PKK’nın yeni taktikleri halkın felaketi olacak…

-----

Diyarbakır, Cizre, Silopi, Nusaybin, Sur'da yaşananları yan yana koyduğunuzda PKK'nın şehirlere dönük yeni bir strateji başlattığı artık aşikâr. Derdin demokrasi, barış, huzur, kardeşlik ya da birlikte ve eşit yaşama iradesinin güçlendirilmesi olmadığı da öyle.

Oysa Çözüm Süreci, çatışmadan uzak görünür bir barış havası estirmişti memlekette. Bugün karabasan misali üzerimize çöken bombalardan, ölümlerden, korkulardan, göçlerden uzak umudun rüzgârları esiyordu.

Taraflar arasında yaşanan diyaloglar, küçükte olsa siyasi, sosyal, kültürel adımların atıldığı noktalara taşımıştı memleketi. Ayak diremelere, aykırı açıklamalara, gereksiz dalaşmalara karşın yaşanan olumlu hava 7 Haziran seçimlerinde de etkisini göstermiş, HDP tarihi bir başarı kazanmıştı.

Lakin karayollarında patlayıcı düzeneklerinin, bomba yüklü araçlarının infilak ettirmesiyle PKK, hem Çözüm Süresi boyunca yaşanan eylemsizlik haline son verdi hem de belirlediği yeni savaşının ilk eylemlerini başlatmış oldu.

Aslına bakılırsa PKK, uzun yıllar ağırlıklı olarak sürdürdüğü kır ve dağ savaşçılığını şehirlere kaydıracağının işaretlerini bu eylemlerden çok daha önce vermişti.

Gerek Suriye'de yaşanan belirsizliğin yarattığı boşluk, gerekse Rojava deneyimi PKK'ya ‘Çözüm Süreci'nin ya da ‘Sivil Siyaset'in getirileriyle yetinmemesini fısıldamıştı sanki.

Kandil ve onun çapsız sivil ayağı HDP, içlerindeki şeytanın sesini dinledi ve ‘Kıra Dayalı Şehir Savaşçılığı' yöntemiyle ‘Devrimci Halk Savaşı'nın başlatılmasının daha kazançlı olacağına karar verdiler.

Belli bir zaman geçip de taşlar yerine oturmaya başladığında her şey daha iyi anlaşılıyor.

PKK'nın çözüm sürecinin rehavetli dönemlerinde aklındaki stratejiyi hayata geçirmek için boş durmadığını ve adım adım bugünün hazırlıklarını yaptığı görülebiliyor.

‘Demokratik Özerklik' gibi ‘Sivil Siyaset' kavramı da Kürt halkının mevcut koşullarda demokratik etkinliğini artırmak için değil, Devrimci Halk Savaşı'nı başlatmanın bir aracıydı.

Hatta onca eksik, yanlış, yalana rağmen Kandil ve Kürt siyasetçilerinin ısrarla ‘Türkiyelileşme' derdine düşmeler dahi bugün şehir ve ilçelerimizde yaşanan tarumar içindi.  

Mesela Varto, Yüksekova, Silvan'daki özyönetim denemelerinin ardında insanları ‘şehir savaşlarından başka bir alternatif yok' noktasına getirmenin kurnazlığının yattığını Nisan 2015 tarihli PKK'nın yayın organı Serxwebun Dergisi'nde görmek mümkün.

‘Bunun için gerekli müzakere, uzlaşma oluşmadı. Dolayısıyla anayasal, yasal düzenlemeler gelişmedi. Demokratik Özerklik, yani devletle Demokratik Konfederalizmin yönetim paylaşımı ve ilişkisinin düzenlenmesini ifade eden, hukuki bir sisteme yol açamadık. O, Demokratik Özerklik çözümü olacaktı. Bu gerçekleşmedi ve bu biçimde de artık gerçekleşmeyeceği kanıtlanmış oluyor. Bu durumda yeni bir eylemi, stratejik değişikliği, Devrimci Halk Savaşı'nı gündeme getiriyoruz. Çünkü aynı durumla bunu yapamayız.”

Sormak gerekiyor hangi anayasal ve yasal düzenlemeler için mücadele edildi? Hukuki bir sistemin oluşması için HDP neler yaptı?

Pratikte olanlarla yazılanları karşılaştırdığınızda demokratik özerkliğin gerçekleştirilmesi imkânı dahi verilse asıl istenilenin o olmadığı anlaşılmıyor mu? Ya da 80 milletvekili alınmasına rağmen inanılmaz bir pervasızlıkla sivil siyasetin ‘hiç' edilmesinin sebebinin ne olduğu?

Görünen o ki PKK, son yıllardaki her şeyi sadece ‘dostlar alışverişte görsün' misali, Devrimci Halk Savaşı'nın başlatılmasına zemin hazırlamak için kurguladı.

Peki, dert ne?

Çok dillendiriliyor olmasına karşın Devrimci Halk Savaşı'nın ‘Büyük Kürdistan' hayalini gerçekleştirmek için yapıldığını söylemek hâlihazırdaki koşullarda dertlerin en kıymetsizi bana göre. Hem bu amacın yapılabilirliliği zor hem de Kürt halkının böyle bir isteği yok.

Bütün dert, kurtlar sofrası bir coğrafyada kirli emel ve niyetlere göre şekillenecek bir ihalede öyle ya da böyle var olmak...

İhaleden Türkiye'yi bertaraf edecek bir sonucun çıkması herkes gibi ‘Kürt halkının da felaketi olur' deseniz de boş. Dağdakinin de ovadakinin de taktığı yok.