Peki, bu ümmeti parçalama ihânetine kimler çanak tuttu?
Gündemi hızla değişen bir ülkenin başındaki insan olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, bıkmadan usanmadan FETÖ'yü gündeminde tutması bazılarına gereksiz ve de anlamsız gelse de şahsi düşüncem bunun hiç sektirmeden herkesçe yapılması gereken önemli bir görev olduğudur.
Malum, Gülen boş durmuyor bir yandan aklı, yüreği, ruhu, dili simsiyah beddualarla arsızca ülkemize felaket temennisinde bulunurken bir yandan da kriptoları aracılığıyla efendilerinin amacı için saldırılarına devam ediyor.
O yüzden kökünün tamamen kazınıp, temizlenmesinin pek kolay olmayacağı aşikâr karanlık ve dipsiz bir örgütle ilgili Cumhurbaşkanı'nın konuşmaktan bizlerinse yazmaktan bıkmaması hayatî bir vazife.
Peki neden?
Çünkü illegal ve anti-demokratik yollarla devlet içinde devlet olmaya kalkışan bu karabasan örgütün, olmak istediği devleti gerçekleştireceklerine inananlar hâlâ birçok noktada etkinliklerini sürdürebiliyorlar.
Vesayet rejimlerini dahi mumla aratacak denli kendileri dışında hiçbir kimsenin nefes dahi alamayacağı deccal bir devleti hem de. Ya da yeniden ayağa kalkan bir ülkeyi kapılarında bekledikleri kurtların sofrasına meze yapmaktan başka hiçbir planı olmayanların yöneteceği devleti.
Bu okumanın en kestirme anlamı ne?
Yeniden âdeta yedi düvele karşı varlık mücadelesi veren bir ülkenin bağımsızlığını kendi elleriyle alıp çakalların, sırtlanların, akbabaların önüne savurması.
Bu nedenle FETÖ ile mücadele bu ülkenin tarihi, sosyal, kültürel değerlerinin, demokrasisinin ve de bağımsızlığının var olma mücadelesinin ta kendisi.
İşte bu derece dehşetengiz bir planı deşifre etmenin ve ortaya çıkarılan ya da çıkarılmayan casuslarının temizlenmesinin derdinde Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Peki, o dert veya bela ne âlemde?
Kişiliğini, haysiyetini teslim ederek çöreklendiği Pensilvanya'dan planlarının bozulmasının öfkesiyle yeni beddualar savuracak kadar umutlu…
Ekranlara her arzı endam ettiğinde ortaya çıkmış ya da bir yerlerde uygun vakitleri kollayan kriptolarına ‘rahat olun' mesajları ulaştırmanın kurnazlığıyla, kirli amacının peşinde koşacak denli gözü kara…
O yüzden de Cumhurbaşkanının insan olanın yüreğine de dilini de konduramayacağı beddualara verdiği ‘Ne oldu, hangisi tutuyor? Tutmaz. Samimi değilsin, dürüst değilsin' sözlerinin ardında mutlak bir temkinin varlığı kolayca hissediliyor.
Çünkü bu alacakaranlık örgütün bedduaları hâlâ karar mekanizmalarında etkinliğini sürdüren casusları ve temsilcileri aracılığıyla kişisel ve kurumsal boyutlarda tutuyor ve bu toplumu, ümmeti, milleti parçalamaya devam ediyor.
Bu acı gerçeği Cumhurbaşkanı Erdoğan görüyor ki ‘iflah etmeyeceksin. Bu devletin içerisinde, bu milletin içerisinde temenni ederim ki, yanlış istikamette gidenler de bu yanlışlarından vazgeçerler. Bilmiyorlar hâlâ işin hakikatini' gibi bir uyarıda bulunma ihtiyacı duyuyor.
Biliyor ki kendisi gibi vatan, millet, hak-hukuk yoluna baş koymuşlar Allah'tan başka ubudiyet görevini yerine getirecekleri bir güç tanımaz ve Rab'den başkasına kulluğu reddetseler de bazıları kendine tanrısal görevler addeden bir sapkına kendini adamayı düşünebiliyor.
‘O ne dediyse doğrudur, o söylediyse doğrudur' mantığıyla hareket edenler var' demesi boşuna değil.
O vakit bir yandan FETÖ'yle seferberlik ilan edecek denli bir kararlılık ve ciddiyetle mücadele ederken öte yandan bunların ülkenin her kurumunu bir ahtapot gibi nasıl sardığının nedenleri üzerinde kafa yormak gerekiyor.
Nasıl oldu da karanlık bir örgüt bu denli adanmış insan yetiştirebildi…
Kim, neden, ne yaptı da bu habis yapılanma bu denli ekonomik güce sahip olabildi…
Nelere göz yumulup, nelerin desteği sunuldu da ‘o söylediyse doğrudur' adanmışlığıyla hayata bakan onca insan devletin her kurumunda önemli mevkilerde hâlâ oturabiliyor.
Evet, Cumhurbaşkanı'nın talimatıyla kamunun tüm kademelerine yerleşmiş Paralel Devlet Yapılanması mensuplarına yönelik araştırmalarla Paralel'e karşı topyekûn savaş başlatılması mutlaka çok önemli.
Lakin bu mücadelenin en önemli ayağı bu kişilere din, mezhep, cemaat, yol, ortak siyasi gelenek ve SADAKAT tercihleriyle hoşgörü gösteren, destek olan herkesin şapkayı önüne koyup, ciddiyetle öz eleştiri yapması olmalıdır.
Bugün topyekûn savaş başlatacak kadar tehlikeli addedilen lanet bir örgütlenmeye duyulan sempati nedeniyle kaç insanın, kaç kurumun, kaç topluluğun LİYAKATİNİN göz ardı edildiğinin hesabının verilmesi gerekmektedir öncelikle.
Yeni Türkiye olacaksak eğer hataların, yanlışların, göz artların, kaale almamaların günahından ‘saflığıma geldi' kurnazlığıyla kolayca kurtulmak da olmamalıdır.