Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -5

-----

1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:

Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı  olduğuna hükmedilebilir mi?

Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…

Bu mes'eleyle alâkalı olarak dikkate alınması lâzım gelen mühim bir husûs da, o devirde ve tâ 1950'li senelerin sonlarına kadar, Türkiye Masonluğunu idâre eden asıl teşekkülün, mezkûr Türkiye Yüksek Şûrâsı olduğudur. Çünki masonî an'aneye (Londra Obediyansına) nazaran, ilk üç derecenin (Mâvî Locaların) idâresi Büyük Loca'ya âid olmak ve Büyük Loca, (felsefî / âlî derecelerin / Kırmızı Locaların idâresi uhdesinde olan) Yüksek Şûrâdan müstakil bir teşkîlâta sâhib bulunmak iktizâ ederken, Türkiye'de, bir takım târihî sebeblerle, Büyük Meşrık (veyâ Loca), Yüksek Şûrâya nazaran istiklâlini elde etmemişti. Mason kaynaklarının bildirdiğine göre, bu hâl, ancak 10 Aralık 1956'da Türkiye Büyük Locası'nın kurulması ile ortaya çıkmış (Apak 1958: 207) ve Büyük Loca da 1970'de İngiltere Müttehid Büyük Locası tarafından tanındıktan sonradır ki (-Pâris Obediyansı ile ihtilâf hâlinde olan- Londra Obediyansı nezdinde) “muntazam” hâle gelmiştir. Demek ki 3 Aralık 1935'de Türk Yükseltme Cemiyeti (Türkiye Büyük Meşrikı) zâhiren “kapandığında” dahi, ana teşkîlât değil, âdetâ onun bir Şûbesi “kapanmıştır”. O devrin Totaliter Rejim yapısı,  bu çapta aldatmacaları bile mümkün kılıyordu…

Zâten mes'elenin resmî vechesi ne olursa olsun, gerek bu teşekkülün, gerekse ilk üç derecenin hiçbir kanûnî tâkîbâta veyâ baskıya mârûz kalmıyan Masonlarından mühim bir kısmı, (belki) seyrek de olsa, muhtelif mekânlarda gizli gizli bir araya gelmeye, masonî faâliyetlerde bulunmaya devâm ediyorlardı.

Muvâzaalı “kapanma”ya hazırlıklıydılar

Mason müellif Tamer Ayan'ın verdiği îzâhâta nazaran ve zâten bekleneceği üzere (zîrâ Devletin tepesinde, bu siyâsetin mîmârı da kendileriydi), Türkiye Masonluğu, “kapanma” tâbiyesinden peşînen haberdârdı ve hâdisenin vukuundan çok evvel, mevcûdiyetini idâme husûsunda bütün tedbîrleri almıştı:

“…Olay, önceden öngörülen bir senaryoya göre hazırlanan plana uygun olarak gelişmiş ve nispeten ‘sessizce' sonuçlanmıştır. Çünkü İstanbul'daki Mason yetkililer, Cumhuriyet Halk Partisi'nin son kurultayında, parti denetimi dışında kaldığı için kapatılan birçok dernek ve örgüte benzer olarak ya da kapatılanların bir kefareti olarak Masonluğun da pasifize edileceğini biliyorlardı veya en azından seziyorlardı. Milletvekillerinin Masonluğun aleyhine tutumu belliydi, hazırlanmakta olan yasa önergesi meclisten mutlaka geçerdi. Zaten bir bölümü üst düzey parti üyesi veya hükümet yöneticisi olan Masonlar, mutlaka, Masonluk aleyhine gelişen bu olaylardan bizzat ve en ince detaylarına kadar haberdardılar. Gelişmelerin olumsuzluğunu biliyorlar; Masonluğun zararına olduğunu yaşıyor ve görüyorlardı. Bu nedenle, Masonluk kurumu içinde idarî ve malî yönlerden gerekli önlemler için planlar yapmışlar, gerekli girişimlere başlamışlardı. […]

“Kapatılma tehlikesi olan Türkiye Büyük Locası'nın himayesi altında olduğu Türkiye Yüksek Şûrası tarafından, Masonluğun kapatılmasına karşı bir önlem olarak çok daha önceden aşağıdaki önemli karar alınmış; bu karara bağlı planlar yapılmış ve önlemler gerçekleştirilmiştir:

‘Türkiye Büyük Meşrikı'nın, Mahfillerin Mayıs 1935'te erken yaz tatiline girmesi için aldığı karar üzerine, 11 Haziran 1935 Salı saat 19.00'da toplanan Yüksek Şûra İdare Encümeni, gerek Kârgâhlara [4 ilâ 33. derecelerin atölyelerine], gerek Mahfillere fesih kararı tebliğ edilmeden bütün evrak ve saire ile bankalardaki paranın –binalara hükümetçe el konulursa karışıklığa meydan vermemek için- şimdiden münasip bir yere nakli, hiçbir Biraderin ve hatta Büyük Üstadın gazete ile herhangi bir dergiye beyanatta bulunmaması hususunda icap eden tedbirlerin derhal ittihazı ve tatbik zımnında selahiyetli bir komisyon teşkiline karar verir. […]

‘Tatilde vukuu melhuz hadiseler karşısında tedbir almak selahiyetiyle 1. Büyük Nazır Avukat Ali Galip Taş, Büyük Hatip Cevdet Hamdi, Büyük Kâtip Dr. Şükrü Hazım, Büyük Haznedar Mustafa Reşit [doğrusu: “Reşat”] Mimaroğlu, Büyük İdare Amiri Bahaettin Lütfi ve Aydın Locası Üstad-ı Muhteremi Ferit Up'tan müteşekkil bir komisyon kurulur.'

“(Bu Komisyon, 15 Temmuz 1935 Pazartesi saat 18.30'da yaptığı toplantıda şu kararları almıştır:)

“[…] Ali Galip Birader, […] Teavün Sandığı parasının Sandık azası ile murakıplardan Cevdet Hamdi namına bankaya konmasını ve beşte üç imza ile alınmasını teklif etmiş ve buna itaat edilmiştir. […]

“Büyük matrikül ve zabıtlarla muhaberat, sandıklara yerleştirilerek Ali Galip Biraderin [330 Avukat Ali Galip Taş'ın] göstereceği mahalle nakledilecektir.

“Kütüphanedeki kitaplardan yalnız Masonik olanlar, bu suretle nakledilecektir.

“Büyük Üstadca, Mahfillerimiz Üstad-ı Muhteremleri ile Mahfillerin para ve bilcümle evrakı için lâzım gelen tertibat alınacaktır. […]

“Artık Türk Masonluğunun kapatılmasına karşı gerekli önlemler, adeta bir Afet Planı gibi, detaylarıyla birlikte hazırdır. Önlemler alınmış ve beklemeye geçilmiştir. […]

“Tatil süresinin veya Masonluğun fesih süresinin veya uyku halinin herhalde üç yıl süreceği tahmin edilmiş olmalı ki muhasebe defteri ve zabıt defterinin üçer yıllık olması öngörülmüştür. Nitekim 1938 yılında; yani, Masonik tatilin başlamasından üç yıl sonra, yeniden canlanan Yüksek Şûra faaliyeti, yapılan bu tahminin doğru çıktığını göstermektedir.” (Ayan 2008: 324-325, 327, 328)

“Kapanma” mizanseninden sonra da gizli gizli faâliyete devâm ediyorlardı

“Kapanma”, hem Mihver Devletlerine, hem Türk efkârıumûmiyesine ve bir kısım Partiliye karşı bir mizansenden ibâret olduğu ve hem de Masonluk bünyesinde büyük bir tasfiyeye zemîn hazırlamaya mâtûf bulunduğu için, “kavî Masonlar”, gizli gizli bir araya gelmeye ve masonî faâliyetlerde bulunmaya devâm ediyorlardı. Üstâd-ı Âzam Kemalettin Apak, bu vâkıayı kaydettiği gibi (Apak 1958: 168), Üstâd-ı Muhterem Tamer Ayan da onu têyîd ediyor (Ayan 2008: 384-385) ve şu tesbîtte bulunuyor:

“Yüksek Şûra kapanmamıştır. Masonların evraklarına el konulmamış, Loca Kardeşleri tarafından saklanmıştır. Hatta bazı Locaların Kardeşleri, gayri resmî masonik toplantılarını evlerde veya lokanta, gazino gibi uygun mekânlarda sürdürmüşlerdir. [Kusûrlu ifâdeyi düzelterek iktibâs ettik.] Bu nedenle, Masonluğa candan bağlı Masonların arasında büyük çapta dağılma ve kopma olmamıştır.” (Ayan 2008: 380)

Bir dîğer Mason müellif (Can Kapyalı), Mason câmiasının bu gizli gizli faâliyetlerine devâm etme hâli hakkında daha tafsîlâtlı bilgi veriyor:

“Uyku döneminde Kardeşlerin birbirlerinden kopmadıklarına ve değişik mekânlarda toplandıklarına tanık oluyoruz. Önce Kardeşlik Locası kurucularından dayım Fuad Duyar Kardeşimizin anıları geliyor aklıma. Kendisi o yıllarda Cumhuriyet Gazetesi istihbarat Şefi. Çengelköy'de Osmanlı zamanında bir Mason Locası olduğuna dair notları arasına kayıt düşmüş. Ayrıca uyku dönemine ait toplantılardan söz ediyor.

“Kardeşlik Locası 1949 yıllarında kurulduğuna göre, Fuad Duyar Kardeşimizin sözünü ettiği uyku dönemine rastlayan toplantıların Noel Eram'ın yalısında yapıldığı anlaşılıyor. Bu yalı, Çengelköy iskelesinden Kuleli'ye giden yolun üzerinde üçüncü yalıdır. Konuyla ilgili bazı ilginç öyküleri Beylerbeyi Havuzbaşı'lı Dr. Nuri Akyol K.'den dinlemişizdir. Uyku dönemine rastlayan zaman dilimi içinde Nurettin Artam K.'in anıları da, Havuzbaşı başta olmak üzere Çengelköy, Beylerbeyi gibi birbirine yakın semtlerde toplantılar düzenlendiğini, Kardeşlik zincirinin sürekli yaşatıldığını kanıtlayıcı belgelerdir.

“Bu elbette yalnızca İstanbul'a özgü bir davranış değildir. İstanbul dışındaki Masonlar da kendi aralarında toplantılar düzenlemişlerdir:

- Ankara'da “Cumhuriylet Mahfili”: Yenişehir, Necatibey Cad., No 1;

- İzmir'de “Ehram, Güneş ve Merih Mahfilleri”: Gazi Bulvarı, Akseki Ticaret Bankası üstü;

- İzmir'de “Zühal Mahfili”: Karşıyaka Kulübü üst katında;

- Samsun'da “Işık Mahfili”: Çakıroğlu Fabrikası karşısında;

- Gaziantep'te “Cenup Yıldızı Mahfili”: Doktor Saip Safi Bey'in evinin alt katı.” (Can Kapyalı, “Millî Şef Dönemindeki Masonlar”, Mimar Sinan, 2008, sayı: 147, ss. 23-24.)

Binâenaleyh, hem resmî makamlar, hem Masonlar bakımından bu muvâzaalı faâliyet tâtili, Masonluğun sâdece ilk üç derecesi (“Mâvî Localar”ı) için ve o dahi kısmen bahis mevzûudur. Ayan'ın îzâhatına nazaran, “bir ülkede dokuz 330'li Mason, yani Hâkim Büyük Umumî Müfettiş olduğu takdirde Yüksek Şûra'nın masonik varlığı sürmektedir.” 1935'de bunun için mevcûd âzâ sayısı kâfîdir. Bilâhare (33'lük) faâl âzâların sayısı yediye düşünce, üç Masonun derecesi 33'e yükseltilerek noksan tamâmlanmış ve bu minvâl üzere 1947'ye kadar 16 Masona 330 tevcîh edilmek sûretiyle Yüksek Şûrâ masonî mevcûdiyetini muhâfaza etmiştir. (Ayan 2008: 382-383; bunların senelere göre bir listesi için bkz. Apak 1958: 170-171)

Yüksek Şûrâ, bu kadarla da kalmamış, daha sağlam bir bünyeyle Büyük Loca'ya tekrâr vücûd vermek için daha 1939'da İdeal, Kültür ve Ülkü isimli üç yeni Mâvî Loca kurmuş, mâmâfih, bu Localar, Harb devresinin sıkıntıları sebebiyle, belki de ancak 1945'de muntazaman çalışmaya başlayabilmiştir. 5 Şubat 1948'de, İstanbul Vâliliğine verilen beyânnâmeyi tâkîben, Localar, “Türkiye Mason Derneği” ünvânı altında Mâbedlerinde tekrâr resmen faâliyete geçerken, mezkûr üç Loca çekirdek vazîfesi görecektir. (Akev 1987/64: 49)

Apak, 1939'daki ilk üç yeni Mahfilin têsîsini tâkîben:

“Birkaç yeni Mahfil daha kurulması tasavvur edilmekde iken ikinci cihan harbinin  başlamasiyle memlekette örfî idarenin ilân edilmesi, kurulması tasavvur edilen mahfillerin açılmasını tehir etmiş, kurulmuş olan üç mahfil harp esnasında dahi mesaisine devam etmiştir.”

diyor. (Apak 1958: 192) Ayan ise, Dündar Erendağ'ın çalışmasına istinâden, “tersimat defteri kayıtlarına göre”, Üstâd-ı Muhterem Avukat Ali Galip Taş'ın idâresindeki İdeal Locası'nın “en azından, 3 Haziran 1945 tarihinden itibaren toplanıp çalışmakta olduğu” tesbîtinde bulunuyor. (Ayan 2008: 349)

 11

(http://belgelerlegercektarih.com/tag/ataturk-mason-localarini-kapatti-yalani/) (21.1.2018)

10 Ekim 1935 târihli gazetelerde, Anadolu Ajansı mahreçli, Mâvî Locaların (Türk Yükseltme Cem'iyeti - Türkiye Büyük Meşrikı'nın) muvâzaalı “kapanma” haberi… “Tek Adam”ın tâlîmâtıyle, sağ kolu, Dâhiliye Vekîli, 330 Şükrü Kaya, 8 Ekim 1935'de, Ankara'da Karpiç Lokantası'nda, 330 yedi Birâderiyle bir toplantı yaparak, onlara, Mihver Devletlerini, Türk efkârıumûmiyesini ve bâzı Partilileri aldatmaya müteveccih muvâzaalı “kapanma” beyânâtını imzâlattı. Bu cem'iyet, asıl Mason teşkîlâtının sâdece bir şûbesi mâhiyetindeydi. Ana teşkîlât (Türkiye Yüksek Masonluk Cem'iyeti), zâhiren olsun “kapanmadığı” ve hiçbir Masona dokunulmadığı gibi, masonî faâliyetler  gizli gizli devâm etti…

Muvâzaalı “kapanma”nın bir sebebi de, Masonlar arasında “cezrî tasfiye”ye gitmekti

Her hâl-ü-kârda, muvâzaalı “kapanma”nın bir sebebi de, Masonlar arasında “cezrî tasfiye”ye gitmek, daha sağlam bir bünyeyle “bâsübâdelmevt”i tahakkuk ettirmek olduğu için, hem Apak, hem de Ayan'ın ifâdelerine nazaran, 1935 evveli Localar aynen (kendi isimleri ve müntesibleriyle) “uyandırılmamış”, 1939'da têsîs edilen ilk üç Locayla berâber, Masonlar arasında cezrî bir ayıklama yapılarak, yeni Localara vücûd verilmiştir:

“Kurulması mutasavver yeni remzî Mahfillerin müessisleri de, Büyük Maşrık devrindeki Mahfilleri ayni isim altında ve eski âzalarından hayatta kalanlarla otomatik olarak uyandırmak tarafdarı olmadıklarından, eski biraderlerden Masonluğa samimî bir ruhla bağlı olanları seçip sadece onları peyderpey intizama koymağı ve yeniden te'sis edilecek Mahfillere de böylece eskilerile hiç bir irtibatı olmayan bir mahiyet verip yeni isimlerle adlandırmağı tercih etmişlerdi.” (Apak 1958: 171)

“(Cezrî tasfiye, Masonluğun içinde bulunduğu karmaşadan dolayı iç temizlik hareketi olarak düşünüldüğünde, gerçekten geçerlidir.) Nitekim, daha sonraları, yeni oluşturulacak Localara üyelik için eski Kardeşlerin uyandırılmaları sırasında üyeler arasında böyle bir seleksiyon veya cezrî tasfiye yapılmıştır. Kimileri uyandırılmamıştır…” (Ayan 2008: 348-349)