Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -6
1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:
Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı olduğuna hükmedilebilir mi?
Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…
Muvâzaalı “kapanma”nın bir sebebi de, Masonlar arasında “cezrî tasfiye”ye gitmekti
Her hâl-ü-kârda, muvâzaalı “kapanma”nın bir sebebi de, Masonlar arasında “cezrî tasfiye”ye gitmek, daha sağlam bir bünyeyle “bâsübâdelmevt”i tahakkuk ettirmek olduğu için, hem Apak, hem de Ayan'ın ifâdelerine nazaran, 1935 evveli Localar aynen (kendi isimleri ve müntesibleriyle) “uyandırılmamış”, 1939'da têsîs edilen ilk üç Locayla berâber, Masonlar arasında cezrî bir ayıklama yapılarak, yeni Localara vücûd verilmiştir:
“Kurulması mutasavver yeni remzî Mahfillerin müessisleri de, Büyük Maşrık devrindeki Mahfilleri ayni isim altında ve eski âzalarından hayatta kalanlarla otomatik olarak uyandırmak tarafdarı olmadıklarından, eski biraderlerden Masonluğa samimî bir ruhla bağlı olanları seçip sadece onları peyderpey intizama koymağı ve yeniden te'sis edilecek Mahfillere de böylece eskilerile hiç bir irtibatı olmayan bir mahiyet verip yeni isimlerle adlandırmağı tercih etmişlerdi.” (Apak 1958: 171)
“(Cezrî tasfiye, Masonluğun içinde bulunduğu karmaşadan dolayı iç temizlik hareketi olarak düşünüldüğünde, gerçekten geçerlidir.) Nitekim, daha sonraları, yeni oluşturulacak Localara üyelik için eski Kardeşlerin uyandırılmaları sırasında üyeler arasında böyle bir seleksiyon veya cezrî tasfiye yapılmıştır. Kimileri uyandırılmamıştır…” (Ayan 2008: 348-349)
Bâzı Mason müellifler de “muvâzaa” diyor
Mâvî Locaların 1935'deki (birtakım dâhilî, hâricî ve bünyevî sebeblerle) kısmî ve yanıltmaca “kapanış”ları için “muvâzaa” tâbirini, günümüzde, Mason müellif Seyhun Tunaşar da (gazeteci, Bakanlık Müşâviri; d. 1938), kullanıyor. Onun bu kanâate varmasının (haklı olarak) en mühim sebeblerinden birisi, Türk Yükseltme Cemiyeti'nin, usûlüne muvâfık olarak, kendi umûmî hey'etinin karârıyle kapanmamış olmasıdır:
“(Uykuya Yatma) olayında gözlerden kaçan önemli bir husus daha var. Cemiyetler Kanunu'na göre, bir cemiyet, mahkeme kararı, genel kurul kararı ile veya iki yıl genel kurulunu yapmama nedeni ile kapatılır veya kapanır. Yukarıda adı geçen cemiyetler (Türk Ocakları, Kadınlar Birliği, v.s.) ‘emir demiri keser' anlayışı ile genel kurul kararı almışlardır. İki üst yöneticinin, iki imzalı bir dilekçesi ile, ki bu dilekçe yetkili kamu organlarınca kabul ediliyor gözüküyor, kapanma olayı meydana gelmez. Geldi ise, buna hukuk dilinde ‘muvazaa', halk dilinde ‘danışıklı-doğüşüklü' olay denir. Böyle bir dilekçenin dahi varolduğunu zannetmiyorum, çünkü çok gülünç olurdu. [Dâhiliye Vekîli Halil Özyörük, 1951'de TBMM'de verdiği îzâhatta, İstanbul Vâliliği'ne verilmiş böyle bir beyânnâmenin mevcûd olduğunu ifâde etmiştir.] Devletin resmi yayın organı olan Anadolu Ajansı (A.A.)'na yazdırılan ve ajans tarafından yayınlanan [metin], gazetecilik dili ile, bir ‘asparagas – düzmece haber'dir.” (Seyhun Tunaşar, Türk Ulusal Masonluğunda 1935 Uykuya Yatma Olayı, Ankara: Piramit Yayıncılık, 2005, s. 39. Kitabın “Önsöz”ünü Üstâd-ı Âzam Prof. Dr. Asım Akin kaleme almıştır.)
Yukarıda, Tamer Ayan'ın da (2008: 324), “muvâzaa” tâbirini kullanmamakla berâber, aynı kanâatte olduğunu görmüştük: “Olay, önceden öngörülen bir senaryoya göre hazırlanan plana uygun olarak gelişmiştir”…
Devrin TBMM Reîsi, 330 Kâzım Özalp Paşa da, Mason Kardeşlerine, “kapanma” haberinin Mihver Devletlerine karşı bir göz boyamadan ibâret olduğunu söyleyerek onları teskîn etmiş:
“…Büyük Üstad [Muhiddin Osman Omay], Ankara'dan gelen talimata göre yaz tatilinin uzatılmasını istiyor. Ancak bu istek kabul edilmiyor. […]
“İstanbul'da böyle bir karar alınırken Ankara'dan gelen bir haber, Büyük Maşrık'ı şaşkına çeviriyor. Cumhuriyet Halk Fırkası Umumî Kâtip Muavini [ve Cumhuriyet Mahfili Üstâd-ı Muhteremi] Münir Akkaya Kardeş, ‘Artık her şey bitti, kapanıyoruz' tarzında İstanbul'a bir telgraf çekiyor. Ankara'dan yazılan 26 Eylül 1935 tarihli mektupta, Tekemmül (Ankara Olgunlaşma atölyesi) Üstadı Dr. Ziya Bey ile Cumhuriyet Mahfili eski Üstadı Ali Rıza Bey'in o hafta Cumhuriyet Mahfili ve Tekemmül Mahfili toplantılarına, Fırkaya mensup Masonların gelmediklerini ve mektubu gönderen zatın yine o günlerde tesadüf ettiği 33 dereceli Meclis Reisi Kâzım Özalp Paşa ile görüştüğünü, ‘Nasıl, çalışıyor musunuz?' sualine ‘Şimdilik tatil devresindeyiz' demesi üzerine, ‘Canım bir şey yok. Bizim için değil. Bu, İstanbul'daki ecnebilere karşı' şeklinde cevap verdiğini bildiriyor. Bu haber İstanbul'da gönüllere biraz ferahlık veriyor.” (Tunaşar 2005: 54-55; -Makine Y. Müh., 1917, Tanyeli Locası müntesibi- Abdurrahman Erginsoy, Masonluk Tarihi, İstanbul: Erciyaş Yl., 1996, ss. 76-78'den naklen; Erginsoy'un kaynağı da, Osman Zeki Koylan'ın hâtırâtı; ayrıca Ayan 2008: 316)

Ahmet Münir Akkaya (1871-1947)
Üstâd-ı Muhterem (1925'de İzmir, bilâhare, ölümüne kadar Giresun Meb'ûsu) Münir Akkaya, Erzurum Vâlisi olarak iştirâk ettiği Erzurum Kongresi günlerinden (Temmuz-Ağustos 1919) beri hep Mustafa Kemâl'in yanında oldu. İttihâd ve Terakkî'nin lider değiştirmiş ve ideolojik olarak daha keskin bir devâmından başka bir şey olmıyan Cumhuriyet Halk Fırkası, başından beri Localarla iç içeydi. Tamer Ayan'ın da dikkat çektiği gibi: “Atatürk'ün yakın çevresinde oluşturduğu Cumhuriyet kadrosunun önemli ve etkin bir bölümü, yani yakın mesai ve ideal arkadaşları ve dostları Mason'dur. […] Bir bakıma yönetim ve devrimlerin gerçekleştirilmesi Masonlara emanet edilmiştir.” (Ayan 2008: 249) Kemalist Rejimin têsîsinden sonra, Ankara'da, 15 Kasım 1925'de, 48 Numaralı Cumhuriyet Mahfili kurulmuştu. Locaların “kapanma” senaryosu sahneye konulurken, Akkaya, CHF Umûmî Müfettişi ve Cumhuriyet Mahfilinin Üstâd-ı Muhteremiydi. 1935'de 300'ü aşkın müntesibi olan bu Loca, “…Zamanın vekil, meb'us, yüksek memur ve serbest meslek sahibi birçok münevverlerini etrafında toplayıp değerli bir masonik muhit yaratmıştı”. (Apak 1958: 113-114) “(Cumhuriyet Locası) Devletin ve Hükûmetin masonik kalbi niteliğindeydi [mesâbesindeydi].” (Ayan 2008: 302) Bu şartlarda, Üstâd-ı Muhterem Münir Akkaya da, “kapanma” mizanseninin icrâsında mühim bir rol oynayacaktır: “Ankara'da Güven Parkı'nın yanında, Belediye'ye ipotekli bulunan Dernek [Cumhuriyet Mahfili] Lokalimizin Belediye'ye devrinin sadece Münir Akkaya'nın imzası ile olamayacağına Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi 4.3.1957 gün ve 57/121 sayılı kararı ile hükmetmiştir. Her halde büyük bir kamu deneyimine sahip, o gün milletvekili olan Münir Akkaya Kardeş bu devir belgesinin geçersiz olduğunu biliyordu. Peki Ankara Belediyesi bu belgeyi nasıl geçerli buldu? Bu olay da ‘danışıklı-dövüşüklü' senaryonun başka bir bölümünü oluşturuyor.” (Tunaşar 2005: 155)
“Muvâzaalı kapanış”, “Ebedî Şef”in bir tâbiyesiydi
Türk efkârıumûmiyesinin, bir kısım Partililerin ve hassaten Mihver Devletlerinin gözünü boyamaya müteveccih zâhirî, kısmî ve muvâzaalı “kapanış”ın delîllerinden en mühim bir tânesinin Türk Yükseltme Cemiyeti'nin, kendi Umûmî Hey'etinin karârıyle fesih yoluna gitmemesi olduğunu yukarıda bahis mevzûu etmiştik. Aslında, bu hâlin, kendisi de hukukçu olan Dâhiliye Vekîli Şükrü Kaya'nın gayet şuûrlu bir tasarrufu olduğu âşikârdır. Kaldı ki Şükrü Kaya, 8 Ekim 1935 günü, Ankara'da, Karpiç Lokantası'nda, kendisi gibi 33 dereceli 7 Birâderini (İstanbul Emlâk Bankası Hekimi ve Âmir-i Hâkim-i Âzam Dr. İsmail Hurşit, İstanbul Emlâk Bankası Umûm Müdürü ve Üstâd-ı Âzam Muhiddin Osman Omay, Sâbık Âmir-i Hâkim-i Âzam ve Yüksek Şûrâ Âzâsı Dr. Fuat Süreyya Paşa, Polis Mektebi Müdürü ve Yüksek Şûrâ Âzâsı Muhib Nihad Kuran, Devlet Şûrâsı Reîsi ve Sâbık Âmir-i Hâkim-i Âzam Mustafa Reşat Mimaroğlu, Ankara Vâlisi ve Yüksek Şûrâ Âzâsı Nevzad Tandoğan, Meb'ûs ve Yüksek Şûrâ Âzâsı Dr. Rasim Ferid) (Apak 1958: 162; Ayan 2008: 331-332) bir araya getirip onlara (Mâvî) Locaların kapanması ve Anadolu Ajansı'na bu mâhiyette bir beyânda bulunulması lüzûmunu îzâh ettiği zamân, Devlet Şûrâsı Reîsi Mustafa Reşat Mimaroğlu, (Hâtırât'ında naklettiğine göre) kanûnen bu hey'etin böyle bir karâr alma selâhiyetinin olmadığını îzâh etmiş, buna rağmen, işin uzayacağı, âcilen karâr alınması îcâb ettiği bahânesiyle, yâni usûlsüzlüğün pekâlâ farkında olarak, uydurma bir “kapanma” beyânâtı imzâlanmıştır:
“…Danıştay Başkanı Mustafa Reşad Mimaroğlu'nun: ‘Devir ve hibe edilecek malların mutasarrıfı, söz sahibi, cemiyetin umumi heyeti ve onun kararı ile idare heyeti olması iktiza eder. Bu hususta umumi heyetten bir karar alınmadan başka türlü muamele yapılmasının kanuni mevzuata uygun olmayacağı tabiidir. Bu yola gidilmelidir.' Uyarısına rağman, Şükrü Kaya Kardeş: ‘İşin uzayacağı' iddiası ile umumî heyetin içtimaa çağrılmasına muvafakat etmemiş ve ‘başkaca hususi bir kanun çıkarılmasına mahal kalmadan, kararın derhal orada kendileri tarafından alınması' gerektiğini özellikle vurgulamıştır.” (Ayan 2008: 334)