Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -63

-----

Şemsî Efendi Mektebi

Kâzım Nâmi'nin bahsettiği bu iki Sabataî mektebinin, yâni 1877'de Kapanîler tarafından kurulan Mekteb-i Terakkî ile 1885'de Karakaşzâdeler (Osman Babalılar) tarafından kurulan Feyz-i Sübyân (Feyziye) Mektebi'nin menşêinde Şemsi Efendi Mektebi vardır; yâni bir bakıma, onun 1872'de ilk tahsîl seviyesinde kurduğu mektebin devâmıdırlar. Zâten kendi mektebini kapatmak zorunda kaldıktan sonra bahis mevzûu iki mektebde de muallimlik yapmıştır.

1990'lı senelerin sonlarından itibaren Sabataîlik hakkında yaptığı neşriyatla ve Sabataîlikten Mûsevîliğe geçmek için verdiği mücâdeleyle tanınan Ilgaz Zorlu, Şemsî Efendi'nin (1852-1917), “siyâsî yönleri de olan kabalist [Kabbalacı] bir Sabataî hahamı” (2004: 22-23) ve “kendisinin, büyükbabasının büyükbabası olduğunu, hattâ kendi âilesinin 17 kuşak boyunca bir haham âilesi olarak geldiğini” beyân ediyor (http://www.arastiralim.com/ilgaz-zorlu-sabetaycilari-anlatti.html; 8.8.2011) ve onun, Sabataî an'anesine uygun olarak, Türkçe ismi yanında (Şimon Zvi şeklinde) İbrânîce bir isminin de bulunduğuna (2004: 134-135), ayrıca Sabataîlerin Kapanîler koluna mensûb olduğuna dikkat çekiyor:

“Şemsi Efendi, 1852 yılı civarında [Selânik'de] aslen Sabetaycı olan bir ailenin ferdi olarak doğdu. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenen Şemsi Efendi, Selânik'te açılan bir yabancı okulda çalışmaya başladı. Burada öğrendiği metodları kendi kuracağı bir okulda uygulamak amacındaydı, ancak maddî olanakları yeterli olmadığı için destek bulması gerekiyordu, işte kendisine bu destek mensup olduğu ‘Kapancı' grubu üyelerince sağlanmıştır. […]

“Osman Ergin'e göre (Türk Maarif Tarihi, s. 468-469), ‘Tarz-ı Cedit' adlı yeni öğrenim usulünü ilk uygulayan okul, İsmail Hakkı'nın Selânik'te harap bir mescidi okul haline sokarak Halil Vehbi ve Derviş Efendilerle beraber çalışmışlardır [çalışmalarıyla kurulmuştur]. Fakat Doç. Dr. Özcan Mert'e göre, 1872 yılında Şemsi Efendi'nin Sabri Paşa Caddesindeki Çarşamba Dergâhında açtığı okul, ilk olma özelliğindedir. Bütün bu okulların ortak özelliği, Sabetaycı aydınlarca finanse edilmiş olmalarıydı.

“Şemsi Efendi'nin diğer bir özelliği ise, yaşadığı dönemin en büyük Sabetaycı kabalistlerinden biri olmasıydı. Sevi, ortaya koyduğu birtakım dini teorileri, klasik Yahudi anlayışından farklı olarak Zohar'a dayandırmaktaydı. Ancak bilgilerini yalnızca ona inanan müritlerine açıklamıştır. Literatürde ‘Hoca' veya ‘Ogan' ya da ‘Ağa' olarak geçen Sabetaycı din adamları kurdukları okullarda bu bilgileri genç kuşaklara aktarmaktaydılar. Şemsi Efendi de 19. yy'ın en büyük Kabbala üstadlarından biri idi.

“Amacı, 1800'lerde yaşanan Osman Baba olayından sonra ayrılan Karakaşlar grubuyla kendi grubunu birleştirmekti. Hattâ bu amaçla Karakaşlar grubuna ait okullara giderek orada tartışmalara girdiği bilinmektedir. 1885 yılında Feyzi Sibyan olarak bilinen okulun kuruluşunda da oldukça önemli bir rol almıştır, hattâ bu okulun kurucusu olduğu ileri sürülmüştür. Feyziye Mektebi, onun gibi daha sonraları İstanbul'da da faaliyet gösterecek olan ‘Mektebi Terakki'ye göre daha radikal ve cemaatçi bir yapıya sahiptir. Şemsi Efendi'nin burada ‘Akaidi Diniye' öğretmeni olarak görev yapması da, onun Sabetaycı dinî kuralları gençlere aktarma amacından kaynaklanmaktaydı. Mektebi Feyziye'nin de kuruluşu ve ilerki faaliyetlerinde Karakaşlar grubunun maddî desteği olmuştur. Okul, bu grubun resmî okulu görünümündeydi. […]

“Şemsi Efendi, sağlığında Karakaş ve Kapancı gruplarını birleştirmeyi amaçlıyordu. Ancak onun her iki cemaati birleştirmeye yönelik çabaları tepkiyle karşılandı. Kendisini cemaatten dışladılar, 1912'de Türkiye'ye gelen Şemsi Efendi ilk öğretim müfettişliğine tayin edildi, ancak sıkıntılı ve parasız bir hayat yaşadı, 1917'de öldüğünde Üsküdar'daki Selânikliler Mezarlığı'nda Karakaşlar'a ait bölüme gömüldü.” (Ilgaz Zorlu, Evet, Ben Selânikliyim, İstanbul: Geyik Yl., 2004, 10. baskı - ilk baskısı: 1998, Belge Yl.-, ss. 20-23)

 1_1

  (https://tr.pinterest.com/pin/501588477228029303/; 22.5.2017)

1910'da Selanik'de çekilen bu resimde, Şemsî Efendi, talebelerinden Nuriye Fuat (Akev) ile poz veriyor. (1998-2000 devresinin THKEMBL Üstâd-ı Âzamı Avukat Sahir Talât Akev -1925/2000-, kezâ Üstâd Mason Mehmet Talât Akev gibi meşhûr sîmâlar aynı âileye mensûbdurlar. Nuriye Fuat, kendi Cemâatinden Ali Rıza Eden'in eşiydi; 19 Ekim 1981'de ölmüştür.) Küçük torunu Ilgaz Zorlu'nun verdiği mâlûmâta nazaran, Kapanî Şemsî Efendi, Sabataîleri birleştirmek isteyen ve Yahûdi ismi Şimon Zvi olan Kabbalacı bir hahamdı…

 

 Kemâlperestliği: “O, Allâh olmak ister!”

Kâzım Nâmi, İttihâd ve Terakki Hatıralarım isimli kitabında şöyle bir vak'a nakleder:

“Bir gün, trende, pek iyi tanıdığım bir arkadaş bana şöyle bir hikâye anlattı:

“Bir gün, içlerinde Doktor Nazım da, Salâh Cimcoz da bulunan üç dört İttihatçı arkadaş konuşuyor, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemâl'in terfi edemediğini teessürle söylüyorlarmış. Tam bu sırada içeriye, o vakit Başkumandan Vekili olan Enver girmiş, neden bahsedildiğini sezmiş, ama ne konuştuklarını sormuş, kimse cevap vermemiş. Hiçbir vakit sözünü saklamadığını bildiği Doktor Nazım'a ‘Sen söyle, ne konuşuyordunuz?' diye sormuş. O da mevzuu anlatmış.

“Enver, gülerek cebinden Mustafa Kemâl'in terfi fermanını çıkarıp göstermiş, şu sözleri de ilâve etmiş:

‘- Ona Paşalık rütbesi değil, Padişahlık verseniz, yine kanmaz; Allah olmak ister!'

“Bunu bir akşam Atatürk'e anlatmışlar. O da:

‘- Ben Enver'i sevmezdim; fakat bu sözüne karşı fikrimi değiştirdim!' cevabını vermiş.

“Bu hikâye, rahmetli Salâh Cimcoz'dan rivayettir.” (1957: 58)

O, bu iddiâyı haklı görürcesine, Selânik'den Loca arkadaşı Mustafa Kemâl'e karşı tam bir perestiş tavrı içindeydi. Aynen Sabetay Sevi yerine “Ebedî Şef”i ikame eden dîğer Sabataîler ve Kemalizmi Localarda bir tapınış mevzûu hâline getiren dîğer Masonlar gibi… Aynen “Tek Adam” devrinin (ve sonralarının) matbûatı, Maârifi, her türden resmî / gayr-i resmî neşriyâtı gibi…