Mustafa Kemâl’in nîçin loca matrikülünde ismi yok? (29)
1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:
Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı olduğuna hükmedilebilir mi?
Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…
Dünden devam
Hakîkaten, yukarıdaki satırların müellifinin muhâkeme zayıflığı, şaşırtıcı ölçüdedir… Nasıl oluyor da “Mason düşmanı” îlân ettiği “Tek Adam”, etrâfını Masonlarla çeviriyor ve Devletin en mes'ûl makamlarına düşmanı olduğu bu adamları getiriyor? Hattâ o, Büyük Doğu'nun 1951'deki neşriyâtına istinâden, Celâl Bayar'ın dahi Mason olduğunu ifâde ediyor ve Masonluğun daha 1938'de tekrâr canlanmaya, “kıpırdanmaya başlamasını” “Başbakanlığa gene bir mason olan Celâl Bayar'ın gelmesiyle” îzâh ediyor… (s. 292) O devirde Masonluğun ana teşkîlâtı olan Yüksek Şûrâ'nın faâliyetlerini tâtil etmemesine ise, tek kelimeyle gülünç bir sebeb yakıştırıyor: “Bunların yüksek derecelerinin yasaklanması zorunluluğu gözlerden kaçırılmıştır”… (s. 306)
İşte 2015'de Derin Tarih'de bu mes'ele hakkında tekrâr neşriyat yapma ihtiyâcı hissetmemizin başlıca sebebi, Hakîkat nâmına bu kemikleşmiş efsâneyi yıkma arzûsudur. İkinci derecede mühim bir sebeb de, bizim 1988'deki son neşriyâtımızdan sonra, Tamer Ayan'ın birçok yeni bilgiye ulaşmamızı sağlayan Atatürk ve Masonluk kitabının neşredilmiş olmasıdır (ilk baskısı: 1995'de, elimizdeki nüsha 2008'de).
Derin Tarih'in Haziran 2015 târihli 39. sayısında (ss. 64-75) “Mustafa Kemâl Masonluğa Sâdık Kalmamış mıydı?” başlığıyle intişâr eden makalemizde, 1977'de tesbît ettiğimiz şablona uygun olarak beş suâl ortaya attık:
1) Masonluk aleyhdârı mıydı?
2) Mason Localarını kapattı mı, yoksa “bizzarûre hâl-i nevme” mi girdiler?
3) Nîçin bir “kapanma stratejisi” tâkip edildi?
4) Kemalizmin “zinde kuvvetleri” Masonlar mıydı?
5) Tekrîs edilmiş miydi?

Derin Tarih mecmûasının Haziran 2015 târihli 39. sayısında (ss. 64-75), Kemalizm-Masonluk münâsebeti hakkındaki beşinci neşriyâtımızın ilk sayfası…
Yukarıdaki suâllere, tek tek ve her zamânki tavrımıza muvâfık olarak, yine tamâmen müdellel ve mevsûk sûrette cevâb verdik. Muallâkta bıraktığımız bir mes'ele, Selânik'de tekrîs edildiği Locanın ismi Macedonia Risorta olduğu hâlde neden Rivista Massonica'da bu Locanın isminin farklı bir Loca olan Veritas'la bir arada Macedonia Risorta e Veritas sûretinde zikredildiğiydi. Dîğer bir noksan, Comte Sforza'nın da Les Bâtisseurs de l'Europe moderne kitabında onun Mason olduğunu belirttiğini Tamer Ayan'dan naklen kaydedip bu kaynağı bizzât tedkîk edememiş olmamızdı. Üçüncüsü de, Macedonia Risorta'nın matrikülünde nîçin onun adına rastlanmadığı mes'elesiydi.
Bu noksanlarımızı işbu makalemizde giderecek, ayrıca kendisinin Mason olduğuna dâir yeni delîller arzedeceğiz. Mâmâfih evvelâ bizim ve başkalarının Masonluk hakkındaki neşriyâtımızın Hakîkat nokta-i nazarından ne kıymet ifâde ettiği mes'elesi üzerinde durmak istiyoruz.
Masonluk hakkındaki neşriyâtın kıymeti nedir?
Türkiye'de Masonluk hakkındaki neşriyât, müellifleri ve muhâtab kitle bakımından aşağıdaki şekilde tasnîf edilebilir:
1) Masonluk aleyhdârlarının neşriyâtı;
2) Masonların “Hâricîlere” hitâben yaptıkları neşriyât;
3) Tercüme neşriyât, ki bunlar da Masonlar ve Masonluk aleyhdârları tarafından yapılan neşriyât olmak üzere iki alt grupta ele alınabilir;
4) Masonların dâhilî (yâni münhasıran kendi müntesiblerine hitâben yaptıkları) neşriyât…
Yapılan neşriyâtta en büyük zaaf, Mason evrâk hazînelerinden istifâde edilememesi
Makalemizin başında ısrârla dikkati çektiğimiz gibi, delîlsiz, vesîkasız, mesnedsiz hiçbir fikrin, hiçbir bilginin, hiçbir iddiânın kıymeti yoktur; bunlar keenlemyekûn hükmündedir. Bittabi “delîl” ve “vesîka”nın da ilmî mânâda müsbit kıymeti hâiz olması lâzım gelir.
Öyleyse, husûsen Masonluk bahis mevzûu olduğunda, bu çeşit vesîka ve delîllerin esâs kaynağı ne olabilir? Elbette bizâtihî Mason evrâk hazîneleri (arşivleri)… Hâlbuki Türkiye'de Masonluk hakkındaki araştırmaların en büyük zaaf noktası, evrâkların Mason olmıyanlara kapalı bulunması ve şimdiye kadar bu çeşit evrâk üzerinde çalışarak têlîf edilmiş hiçbir kitabın neşredilmiş olmamasıdır. Kendi evrâkları üzerinde çalışarak ve masonî hayât tecrübelerine istinâden kitap têlîf etmiş olan Masonların eserleri de, dâimâ meşkûkdur, tartışmaya açıktır. Çünki hem ister istemez büyük ölçüde tarafgîrdirler, hem de –husûsen “Hâricîler”e hitâben kaleme alınmışlarsa- propaganda endîşesiyle mâlûldürler. Bunlara tabiî ki ehemmiyet atfetmek îcâb eder; fakat ne bunlar, ne sâir eserler tenkîdî süzgeçten geçirmeden sahîh bilgi kaynağı olarak kabûl edilemezler.
En fazla şâyân-ı îtimâd olan neşriyât, Masonların her çeşit dâhilî neşriyâtıdır (kitap, mecmûa, bülten, albüm, tâmîm, ilh…) Ne var ki biz “Hâricî” araştırmacılar için bunları elde etmek fevkalâde müşkildir. Yine de bu çeşit neşriyât, sahaflara düşebiliyor. Çünki “Hemşireler”in (Masonların hanımlarının) mühim bir kısmı, eşleri vefât edince, onların kitaplarını, hattâ bâzan husûsî evrâklarını dahi satmaktan ictinâb etmiyor. (Bizim elimize de, 1980'li senelerde, bu sûretle ve dolaylı yollardan Dr. Ziyâ Üstün'ün bâzı husûsî Mason evrâkı geçmişti.) Bu dâhilî neşriyât üzerinde, sâir neşriyâtla mukayeseli olarak ve akl-ı selîmle düşünerek Masonluğun hakîkî felsefesini, eğitim tarzını ve muhtelif faâliyetlerini (siyâsî-ictimâî hayâta müdâhalelerini) anlamak mümkündür.
Mason evrâk hazînesi kadar olmasa da, Devletin, bilhassa Emniyet'in evrâkı ve muhtelif resmî kayıdlar da sahîh bilgiye ulaşmak için mühim kaynaklardır… (Biz, 1980'li senelerde, Cem'iyetler Masası'ndaki evrâktan mühim bilgilere ulaşmıştık…)
Türkiye'de Masonluk aleyhdârlarının yaptığı neşriyâta gelince, bunların kısm-ı âzamı kıymetsizdir, hakîkate ulaşmaya imkân verecek mâhiyette değildir, hattâ kafa karıştırıcıdır. Bu çeşit neşriyâtla fazla hemhâl olan bâzı kimselerin akıllarını bozduklarına bizzât şâhid olmuşuzdur. Bunların içerisinde (yaptığı neşriyâtın bolluğu bakımından) Cevat Rifat Atilhan'ın neşriyâtına karşı bilhassa müteyakkız olmak îcâb eder. Karma karışık ve doğruyla eğrinin birbirine karıştığı kitaplarına bâzan eline geçen sahîh Mason vesîkalarını (Z. H. Velibeşe ve Ö. R. Doğrul'un birer risâlesi gibi) aynen dercettiği için onlar araştırmacının tamâmen gözden uzak tutacağı bir kaynak değildir; fakat umûmiyetle, değerlendirmelerine, yorumlarına îtibâr etmemek gerekir. Ayrıca, Türkiye'de Siyonizm ve Masonluk aleyhdârlığı târihi nokta-i nazarından da üzerlerinde durulabilir. Türk Oğlu Düşmanını Tanı! isimli kitabının 1970 senesi 5. baskısında (İstanbul: Yağmur Ye.) verdiği Mason listesi (ss. 100-125), onu başka kaynaklarla mukayese ederek sahîh olduğuna kanâat getirdiğimiz için, geçmişteki Mason nüfûzunu anlamak bakımından dikkate alınabilir. (Bu isimlerden yanlış olanlar varsa, tashîhi, Masonlara düşer!)
Adnan Oktar ekibinin neşriyâtı
Cevat Rifat'ın neşriyâtı hakkındaki değerlendirmemiz, ana hatlarıyle, Harun Yahya / Adnan Oktar ekibinin neşriyâtı için de cârîdir. Masonluk hakkındaki kitaplarında, sâdece, mevsûk olmak şartıyle, yeni Mason listelerine îtibâr edilebilir. Bunun hâricinde, Masonluk ve Siyonizm mes'elelerini bol bol istismâr ederek insanları kandırmışlardır.
Adnan Oktar'la, gençliğinde bir def'a (1980 Darbesi sonrasında, tesâdüfen, -yanlış hatırlamıyorsak- Mevki Hastahânesi'nde, mevkuf, beyaz önlük giydirilmiş hâlde) yüz yüze, bir def'a da telefonda (1990'lı senelerin başlarında, biz Faisal Finans Kurumu'nda çalışırken, oldukça uzun uzadıya) görüşmüş ve (telefon görüşmemizde) yaptığı neşriyâtı hakîkat nokta-i nazarından tenkîd etmiştik; o da, bu tenkîdleri dikkate alacağını vaad etmişti.
Adnan Oktar, sonradan geldiği çizgiyle, bir nevi “Türkiye'nin Léo Taxil'i” olduğunu isbât etti. Darwin ve Tekâmül Nazariyesi hakkında yaptığı neşriyât da, yalan, tahrîf ve istismâr üzerine kuruludur. Kezâ “Kemalizm – İslâm münâsebeti” hakkındaki neşriyâtları… Televizyondaki çirkef neşriyâtları ile, artık esfel-i sâfilîne kadar düşmüşlerdir!

(http://harunyahya.org/tr/Makaleler/8525/ataturk-1935-yilinda-mason-localarini; 22.1.2018)
Atatürk 1935 yılında mason localarını kökü dışarıda olduğu için
kapanıyor sütunlar yıkılıyor… [BOZUK CÜMLE!]
Mason locaları ile iç içe çalışan İttihat Terakki Cemiyeti'nin Osmanlı
İmparatorluğu'nu nasıl uçurumun eşiğine sürüklediğini bilen Atatürk,
mason localarını kapatmak istiyordu. Kapatma görevini ise dönemin
Mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya verdi…
14 Ağustos 2009 tarihinde Habertürk kanalında yayınlanan ''Sansürsüz'' programındaki
Darwinist aldatmacalara cevaplar…
DARWINİZM MASONLUĞUN DİNİDİR…
DÜNYA MASONLUĞUNUN, İSLAM'IN DÜNYAYA HAKİMİYETİNDE VESİLE
OLACAĞI KİMİN AKLINA GELİRDİ?
Deccali sistemin, yani ateist masonluğun ibadetleri engellemek için yerleştiği yer,
Süleyman Mescidi'dir…
Atatürk'ün İslamiyeti öven ve dindarlığı teşvik eden sözleri…
Dindar Atatürk…

Kızlarını Adnan Oktar'ın programında
görünce suç duyurusunda bulundu
(http://www.milliyet.com.tr/kizlarini-adnan-oktar-in-gundem-2592765/) (18.1.2016)
Biz ne kadar câhil, ne kadar şuûrsuz bir cem'iyet olmalıyız ki en büyük yalanlara dahi kanabiliyoruz ve insan kılıklı şeytanlar, yalan ve istismârla, sırtımızdan âdetâ bir iktisâdî imparatorluk kurabiliyorlar?