, biz de kandırıldık.

Plansız, programsız, verimsiz Türk tarafını ‘Türkiyelileşme' projesiyle Kürtlerin sırtına yükleyenleri ‘nasıl böyle bir aptallık yapılabilir' diye eleştirirken safın önde gideni bizlerdik.

HDP'nin neden Kandil'e ‘Biraz geride durun. Gayri sivil siyaset yapma sırası' demediğini anlamamak ve bu iradeyi gösteremeyen HDP'yi basiretsiz ilan etmek bizim safdilliğimizdi.

Anlayacağınız HDP'nin çizdiği bütün aptallık, saflık, kişiliksizlik, basiretsizlik hallerinin hepsi kurgulanan planın bir parçasıydı gibi geliyor bana artık. Onları bu tanımlamalarla nitelendirdiğimizde yapılan açıklama ve eylemler, yalnızca HDP'nin bilerek ve isteyerek yapması gerekenlerdi.

Yani dün ortada bir neden yokken ‘Çözüm Süreci'nin sekteye uğratılması da, bugün hendek savaşlarıyla ortalığı en başta Kürt halkına cehenneme döndüren bihuş halleri takdir etmeleri de, silah ve isyanla ‘özyönetim' ilan edilmesinin kabulü de Kandil'e karşı ‘basiretsiz' olmalarından değil, aksine yapmaları gerekenlerdi.

 Sözün kısası HDP sadece Ahmet Hakan gibi onları Erdoğan'a karşı inatla cilalayanları değil ‘neden sivil siyasetin gerektirdiğini yapmıyorlar' diyen uyanıkları da aldattı.

***

Bugün yıl bitiyor. Ölümlerin, göçlerin, çapaçul oyunların son bulduğu huzurlu bir yeni yıl diliyorum herkese…