Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -64

-----

Her müsbet sâhada “En Büyük”!

Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi kitabımızda da (Ankara: Hitabevi Yl., 2014, ss. 595-596) bahis mevzûu ettiğimiz vechiyle, 1980'li, 90'lı senelerde, Kara Kuvvetleri Kumandanlığı'nca, bütün er, erbaş ve yedek zâbitlere ezberletilen ve ezberleyemiyenlerin, îstirâhat sâatlerinde tâlîm sâhasının ortasında bekletilmek, yerde süründürülmek, çarşı izni iptâl edilmek gibi cezâlara çarptırıldığı bir metin vardı. Hattâ o senelerde bu kadar cezâ dahi az görülüp hapis cezâsı verilmesi düşünülüyordu. Kemalizme olanca sadâkatine rağmen, bu kadarını da fazla bulan Milliyet gazetesi, bu inanılmaz zulme isyân etmiş, 10 Kasım 1992 târihli nüshasında “Atatürk cezası artık kalksın!” şeklinde manşet atmıştı… “Atatürk kimdir?” başlıklı bu metin, yukarıda Kâzım Nâmi'den naklettiğimiz vak'aya uygun bir rûhla kaleme alınmıştı. Bir fikir vermek için bir kısmını iktibâs edelim:

“1. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurup bugünkü hür ve demokratik ortamda yaşamamızı sağlayan en büyük İNSANDIR.

“2. Atatürk, ‘Ne mutlu Türküm diyene!' demek suretiyle Türklere ulusal bir ruh, kişilik ve onur kazandıran en büyük TÜRK'TÜR.

“3. Atatürk, […] en büyük KOMUTANDIR.

“4. Atatürk, […] en büyük TEŞKİLÂTÇIDIR.

“5. Atatürk, […] en büyük İNKILÂPÇIDIR.

“6. Atatürk, […] en büyük ÖĞRETMENDİR.

“7. Atatürk, […] en büyük DÂHİDİR.

“8. Atatürk, […] en büyük LİDERDİR.

“9. Atatürk, […] en büyük SİYASET ADAMIDIR.

“10. Atatürk, […] en büyük DEVLET ADAMIDIR.”

 

Herkese, onun, her fazîlette en büyük örnek insan olduğu öğretilmeliymiş

İşbu “Atatürk Kimdir?” metninden çok daha fanatik bir metni 1920'li senelerde Kâzım Nâmi kaleme almıştı. Onun, Mustafa Kemâl'in 1914 senesine âid Zâbit ve Kumandan ile Hasbihâl isimli küçük kitabından yola çıkarak yazdığı bir dizi makale, evvelâ Hâkimiyet-i Milliye ve Cumhûriyet gazetelerinde tefrika edilmiş, 1928'de, Maârif Vekâleti tarafından, Pedagoji Önünde Gazi isimiyle 29 sayfalık kitap hâlinde neşredilmişti. Kâzım Nâmi, bu kitapçığında, yere göğe sığdıramadığı “Tek Adam”ın, Maârif ve her çeşit propaganda vâsıtasıyle, Milletimize, her fazîlette en büyük örnek insan olarak tanıtılmasını istiyordu ve hakîkaten de istediği gibi yapıldı:

“[Osmanlı dâhilerinden] hiçbiri Gazi Mustafa Kemâl Hazretleri kadar nev'i şahsına münhasır bir dehâet [dâhilik] derecesine varmak tâlihine mazhar olamamıştır.

“Mustafa Kemâl! Diyebilirim ki bu isim, başlı başına bir târihtir. Kendisini dünyâ târihini tezyîn eden herhangi bir dâhi ile mukayese edebilirsiniz; varacağınız netîce, onun, hepsinden fazla bir husûsiyetle temâyüz ettiğidir. Şüphesiz bir (Derne), bir (Anafartalar) dünyâya kahramanlıklarıyla şân veren büyük kumandanlara da nisbet olunabilir; fakat düşünmeli ki bunlar bizim Gazimizin ebed-şiâr dehâ mübeşşirleridir; bununla berâber (Anafartalar) herhangi büyük bir milletin târihini başlı başına şânlandıracak bir şehâmet sahîfesidir.

“Gazi Hazretlerini ben, Şam'dan Selânik'e geldiği vakit tanıdım, arkadaşlığı şerefiyle de mübâhi oldum. Edirne vilâyeti müstesnâ olarak bütün Rumeli'yi saran koca Üçüncü Ordu mıntıkasında tanıdığım -bu ordunun müşirlerine yedi sene yâverlik, kâtiplik etmiştim- yüzlerce erkân-ı harb zâbitleriyle ümerâsı içinde zekâsının büyüklüğü, cevvâlliği ile âti için pek büyük vaadler taşıyan, şüphesiz, genç Erkân-ı Harb Kolağası Mustafa Kemâl Bey'di. O vakit kendilerinin büyük bir kumandan olacaklarını sezmiş, bir suâlleri üzerine de bu hissimi arz etmiştim. Aradan asırları dolduracak vâkıalarla mahmûl heyecânlı, ümîdli, korkulu yıllar geçti. Büyük Gazimizi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Reîsi olarak, ölmüş bir milleti ba'sü ba'de'l- mevte mazhar etmek azmiyle geceli gündüzlü ne yorulmaz bir gayretle çalışırken gördüm. İstiklâl mücadelesi yılları içinde en kavî irâdeli benizlerin solduğu, belki muvakkat bir ümîdsizliğe düştüğü ânlar da oldu; fakat Gazimizin yüzünden tebessüm hiç eksilmedi, neş'esinden bir katresi zâil olmadı, ümîdinden bir kılı düşmedi. Riyâset ettiği milletin bütün şuûru onun rûhunda toplanmıştı; Türk'ün elli altmış asırlık mâzisi onun rûhunda istikbâlin müncîliği hâline temessül etmişti.

“Artık beş kıt'anın en ücrâ köşelerinde bile bilmiyen kalmadı ki bu Gazi Mustafa Kemâl, Şarkla Garbin birleştiği noktada, en harîs ağızların bilenmiş dişlerine terk edilen asîl bir milleti hem ölümden kurtarmış, hem de ona eskisinden çok daha şerefli bir mevcûdiyet vermiştir.

“Mustafa Kemâl târihin en büyük kumandanlarındandır. Bunu en müşkîlpesend sevkülceyşciler tasdîk ediyor. Fakat yine târihin en büyük kumandanlarından hangisi vardır ki beşerî faâliyet sâhasının her cihetinde onun gibi dâhiyâne at oynatabilsin? Ben medhiyeci değilim; şimdiye kadar kalemim şahıslardan bahsetmemiştir. Ancak Mustafa Kemâl bir şahıs değildir; bütün bir nesildir ; asırları tutacak millî bir varlıktır. Hiçbir şahıs, bu kadar bir vüs'atle büyük bir milleti vicdânında temsîl etmemiştir. Acabâ Cumhûriyetimizin yavrularına, gençlerine Mustafa Kemâl gibi her sâhada dehâet gösteren bir seciyeden daha iyi bir örnek gösterilebilir mi? “İşte en hâlli, en güzel örnek!” diye geçmiş zamânı göstermeğe hâcet var mı? İşte hâlin, yaşanılan hayâtın, hattâ âtinin örneği! İşte askerlikte, işte idârecilikte, işte hatîblikte, işte medeniyetçilikte, işte hakîkî terakkîcilikte, işte îmârcılıkta, ilh… örnek! Çocuklarımız, gençlerimiz büyük dâhimizin hayâtını, hele (Derne)den beri başlıyan hayâtını, mümkin olsa da, gün gün, sâat sâat, dakîka dakîka öğrenseler! Tefekkürle, faâliyetle geçen her bir gününde, her bir dakîkasında seciye terbiyesi için ne kıymetli örnekler vardır!

“Mustafa Kemâl, zamânın tuhaf bir tesâdüfle yarattığı enmûzeclerden hiçbirine benzemez. (Mussolini)ler, daha başkaları, dikkat edilirse, birer gölge - kahramandırlar; onlarda hırsın -ambition- her şekli vardır. Onlar nihâyet birer sınıfın, birer zümrenin adamıdır; Mustafa Kemâl bir milletin, bir halkındır.

“Çok temennî olunur ki Maârif Vekâleti büyük Gazimizin hayâtını, çocukluklarındaki menkıbelerle birlikte bize öğretsin! Biz muallimler de O'nu rûhunun bütün şêniyetleriyle talebemize öğretelim; seciyelerinin terbiyesinde bu hârikadan istifâde edelim!” (Hayrünisa Alp, “Kazım Nami Duru, Pedagoji Önünde Gazi”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, yıl: 4/2005, sayı: 8, ss. 125-150; ss. 146-147'den naklen)

Filvâkî, o günlerden beri, beşikten mezâra kadar, bütün bir Milletin beyni bu şahısperest akîdeyle yıkanıyor, herkes, maddî-mânevî her vâsıtayle şahısperestliğe icbâr ediliyor, her vesîleyle, herkesin, sorgusuz suâlsiz, bir tapınış tavrı takınması isteniyor, her fırsatta Anıtkabr'e koşulup arz-ı ubûdiyet ediliyor… Münâfıklık ne menem bir şeydir ki aynı kalem, 1940'lı, 50'li senelerde, Cemal Kutay'ın Millet mecmûasında, vaaz mâhiyetinde makaleler kaleme alarak, benzeri sözlerle, bu sefer de Resûl-i Ekrem Hazretlerini nümûne-i imtisâl olarak gösteriyordu… 

 1_12 

 

(http://www.fmv.edu.tr/hakkimizda/feyziye-mektepleri-vakfi; 1.7.2014)

Selânik'de, menşêi Şemsî Efendi Mektebi olan ve 1885'de kurulan en îtibârlı dîğer Sabataî (Karakaşzâde) mektebi: Fevziye (Feyz-i Sübyân) Mektebi… Balkan Harbini müteâkiben İstanbul'a taşındıktan sonra (1934'te Mustafa Kemâl'in tasvîbiyle) Işık Lisesi ve (1996'da) Işık Üniversitesi… Şemsî Efendi'nin küçük torunu Ilgaz Zorlu'nun da kaydettiği gibi, Şemsi Efendi Mektebi ve ondan mülhem Terakkî ve Fevziye Mektebleri, “sadece cemaat üyesi kişilerin kabul edildiği okullardı”. (Zorlu 2004: 135)