Nurettin Topçu'ya göre Türklüğün ve milliyetçiliğin kaynağı İslâm'dır
-----
2021-07-02 21:15:00
<p>Nurettin
Topçu (1909-1975) Cumhuriyetin pozitivist milliyetçiliğine karşı ruhunu
İslâm’dan alan, her şeyiyle İslâm’a dayanan Türk milleti kavramını ve
milliyetçilik anlayışını savunan münevverlerimizdendir. Onun tenkide açık olan
“din felsefesine” dair fikirleri mevzumuz dışındadır. Bizim için önemli olan
onun Türk kimliğine dair faydalı gördüğümüz fikirleri ve bütünüyle İslâm’la
rabıtalı bulduğumuz millet ve milliyetçilik anlayışıdır. </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">“SENTETİK MİLLİYETÇİLİĞE KARŞI RUHÇU
MİLLİYETÇİLİK”</b> </p><p>Birçok eserinin
yanında bu mevzua dair “Milliyetçiliğimizin Esasları”, “Yarınki Türkiye”,
“Kültür ve Medeniyet”, “Türkiye’nin Maarif Dâvası” gibi kitapların müellifidir. D. Mehmet Doğan’a göre “Batı’da okumuş Batıcılık
karşıtı” bir mütefekkirdir. Topçu’nun milliyetçilik fikrinin resmî ve câri
milliyetçilik anlayışının dışında organik, yâni toplumun yerleşik değerlerinden
ve tarihinden kaynaklanan bir milliyetçilik olduğunu, sentetik ve devletçi
milliyetçiliğe karşı millet değerlerine ve toprağa bağlı idealist bir
milliyetçiliğin savunduğunu belirtir: (D. Mehmet Doğan, İki Yol Açıcı: Nureddin
Topçu ve Necip Fâzıl, s. 84-85) </p><p>“1970’de
Hareket mecmuasında yayınlanan “Bizi yaşatan kuvvet” başlıklı yazısında
milletimizin hayatî kuvvet kaynağının ‘dinî’ olduğunu ifade eder: ‘Bizim
milletimizin hayatî kuvvet kaynağı dinîdir, İslâm az zamanda Türklüğün hayat
damarlarını doldurarak bu millet varlığının esaslı unsurlarını harekete
geçirdi.’ Aynı yazıda, Türklüğün yapısından İslâm’ı ayırmanın mümkün
olmadığını, zorla ayrılmak istenirse Türklüğün yol olmaya mahkûm olacağını
belirtir. ‘Türk İslâm Hârikası’ başlıklı yazıda, ‘Türk ruhu ilâhî bir cevher
hâlinde sonsuzluğa uzanmadıkça ebedî olmayacaktır’ der. Milliyetçilik
anlayışında bir kavramlaştırma da ruhçu milliyetçiliktir. Ruhçu milliyetçilik,
maddeci pozitivist milliyetçiliğe karşı bir kavramlaştırmadır.” (a.g.e.,
s.82-83) </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">“TÜRKLÜĞÜN VE MİLLİYETÇİLİĞİN DOĞUŞU
ANADOLU’DUR”</b> </p><p>Topçu’ya göre
Türklüğün ve milliyetçiliğin doğuşu Anadolu’dur. Cumhuriyet Dönemi
milliyetçilik akımı olan “Anadoluculuk” içinde yer alır. “Anadolucu” luğunun
solcu ve Mavi Anadolucularla benzerliği yoktur. Solcu ve Mavi Anadolucular
Türk’ün kimlik ve tarihini, Selçuklu ve Osmanlı devirlerini reddederek
Eti-Hitit ve Sümer gibi Anadolu’nun eski topluluklarına bağlarlar. Topçu, bu
menfi akıma karşı İslâmlaşmış Türklüğünün vatanı olan “Anadolu” tezini savunur.
Medeniyet coğrafyamızın sınırları bakımından yetersiz olan “Anadoluculuğun” dar
çerçevesinde dursa da Türklük, milliyetçilik ve medeniyet anlayışında değerler
sınırı geniştir. Türklerin milletleşmesi, Oğuz boylarının Müslüman olarak
Anadolu’ya yerleşmesiyle başlamıştır. Anadolu’da göçebelikten yerleşik hayata
geçmiş, eski inançları Şamanlıktan İslâm’a girerek Müslüman olmuşlar ve
İslâm’ın ruhuyla millet kurmuşlardır. Bu topraklarda İslâmın kanadıyla yükselerek
medeniyet semâlarına uçmuşlardır. Millet tarihimizin en büyük inkılâp, İslâm
dîninin Türk’ün ruh ve ahlâkında yaptığı inkılâptır. Bu sebepledir ki İslâm’a
düşmanlık, Türk milletine düşmanlıktır. (Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye,
s.141) </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">“TÜRKLERİN MİLLET OLUŞU İSLÂM SÂYESİNDEDİR”</b> </p><p>Ona göre Türkleştirme ve İslâmlaştırma
siyasetiyle milliyetçilik dâvasına sadık kalan bu devletin yıkılışını,
milliyetçiliğimizin başlangıcı sayanlar, Türk ecdadın yaptıklarını inkâr
edenlerdir. Bizim milliyetçiliğimiz, yâni milletleşme hareketimiz, 19. asrın
sonlarında bâzı yazarların kafasında doğmuş değildir. Böyle bir iddia tarihten
ve milletten habersizliktir. Ona göre Millet, İslâm’ın ruhî misyonu etrafındaki
birlikteliktir, herhangi bir etnik köken değildir. Millet, sadece maddî
unsurlara bağlanamaz. Çünkü maddî unsurlar daima bölünmeye açıktır. İskeletten
ibaret millet ve milliyetçilik çürümeye ve dağılmaya mahkûmdur. Bu yüzden Türklerin
millet oluşu İslâm sâyesindedir ve milliyetçiliğin kaynağı İslâm’dır.
Milliyetçiliğimiz Batı’nın oluşturduğu sağ ve sol şemaya oturtulamaz.
Dolayısıyla milliyetçiliğimizin felsefî bir sisteme bağlanması gerek. Bu
felsefe bin yıllık İslâmlaşmış tarihimizin ruhundan sızan ilmin mahsulü
olmalıdır. (a.g.e., s.141-42) </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">“TÜRKLÜK IRK DEĞİL, İSLÂM’LA
MAYALANMIŞ MİLLETTİR”</b> </p><p>Topçu’nun milliyetçilik anlayışında sentezci bakış ve
sekülerizm yoktur. İslâm’a bağlı olarak vatan, dil ve devlet milliyetçiliğin
esaslarıdır. İslâm; Türk milletinin ahlâkını, örfünü, kalbini yoğurmuştur.
Dilimiz, Anadolu’da yüzlerce yıllık tarih içinde İslâm’ın içinde olgunlaşarak
varlık kazanmış Türk dilidir. Türkler, millî kültürünü bin yıllık tarihinin
mayasıyla yoğurmuş ve İslâm’ın ruhuyla doldurmuş bir millettir. Anadolu’nun
topraklarından kan, İslâm’dan ruh ve Türk’ün tarihinden hayat almayan Türk
kültürü olmaz. Türklük ırkî ve kavmî mânâda bir Türklük değildir. Anadolu’nun
İslâmlaşmasıyla mayalanarak ortaya çıkan, ırk ve kavim seviyesini aşan,
folkloru, edebiyatı, tasavvufu ve tarikatlarıyla İslâm potasında millet ve
medeniyet olmuş Türklüktür. Anadolu’da diğer toplulukları İslâmlaştırarak
kaynaşmış ve İslâm medeniyet dairesinde bir millet meydana getirmişlerdir. Bu
sebeple bizim milliyetçiliğimiz ırk esaslı değil, 1071’den sonra gelişen ve
Osmanoğulları’nın İslâm ruhuyla kurduğu asırlarca onların eliyle gelişen büyük
devletimizin yaşattığı bir milliyetçiliktir. (a.g.e., s. 134) </p><p>Topçu’nun,
Türklerin Anadolu’ya geldiğinde “Eti” toplumuyla kaynaştığı ve İslâmlaştırdığı
fikrini anlatan şu ifadelerine katılmadığımızı belirtelim: “Türkmen Anadolu’ya
gelmeden önce, asırlarca bu toprakların vatan değeri, insan emeğiyle kaynaşarak
hazırlanıyordu. Anadolu’da kuvvetli bir ziraat iktisadını hazırlayan Eti
çocukları, bugünkü Anadolu köylüsünün ilk kökleridir. Dokuz asır evvel bu
ülkeye yayılan İslâm dîni ise, buradaki halkı yeni bir mefkûre içinde tekrar
canlandırarak yeni bir medeniyet kurarken asıl millî tarihimiz başlamış
oluyordu.” (a.g.e., s.136-137) </p><p>
Çünkü, Türkler Anadolu’ya geldiklerinde karşılaştıkları kavimler Eti,
yahut Hitit değil, Ermeni, Süryanî ve Rumlardı. Etiler, milâttan çok önce
Anadolu’da yaşadığı iddia edilen eski bir toplumdur. Dolayısıyla Anadolu’da
Türklerin Etilerle kaynaştıkları görüşü itimat ettiğimiz tarihçilere göre
isabetli değil. </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">“MİLLİYETÇİLİĞİMİZİ
SELÇUKLU BAŞLATMIŞ, OSMANLI YÜKSELTMİŞTİR”</b> </p><p>Ona göre Anadolu Müslüman Türk vatanıdır. Millet, vatan, din ve Türk
birbirlerinden ayrılmaz unsurlardır. Dolayısıyla millet ve milliyetçilik
kavramını bu unsurlarda aramak lâzım. Milliyetçiliğimizin şuurunu Moğol ve
Haçlı istilâlarına karşı Anadolu’da Türk’ün bekasını savunan Selçuklular
başlatmıştır. Osmanlılar bu şuura sahip
milliyetçi büyüklerimizdir ve milliyetçiliğimizi yükseltmişlerdir. Fâtih Sultan
Mehmed ve Türklüğün parçalanmasını engelleyen Yavuz Sultan Selim milliyetçilik
dâvamızın asıl kahramanlarıdır. (a.g.e., s.143) Milliyetçilik, Peygamber
duasına mazhar olan Sultan Fâtih’in bıraktığı muhteşem mirastır. Bu miras
içinde Mehmed Âkif de var. Bu milliyetçiliğin miracı ise göklere, Çanakkale’nin
toprağına gömülen gövdelerden yükselen îmandır. İstiklâl Savaşını başaran da bu
îmandır. (Nurettin Topçu, Milliyetçiliğimizin Esasları, s.55) </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">“SOY TEK BAŞINA MİLLETİ OLUŞTURAMAZ”</b> </p><p>Topçu’ya
göre Türk’ün milâdı, ırk tarihiyle değil, İslâm’a dâhil olduğu tarihten başlar.
Soy demek millet demek değildir. Elbette soy unsurunun millî kuvvet ve millette
irade birliği oluşturduğu inkâr edilmez. Soyu milleti meydana getiren
unsurların terkibinde aramak lâzım. Bu unsurlardan soy, milletin temel
unsurlarındandır, fakat tek başına yapıcı bir unsur değildir. Soyda din ve dil
unsuru hâkim değilse maddî, yâni etnik olarak kalır. Maddî olan soy da tek
başına milleti oluşturmaz. İslâm dairesi içinde soy asabiyeti kavmiyetçilik
yapmazsa bünyesindeki kavim ve ırkları eritebilir ve milletin kurucusu
olabilir. Soy bu vasıfları taşımazsa
millet ve milliyetçiliğin güçlü unsuru olmak görevini yerine getiremez.
İçimizdeki yabancı soyların çocukları birleşip milliyet ve milliyetçilik
mefkûresi oluşturamaz. İslâm’ın eşitlik esasına dayanarak Osmanlılar yabancı
soydan insanları eğitim çerçevesinde bir arada yaşatmışlar. Fakat daha sonra
yabancı soyun insanları Osmanlı Türk’ünün millet birliğinde kalmadıkları gibi
ihânet ettiler. (Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye, s.132- 133-134) </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">“SOY ASABİYETİNİ AŞAN ÎMAN ASABİYETİNE SAHİP MİLLİYETÇİLİK”</b> </p><p>Ona göre Turancılar, Anadolu’da İslâm’la halhamur olmuş Türklüğün yerine
sadece soy esasına bağlı maddeci ve ütopist bir Türklüğü koymak istediler ve
soyu milletle karıştırdılar. Bir Lâtin milleti, Cermen milleti, İslâv milleti
olmadığı gibi bir Turan milleti de olamaz.(a.g.e., s. 135) </p><p>D. Mehmet Doğan’a göre Topçu’nun soy anlayışı İbn-i Haldûn’un asabiyet
görüşünü doğrular mahiyette bir fikir zemini üzerindedir. Bu noktada asabiyet
kavim, kabile, soy asabiyetini aşarak îman asabiyeti mânasını kazanan ve
milliyetçilik olarak ifade edilen devlet, toprak ve tarihle târif edilen bir
karakterdedir. (D. Mehmet Doğan, İki Yol Açıcı: Nureddin Topçu ve Necip Fâzıl,
s.97) </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">İMPARATORLUK
MİLLETİ YANLIŞTI FELÂKET GETİRDİ</b> </p><p>Topçu fikirlerinden anlaşılan şudur:
Osmanlı’nın son iki asrında imparatorluk milleti oluşmamış, aksine bünyeyi
zehirlemiş ve felâket getirmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun bünyesindeki
yabancı soydan insanlar Müslümanlık kisvesi altında devletin idaresini ele
geçirmişler, İslâm milletine de, kurucu Türk’ün varlığına da zarar
vermişlerdir. Bu tecrübeye göre gerek Avrupa’da gerek Osmanlı’nın son döneminde
imparatorluk milletinin mümkün ve gerçekçi olmayacağı ortaya çıkmıştır. (Nurettin
Topçu, Yarınki Türkiye, s. 129) </p><p> Vatan, millet ve
kurucu unsur olarak Türk’ün varlığını göz ardı eden beynelmilel İslâmcıların
tavrına karşı Topçu’nun bu fikirlerini gerçekçi bulduğumuzu belirtelim. </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">“İSLÂM’DAN AYRI BİR TÜRKLÜK MÜMKÜN DEĞİLDİR”</b> </p><p>Topçu,
Kemalist ideolojinin pozitivist Türk ve milliyetçilik anlayışını yanlış bulduğu
gibi, “Pan-Türkçü, Pan-İslâmcı fikirleri de Anadolu’daki Müslüman Türk millet
gerçeğiyle uyumlu bulmaz. Panislâmizm’e karşıdır. Panislâmizm Türk ülkesinde
Türklükten ayrı bir İslâm hayatına hasret çekme, bedenden ayrı yaşayan bir ruh
hasreti gibidir. Din ve dillerini benimsediğimiz Araplarla bir millet olamadık.
Pan-Türkçüler gibi Pan-İslâmcılar da bu gerçekleri anlayamadılar. Bizi
yaşatacak olan millî kuvvetleri kâh Turan’da, kâh Paris’te aramaktan yorgun
düştüler. (a.g.e., s.135) </p><p><b style="font-family: Calibri, sans-serif;">“TÜRKLÜKTEN AYRI BİR İSLÂM DA
ANADOLU’DA MÜMKÜN DEĞİLDİR”</b> </p><p>
Ona göre İslâmcılar ve Turancılar bu unsurları bir arada tutmadıkları
gibi, vatan ve Türklüğü dışlamışlardır. İslâmcılar yanılmışlardır. Çünkü
İslâm’dan ayrı bir Türklük mümkün olmadığı gibi, Türklükten ayrı bir İslâm da
bu topraklarda mümkün değildir. Türklüğü, İslâmsız anlamanın imkânı yoktur.
Türklük ve milliyetçilik Müslümanlıktan ayrı olamaz. Müslümanlık Türklükten
ayrı düşünülemez, tasavvur edilemez. (a.g. e., s.135) </p><p>Hülâsa ifadeyle; Topçu’ya göre Türklük Müslümanlıktır ve milliyetçilik
kaba şovenizmden arındırılmış, kaynağını önce insana, sonra İslâm’a dayayan
ruhçu bir milliyetçiliktir, yâni çokluktan birliğe, maddeden ruha geçmek ve
millet mistiği olmaktır. Hazret-i Peygamberimizin, kıyamet günü, “Ümmetim,
ümmetim!” ifadesinin temsil ettiği aşka
benzer bir şevkle “milletim milletim” diyebilmek ve nefsini milletine adamaktır.
(Nurettin Topçu, Ahlâk Nizamı, s. 112-161) ([email protected])</p>