Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -60

-----

“Halk, Masonluğu esrar dolu gizli bir cemiyet sanır; ona din aleyhtarlığı, din düşmanlığı isnat eder. Halbuki Mason olanlar bilir ki Masonlukta esrar denilen şey medlulleri vazıh birtakım timsaller, Symbole'lerdir. Bu timsallerde dine, ahlâka aykırı hiçbir şey yoktur. Masonluk dinsizlik değildir. İskoçya Ritine mensup olanlar bir ‘Kâinâtın Ulu Mîmârı' tanır. Bu tabir müminler için ‘Allah' ise, (athée) [Mülhid, Allâhsız] için de bir mefkûredir. Bu dine mensup olan Masonluk, ‘kelimenin bütün manasile mülhit olanları' sinesine almaz. Bütün dinlere, mezheplere mensup olanlar, Masonluğun esas prensiplerine inanırlarsa, Mason olurlar.” (“Siyasiyat Hakkında Bir Mülâhaza”, Büyük Şark, Mayıs-Temmuz 1933, sayı: 11, s. 7)

“Masonluğun ‘kelimenin bütün manasile mülhit olanları içimize kabul etmeyiz' yolundaki davası, ilhada verilen manaya göre ehemmiyetlidir. Bir kimsenin, kendi ilmî kanaatlerine dayanarak Allahı inkâr etmesi müminlerce ilhattır, fakat ‘hürriyeti vicdanı' umde edinen Masonlar için ilhat olmamak gerektir. Bundan dolayıdır ki Sânî-i Âzam-ı Kâinât mevzûu bahis olduğu vakit ‘Türkiye Büyük Meşrikı' bunu ‘kudsî bir mefkûre' ile eda etmek istemiştir. Bu mefkûre, Masonun insanî yüce bir ülküye inanması demektir. Böyle bir ülkünün inkârıdır ki Masonlukça ilhat olabilir.” (“Hürriyet Mutlak Değildir”, Büyük Şark, İkinci Teşrin –Kasım- / Birinci Kânun –Aralık- 1933, sayı: 13, ss. 10-11)

 

 11_9

 Türkiye Meşrik-ı Âzamı'nın 1930'lu senelerdeki “dâhilî” nâşiriefkârı Büyük Şark mecmûasının ilk sayısı… İlk birkaç sayının Mes'ûl Müdürü, Mustafa Kemâl'in Loca arkadaşı Kâzım Nâmi Duru idi. Mecmûa, müteâkiben, bir dîğer Sabataî Mason Üstâdı olan Terbiyeci (ve Büyük Elçi Coşkun Kırca'nın babası) Mehmet Ali Haşmet Kırca'nın idâresinde neşredildi. (Kırca'dan makalemizin baş kısımlarında bahsetmiştik.) Bu mecmûanın hemen her sayısında Kâzım Nâmi'nin masonî bir makalesi bulunuyor. Mecmûa, (elbette tercümânı olduğu Meşrik-ı Âzam'la berâber) Kemalizm – Masonluk iç içeliğinin bedîhî bir şâhididir. Kâzım Nâmi, 1940'lı senelerde ise, kendisi gibi bir başka Kemâlperest Mason gazeteci olan Cemal Kutay'ın Millet gazetesinde Müslümanlık dersleri mâhiyetinde makaleler neşredecek ve bunlarda, Kutay'la berâber, sinsi sinsi, Kemalist “Dîn İnkılâbı” projesinin gerçekleşmesine çalışacaktır. Belki bütün bunlardan daha şâyân-ı hayret olan bir vâkıa, bu Mason Üstâdının, aynı senelerde, Necip Fâzıl'ın Büyük Doğu kadrosuna da dâhil olmasıdır…

 

Kâzım Nâmi'ye göre de Kemalizm, Masonluğa hizmet ediyor

Araştırmamızın evvelki kısımlarında, Kemalizmin Masonlukta mündemic ve onun siyâsî uzantısı mâhiyetinde olduğunu, Beynelmilel Masonluğun Türkiye'deki hedeflerinin Kemalist Rejimle tahakkuk ettiğini, binâenaleyh Masonların Kemalizme sâhib çıkmakla, ona hizmet edip onu yaşatmakla, netîce îtibâriyle kendi ideallerine, kendi “dînler üstü dünyevî dîn” veyâ ideolojilerine hizmet ettiklerini, yine kendilerinden naklen ve aklıselîmle muhâkeme yürüterek isbât etmiştik. Mustafa Kemâl'in Macedonia Risorta Locası'ndan arkadaşı Kâzım Nâmi, biraz yukarıda da atıfta bulunduğumuz “Siyâsiyat Hakkında Bir Mülâhaza” başlıklı makalesinde aynı keyfiyete işâret ediyor ve gayet haklı olarak, Kemalist Rejimle Masonluk arasında “zerre kadar tehâlüf [ihtilâf, tezâd] olmadığı” tesbîtinde bulunuyor:

“…Mutlak hükûmet, Masonluğu kat'iyen hoş bir gözle görmezdi; fakat meşrutiyet, esas prensiplerini Masonluktan almış olduğu için, bir Türk Büyük Meşrikının teşekkülüne müsaade etmiştir. Eğer 31 Mart 1909 ve 6 Mart 1920 darbe-i hükûmetleri muvaffak olsaydı, Türk Masonluğu da, teşkilât itibarile, tarihte silinmiş bir iz bırakıp sönerdi.

Bugünkü vaziyete gelince, Türk Masonluğu, Halk Cümhuriyeti hükûmetince Tesamühe mazhar olmuştur. Masonluğun esas umdelerile yeni Türkiye hükûmetini kuran siyasî teşekkülün esas umdeleri arasında bir tebayün [ayrılık, zıdlık] olsa, Türk Masonluğu muhakkak bir tehlikeye düşerdi. […]

…Masonluk, [üç esâs umdesi cümlesinden olan] hürriyet ve müsavat umdeleri dahilinde hükûmetin zahîr ve muavinidir. […]

Masonluğun üçüncü umdesi olan “Uhuvvet” [bakımından da vazıyet aynıdır]. […]

Hükûmetimizin prensiplerinden biri de lâyikliktir. Bu umde, Masonlukta en kuvvetli bir yer tutar. Fransada din ile devlet işlerini ayıran siyaset, Masonluktan feyzalmıştı. Türk Masonluğu da hükûmetin lâyikliğine tabiatile riayetkârdır… […]

[Netîce:]…Hükûmetimizle Masonluğumuzun esas umdeleri arasında zerre kadar tehalüf yoktur. (Büyük Şark, yıl 3, Mayıs-Haziran 1933, sayı 11, ss. 8-9)

Öyleyse:

“Biz Masonlar, prensiplerimiz itibarile, memlekette yapılan bütün inkılâpları kendimize maledinmişizdir. Bunların hepsi, bizim ülkümüze doğru yol açan sarsıntılardır. Bunları tergip etmek, halk arasında köklü bir surette yayılmasına çalışmak bize bir vazifedir.” [“Tergîb etmek”: Rağbet kazandırmak, sevdirmek, tutturmak…] (Kâzım Nâmi, “Hürriyet Mutlak Değildir”, Büyük Şark, İkinci Teşrin –Kasım- / Birinci Kânun –Aralık- 1933, sayı: 13, s. 13)

Yahûdi Cemâatiyle münâsebeti

Kâzım Nâmi, hemen bir sonraki ara başlıkta bahsedeceğimiz -Sabataîlerle alâkalı- Hâtırât'ında, “(Selânik'de) dili Türkçe, adları Müslüman olan, fakat [Yahûdilerle] aynı cinsten oldukları halde onlarla hemen hiç münasebetleri olmıyan bir halk vardı; bunlara Dönme derlerdi” şeklinde, sorgulamadan tekrâr edilen bir iddiâyı kaydediyor: Menşêleri bir olduğu hâlde Yahûdi Cemâati ile Sabataî Cemâati arasında münâsebet yoktu (ve yoktur)… Biz ise, yaptığımız araştırmalarda bunun hiç de doğru olmadığını tesbît etmiş bulunuyoruz. Mâmâfih, burada bu tesbîtin isbâtına girişmiyeceğiz. (Bu da ayrı bir makale mevzûu olabilir…) Yalnız, şu kadarını tasrîh etmiş olalım ki Localardaki Yahûdi-Sabataî işbirliği elbette ki o mekânla mukayyed kalmıyordu…

Kâzım Nâmi'nin de, dîğer İttihâdcı ve Sabataîler gibi, Yahûdi Cemâatiyle Loca dâhilinde veyâ hâricinde sıkı işbirliği içinde olduğu muhakkaktır. Kitap veyâ makalelerinde onlara karşı hiçbir târîze, tenkîde rastlanmıyor. (Hattâ Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılması demek olan Siyonizmden dahi, muhabbetli bir edâyla bahsediyor. –Kâzım Nâmi 1959: 32-33, 34-) Zâten nasıl böyle bir şey olabilirdi ki bizim tenkîd ettiğimiz bütün ihtilâlci, yıkıcı faâliyetlerde hep aynı saflarda, omuz omuza bulunuyorlardı. Binâenaleyh yazılarında Yahûdilere karşı târîz, tenkîd değil, takdîr var…

Araştırmamızın başlarında, İttihâdcı İhtilâlinden bahsederken, Kâzım Nâmi'nin İttihat ve Terakki Hatıralarım isimli kitabından (1957) bir hayli iktibâs yapmış, bunlarda, Yahûdi-Sabataî şehri Selânik'de, Macedonia Risorta İTK'sının şemsiyesi altında, bütün Osmanlı / Müslüman düşmanlarının işbirliği içinde olduklarına dikkati çekmiştik. Kezâ, hadsiz derecede nefret ettikleri Osmanlı / İslâm Âlemine karşı Siyonist Emperyalizmiyle ve aynı hislerle meşbû her cinsden düşmanla nasıl işbirliği içinde olduklarını, aşağıdaki satırlar da gözler önüne seriyor:

“(31 Mart Vak'ası) haberi üzerine, Selânik'te, dolaylarında, bütün Makedonya'da Saray'a karşı dehşetli bir hiddet uyandı. Asileri tenkil etmek, meşrutiyeti geri almak için İstanbul'a bir ordu göndermek kararlaştı. [Meşrû Hükümdârı devirmek ve onun şahsında Müslüman hâkimiyetini yıkmak üzere Selânik'den yola çıkarılan ve ağırlığını Siyonistlerin, Sabataîlerin, Masonların teşkîl ettiği “Hareket Ordusu”…] Hemen gönüllüler yazılmağa başladı. Silâh, elbise depoları açıldı; gönüllülere elbise, silâh dağıtıldı. Bu gönüllüler içinde Türklerden [?] başka Rum, Bulgar, Musevi gibi gayri müslim vatandaşlar da vardı. Hele, Pepo Modyano adındaki Musevi genci, Musevi vatandaşları gönüllü yazılmağa öyle teşvik etti ki bu gayretten mütehassis olmamak kabil değildi.” (Kâzım Nâmi 1957: 40)

Bu paragrafı tâkîb eden paragrafta ise, bu hıyânet şebekesi tarafından, Siyonist Emperyalizminin önüne bir yalçın kaya gibi dikilmiş Hükümdârın nâmûssuzca hazırlanmış uydurma bir “fetvâ” mesned edilerek devrilmesi (27 Nisan 1909) haberinin “Selânik'i [23 Temmuz 1908 Darbesinden 8 ay sonra] yeniden bir bayram gününe çevirdiği” kaydediliyor…