Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -9
1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:
Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı olduğuna hükmedilebilir mi?
Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…
Ciddiyetsiz iddiâlar
Bozkurt, işbaşındaki “Siyonist” iktidârı görmezden geliyor, Masonları Siyonistlerin âleti olmakla ithâm ederek onlara veryansın ediyor:
“Bugün masonluk, tatbikatta, dünya politikacılarının, bilhassa Siyonist Yahudilerin elinde bir atlatma, bir istila, bir soygunculuk vasıtası olmaktadır. […] Masonluk emperyalist ve büyük sermayeli milletlerin elinde bir istila ve bir soygunculuk vasıtası oluyor. Milliyet duygularını uyuşturup öldürmek için kullanılıyor. Siyonist Yahudilerin bir intikam aletidir.” (Bozkurt 2005: 20, 23)
Bunlar, mesnedsiz, boş lâflardır. “Masonluk, Siyonistlerin bir intikam âleti” imiş! Masonluk sâyesinde neyin intikamını alıyorlarmış? Samîmiyetsiz olduğu için, ciddî tenkîdler serdetmek yerine, bir takım hurâfelere sığınarak, “iğneli fıçı” iftirâsını dahi tekrâr etmekten çekinmiyerek çalakalem yazıyor:
“Masonluk tatbikatta Siyonist Yahudilerin bir tuzağı ve aletidir. Milletlerin kanını bu iğneli beşikten akıtmak ve emmek istiyorlar. Türk milleti bu tuzağa düşürülmeyecektir.” (Bozkurt 2005: 28)
Kezâ: “Bizdeki masonlar ‘masonluk cumhuriyetçidir' diye bağıradursun; halbuki İngiltere'de başlarında kralı taşımaktadırlar” kabîlinden (Bozkurt 2005: 39) bol bol mugalâta yapıyor. Sıkı milliyetçilik taslamayı da ihmâl etmiyor:
“Masonluk beynelmilelcidir, siyasidir. Türk milleti, Türk memleketi için zararlı ve tehlikelidir. Çünkü beynelmilelcilik milliyeti tanımaz. Türk milletinin yaşaması, yükselmesi, milliyetçilikle mümkündür. Dünya bu yolda yürüyor, bu yolda hazırlanıyor. Farmasonluk bunu kemiriyor. Prensipleri ile milli hisleri, milli duyguları yıpratıyor. […]
“Bazı farmasonlarımız ‘hayır, biz milliyetçiyiz' diyorlar. Bu iddia doğru olabilir. O halde mason değildirler. Hem perhiz hem turşu olmaz. İnsan hem milliyetçi, hem mason olmaz. Tıpkı hem Hıristiyan, hem Yahudi, hem Müslüman olmayacağı gibi.” (Bozkurt 2005: 32, 31)
Peki, insan, hem milliyetçi, hem Kemalist, yâni Avrupacı, yâni Frenkçi olabilir mi? Dahası, hem Türk, hem İslâm düşmanı olabilir mi? Ya hem Kemalist, hem Masonluk aleyhdârı, hem Kemalist, hem Siyonizm aleyhdârı? Hem milliyetçi, hem Marksist?
Bu fanatik Kemalistin ciddiyetsiz, samîmiyetsiz neşriyatı boyunca, ipe sapa gelmez iddiâlar sıralanıp gidiyor ve bunlarla gûyâ Masonluk aleyhdârlığı yapılıyor:
“Dün Abdülhamit'le, Meşrutiyet'te Sultan Reşat'la, İttihat ve Terakki'yle, Vahidettin'le, İtilaf ve Hürriyet'le bir hoş geçindi! Şimdi de Cumhuriyet'le geçinmek istiyor. Hem de herkesten fazla, hatta Cumhuriyet'i kurandan fazla cumhuriyetçi görünüyor! Her devrin notası, makamı üzerine şarkı söyleyen böyle bir teşkilata yeni Türk rejimi ne dereceye kadar inanabilir? Ne dereceye kadar inanmalıdır? Bunun hükmünü akıl sahipleri versin.” (Bozkurt 2005: 52)
Farmasonluk, Abdülhamîd Hân'la, Vahîdüddîn Hân'la “hoş geçinmişmiş”! Bunların Adliye Vekîli bile böyle! Adâleti, adâlet kaatilleri temsîl ve icrâ ediyor! Engizisyon Mahkemelerine âlet olan bir Adliye Vekîlinden başka ne beklenir ki?
Necmettin Sadak'ın senaryodaki rolü
“Tek Adam”a, kendi imzâsıyle onun makalelerini neşredecek kadar yakın olan Necmettin Sadık Sadak da (1890-1953), Mahmut Esat'ın “Masonluğa hücûmu” ve ona Masonların cevâbları hakkındaki haberlere geniş yer vererek “kapatma” senaryosuna katkıda bulunmuştur. Sabataî (A. E. Yalman gibi Yâkubî) gazeteci Enis Tahsin Til (1889-1964) ile berâber neşrettiği Akşam gazetesinin 1931 Ekimine âid nüshalarında Mahmut Esat'ın hücûmlarını ve kendisine verilen cevâbları def'alarca haber yaptığı, hattâ birinci sayfadan verdiği görülüyor. Bununla da kalmıyor, gazetesinin 3 Kasım 1931 târihli nüshasında bir başmakale kaleme alarak, 9 Ekim 1935'de Şükrü Kaya tarafından “Birâderler”ine imzâlattırılan matbûat beyânâtındaki aynı esbâbımûcibeyle, artık Mason Localarına ihtiyâc kalmadığını ifâde ediyor…
Tesbît ettiğimiz ilk haber, gazetenin 8 Ekim 1931 târihli nüshasının 2. sayfasında: “Eski adliye vekili Mahmut Esat bey Anadolu gazetesinde tekrar neşriyata başladı. Mahmut Esat B. […] masonluğu tenkitediyor.”
(Akşam, 2 Nisan 1949, s.1)
“Ebedî Şef”in matbûattaki kalemlerinden biri olan “Bay” Necmeddin Sadık Sadak, “Millî Şef” devrinde, Hâriciye Vekîli makamında… Sabataî gazeteci Enis Tahsin Til ile berâber neşrettiği Akşam gazetesinin 3 Teşrînisâni (Kasım) 1931 târihli nüshasındaki “Masonluk mes'elesi” başlıklı başmakelesinde: “Eskiden bir Türke, bir Müslümana: - Farmason! diye hitâb etmek en ağır küfürlerden biriydi. Hattâ, kadınlar, Müslümanlık âdâbına riâyet etmiyenleri: ‘- Seni gidi farmason kâfir!' diye azarlarlardı. Bu devirden uzaklaştık…” diyor. Târihî Türk milleti nezdinde, Masonluk hâlâ öyledir…
9 Ekim 1931 târihli nüshanın 2. sayfasında: “Eski Adliye vekili Mahmut Esat bey Anadolu gazetesinde masonluğun şiddetle aleyhinde makaleler yazıyor. Eski adliye vekili yazılarında masonluğun millî bir tehlike halini aldığını, bu teşkilâtın kökünden sökülmesi lâzım geldiğini ileri sürmektedir. […] Eski adliyecinin Karaburun isminde çok büyük bir köpeği vardır. Mahmut Esat bey lâtife olarak: - Masonlara 500 Karaburunla hücum edeceğim! demektedir.”
10 Ekim 1931 târihli nüshanın ilk sayfasında, Üstâd-ı Âzam Mim Kemal Öke'nin Mahmut Esat'a verdiği uzun cevap yer alıyor: “Mahmut Esat Bey zaten Masonluk düşmanıdır. Onun sözlerinin hiç bir kıymeti yoktur. Masonluk milliyetçi, halkçı bir şekildir. Türk milletinin onu kökünden imha etmesi lâzım geldiği noktai nazarına cevaben şunu beyan edeyim ki Türk milleti masonluğu kaldırmaz. Çünkü onlar Türk milletinin yükselmesinden başka bir gaye beslemezler. İlh…”
11 Ekim 1931 târihli nüshada kısa bir haber yer alıyor. 12 Ekim 1931 târihli nüshanın 1. sayfasında, Zeynel Besim Bey'in, Hizmet gazetesinde Mahmut Esat Bey'e cevâb verdiği ve “onu taassupla ithâm ettiği” ifâde edildikten sonra, Mahmut Esat Bey'in, ona, “Şurası muhakkaktır ki masonluk Türk milleti için bir tehlike, bir afettir” şeklinde mukabele ettiği kaydediliyor.
13 Ekim 1931 târihli nüshanın 1. sayfasında, Mahmut Esat'ın Anadolu gazetesindeki bir makalesi genişçe nakledilerek, üç manşet haberinden birisi olarak veriliyor:
“Masonlar telâşa düştüler. Buna müteessifim. Bir gün Türk milleti ağlıyacağına varsın bütün dünya masonluğu üzülsün… Masonlukla mücadele devam edecektir. Korkumuz yoktur. Masonluk milliyet din farkı gözetmeksizin Türkleri, Rumları, Ermenileri, Yahudileri, İngilizleri sanii azam denilen Allahın himayesinde kardeş yapmak istiyen kapkara müteassıp bir mezheptir.
“Masonluk Siyonist Yahudilerin elinde bir soygunculuk vasıtası olmuştur. İnanmıyanlar mağlubiyet acısını milletinde ve nefsinde tadan Ludendorfun son kitabını okusunlar. Masonluk ağına düşmüş Türk gençleri ciğerimizden koparılmış sevgililerdir. Onların ayrılık gamını çekmek yetmiyormuş gibi, bir de bu sevgilileri ittihama takatimiz yoktur. Biz, masonluk prensiplerinin ve onun verdiği neticelerin düşmanıyız, yoksa şahısların değil.”
Hemen bu haberin altında, 13 Ekim 1931 târihli Cumhuriyet'te intişâr eden bir haber bahis mevzûu ediliyor. Buna göre, “Mahmut Esat bey, beş sene evvel İzmirde Mason olmak için müracaat etmiş, fakat bu talebi kabul olmamıştır”. Mahmut Esat, bu iddiâya, Akşam gazetesine gönderdiği bir telgrafla cevâb veriyor. 15 Ekim 1931 târihli nüshanın 1. sayfasında neşredilen cevâbında, iddiâyı reddediyor: “Masonluğa girmeğe hiç bir yerde hiç bir gün talip olmadım. Cumhuriyet gazetesinin bu husustaki neşriyatı doğru değildir. Masonluğu öğrendiğim gündenberi, Türk milleti için çok tehlikeli ve zararlı buldum. Bundan dolayı mücadele ediyorum…”
18 Ekim 1931 târihli nüshanın 1. sayfasındaki habere nazaran: “Masonluk etrafında münakaşalar devam ediyor. Masonlardan avukat Nahit Hilmi bey Mahmut Esat bey ve diğer muarızlarına cevap verecektir.” 21 Ekim 1931 târihli nüshanın 1. sayfasında, bu “Mason üstadı avukat”ın cevâbı neşrediliyor: “Mahmut Esat bey masonlara 500 Karaburun köpeği ile saldıracakmış… Mahmut Esat bey, Masonluk zerre kadar sizin hücumlarınızdan bir şey kaybetmez… Köpeklerinizden korkmaz. Sizin 500 köpeğiniz ulur, fakat kervan yürür… Beyhude yere yorulmayınız…” Hilmi Bey, bu sözlerinin arkasından “masonluğun meziyetinden ve faidelerinden bahsediyor.”
Bu kayıkçı kavgası böyle sürüp giderken, 3 Kasım 1931 târihli Akşam'da, (gazetenin sâhibi, bilâhare Cem'iyet-i Akvâm'da Türkiye Murahhası ve “Millî Şef” devrinde Hâriciye Vekîli) Necmeddin Sadak'ın, Masonluğa - onun hakîkî mâhiyetini ketmederek- bol bol iltifat ettikten sonra, Mason idealleri tahakkuk etmiş bulunduğu için artık böyle bir teşkîlâta ihtiyâc kalmadığı fikrini işlediği başmakalesi neşrediliyor. 8 Ekim 1935'de, Kemalist Hükûmetin 330 Dâhiliye Vekîli Şükrü Kaya tarafından “Birâderler”ine imzâlattırılıp Anadolu Ajansı'na verilen matbûat beyânâtının -dört sene evvelinden- daha mufassal hâli olan bu başmakaleyi, târihî ehemmiyetine binâen, aynen iktibâs ediyoruz:
Farmasonluk meselesi
Eskiden bir Türke, bir Müslümana: - Farmason! diye hitap etmek en ağır küfürlerden biriydi.
Hattâ, kadınlar, müslümanlık adabına riayet etmiyenleri: ‘- Seni gidi farmason kâfir!' diye azarlarlardı.
Bu devirden uzaklaştık. Farmasonluğun manası anlaşıldı. Fakat, gene farmasonluk aleyhinde olanlar pek çoktur.
Mahmut Esat bey, bunların alemdarı olarak, İzmir gazetelerinde masonluk aleyhinde şiddetli mücadele açtı. Hem çok şiddetli…
Masonlar kendilerini bazen müdafaa ediyorlar. İtiraf edelim ki müdafaaları pek zayıf.
Bu gibi meselelerin münakaşasında, ilmî olmak, müşahedeye istinat etmek, hissiyata kapılmamak lâzımdır.
Bunun için, masonluk iyi midir, fena mıdır suallerine cevap vermek lüzumsuzdur.
Masonluk, eski mazilerde beşeriyete hizmet etmiş cihanşümul bir müessesedir.
Hristiyanlık mezalimi, engizisyon devirleri esnasında, daha sonra kurunu vusta Avrupasının koyu taassup devirlerinde, insanlara merhamet, tesanüt, tesamüh hisleri telkinine çalıştı.
Ya şimdi?
Bu asırda masonluk, vazifesi bitmiş bir uzuvdur.