Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -4
1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:
Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı olduğuna hükmedilebilir mi?
Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…
“Tek Adam”ın Mason Localarını kapattığı, hattâ kendisinin de Mason doktorlar tarafından zehirlendiği efsâneleri
O, yukarıdaki iktibâslarda da görüldüğü vechiyle, yine hiçbir vesîkaya istinâd etmeden, Mustafa Kemâl'in, “Masonluğun millete zararlı olduğu kanaatiyle”, 1935'te Locaları kapattırdığını mükerreren iddiâ ediyor (1977: II/752, 1254), bu çerçevede, Cevat Rifat Atilhan'ın (yanılmıyorsak) 1940'lı senelerden îtibâren ısrârla işlediği bir efsâneyi, tenkîd süzgecinden geçirmeden aynen tekrâr ediyordu. (Bu efsâne, Râif Ogan ve daha birçok müellifin kalemiyle de karşımıza çıkıyor…) O günlerde tenkîdî makalemizde yazdığımız gibi:
“Tanyu Bey de, şimdiye kadarki pek çok Mason aleyhdârı gibi, Mustafa Kemâl'in Mason aleyhdârı olduğunu müdâfaa etmektedirler. (SS. 330, 335, 720, 753, 754, 839, 1254, 1279.) Ve yine, teessürle söyliyelim: Bir kere daha tamâmen delîlsizce… Bu iddiâya nazaran, güyâ Mustafa Kemâl, Üstâd-ı Âzam Cerrâh Mim Kemâl ile görüştükten, ona tevcîh ettiği çeşitli suâllerle Masonluğun hakîkî mâhiyetini anladıktan sonra, bu hareketin pek muzır olduğuna kanâat getirerek derhâl kapatılmasını emretmiş, bunun üzerine emir îfâ edilmiş ve Mason cem'iyetinin malları da CHP'ye devredilmiştir. Kemalizmin Masonlukla kabil-i têlîf olmayıp ona muhâlif olduğu ve fiilen de muhâsım tavır takındığı görüşünü müdâfaa edenler, hattâ Mustafa Kemâl'i Masonların öldürdüğünü iddiâdan dahi imtinâ etmemişlerdir. (Meselâ Cevat Rifat şu eserinde: “Menemen Hâdisesinin İçyüzü”, Aykurt Neşriyat, İzmir, 1970 -2. tab'ı-, s. 72, 73.)” (Yeni Devir, 12.12.1977, s. 4.)
İsmail Kazdal tarafından neşredilen Fransızcadan tercüme Mason Diktatörlüğü kitabından (İhya Yayınları, 342 s.) bahsederken, bu vesîleyle, Tanyu'nun da, akıl ve iz'ân dışı bu iddiâyı kabûle meyyâl olduğu müşâhede ediliyor. “Eski Bir Sefir” tarafından tercüme edildiği iddiâ edilen bu kitabın 1976'daki 2. baskısının yarısından fazlası (342-138=204 sayfası), Türkçe birkaç Mason risâlesinin, bir “Meşhur Masonlar” listesinin ve İsmail Kazdal'ın Takdîmlerinin ilâvesiyle teşkîl olunmuştur. (Kitabın kapağında sâdece “A. G. Michel, Mason Diktatörlüğü, İlâveli 2. Baskı” ibâreleri bulunduğu, yâni Fransızca kitabın otoritesi istismâr edildiği için, bu tasarruf, çirkin bir tahrîftir.) İşbu kitabın “Meşhur Masonlar” kısmının 223. sayfasında, şöyle bir yalan var:
“Haim Naom… Bu halis kan Yahudi olan mason, Mustafa Kemal'in doktorluğunu yapıyordu. Tedavisinde kullandığı usûl ile, Mustafa Kemal'i tedricen ölüme götürdüğü rivayet edilir.”
Mustafa Kemâl'in böyle bir doktoru olmadığı gibi, kendisinin, bir doktoru (veyâ doktorları –ki kendisinin, ölümcül hastalık devresinde, bir Fransız –Prof. Dr. Noël Fiessinger- ve -üçü müdâvî, beşi müşâvir olmak üzere- sekiz Türkiyeli tabîbi mevcûddu; ayrıca, müteaddid def'alar, başka tabîbler tarafından da hakkında müşâvere –“consultation”- yapılmıştı) tarafından kasden tatbîk edilmiş yanlış tedâviyle “tedricen ölüme götürüldüğü” iddiâsı, tam bir hezeyândır ve bu mesnedsiz şâyiaları çıkaranların Müslümanlık iddiâları da beyhûdedir. Tanyu, İsmail Kazdal'ın kitaba dercettiği bu saçma iddiâya hiçbir îtirâzda bulunmadan, ondan şu sûretle bahsediyor (II/1245, Hâşiye 831):
“Dünyanın Ünlü Masonlarının Adı, Mason Diktatörlüğü Kitabında Sf. 215-220 de dikkati çekici şekilde sunulmaktadır. […] Atatürk'ün Doktoru denilen Haim Naom'un Atatürk'ü kasten yanlış tedavi ile ölüme sürüklediği de iddia ediliyor. Sf. 223.”
Mütenâkız fikirler
Biz, Tanyu'nun kitabı hakkındaki tenkîdî makalemizde, ulaşabildiğimiz birçok Mason vesîkasını akl-ı selîmle değerlendirerek, Mustafa Kemâl'in, “zarârlı oldukları kanâatiyle Mason Localarını kapattığı” müddeâsını (aslında, daha doğru bir tâbirle, kuru iddiâsını) cerhettiğimiz gibi, hem Türkiye'de Kemalizm ile Masonluğun ayrılmaz sûrette mezcolduğunu, hem de Mustafa Kemâl'in İttihâdcı hüviyetiyle Masonluğa intisâb ettiğini isbât etmiştik. Buna rağmen, serdettiğimiz delîller, pek çok “Ülkücü”de de müşâhede ettiğimiz vechiyle, Kemalizmi âdetâ bir îmân mevzûu hâline getirdiği için, rahmetli Tanyu'ya hiç têsîr etmedi ve o, 1961'de neşrettiği Atatürk ve Türk Milliyetçiliği kitabının üstüne, 1981'de, bir de Atatürk İçin Şiirler kitabını neşretti… Herhâlde ölünceye kadar da, hem Kemalist, hem Müslüman; hem Kemalist, hem Milliyetçi; hem Kemalist, hem Materyalizm aleyhdârı; hem Kemalist, hem Masonluk ve Siyonizm aleyhdârı olunabileceği gibi mütenâkız inançlardan vazgeçmedi… Öyle anlaşılıyor ki muayyen bir “îmân” şekli, en mütenâkız fikirleri dahi aynı sînede birleştiren bir tutkal vazîfesi görüyor…
Kemalizm-Masonluk münâsebeti hakkında başlıca tesbît ve delîllerimiz
Kemalizm - Masonluk münâsebeti hakkında 1977'deki ilk neşriyâtımızda (Tanyu'nun kitabı hakkında kaleme aldığımız tenkîdî makalemizde), aşağıdaki müdellel tesbîtlerle, 1935'de, Mason Localarının, “Tek Adam” tarafından zarârlı bulunarak kapatılmadığını, Türkiye'de, hem ideoloji, hem teşkîlât planında, Kemalizm ile Masonluğun bütünüyle mezcolmuş bulunduğunu ve nihâyet bizzât “Ebedî Şef”in de bir Masonluk müntesibi olduğunu isbât etmiştik:
1) Locaların, bir kanûn neşri veyâ herhangi bir başka resmî muâmeleyle Hükûmet tarafından feshedilmesi, kapatılması bahis mevzûu değildir. “Masonluk; alenî, daha doğrusu resmî faâliyetlerini o zamân tamâmen kendi irâdesiyle tâtîl etmişdir.” Bunun başlıca iki sebebi vardır: “Kendi içlerinde hüküm süren keşmekeşe son vermek ve o sırada Kavmiyetçi Garb'den Türkiye'ye doğru esen Masonluk aleyhdârı cereyânı têsîrsiz kılmak…” Yoksa, Localar, “Masonluk aleyhdârı bir darbenin kurbanı olmuş değillerdir”. Nitekim, “daha faâliyetlerini resmen tâtîl etmeden evvel de Mahfil'de bu istikamette bir karâr verilmiş bulunuyordu”… Localar, Masonluk aleyhdârı bir siyâsetin netîcesi olarak feshedilmiş olsalar, ânî bir baskınla arşivleri müsâdere edilip bunlar müddeiumûmî ve ehl-i vukufa teslîm edilir ve kendileri de tek tek kanûnî tâkîbata mârûz kalırlardı… Bu tesbîtlerimizde, bâhusûs 1951'de Dâhiliye Vekîli Halil Özyörük'ün TBMM'deki îzâhatına, Üstâd-ı Âzam Kemalettin Apak'ın, Üstâd-ı Âzam Jeoloji Dr. Enver Necdet Egeran'ın ve Matilda Sakar'ın kitapları (bu sonuncusu, Fransızca ve Türkçe bâzı Mason kaynaklarından bir derlemedir) ile Meydan-Larousse'a istinâd ettik. (Yeni Devir, 12.12.1977, s. 4.)
Prof. Dr. Hikmet Tanyu'nun 2 cild, 1348 sayfa hacmindeki Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler kitabı hakkında Mehmet Durlu tarafından neşredilen Yeni Devir gazetesinin 8-21 Aralık 1977 târihli nüshalarında, her gün, neredeyse tam sayfa hâlinde tefrika edilen mufassal tenkîdimizden bir nümûne (14 Aralık 1977, s.4)… İlk def'a bu tenkîdî makalemizde, vesîka ve delîllerle, Mustafa Kemâl'in “zarârlı oldukları kanâatiyle Mason Localarını kapattığı” iddiâsını cerhettik ve bilakis müşârünileyhin de Mason olduğunu isbât ettik. Ulaştığımız hükmün hülâsası şuydu: “Mustafa Kemâl bir Mason aleyhdârı olmak şöyle dursun, bizzât Mason olduğu gibi, fikriyâtı da Masonlukla çakışmakta, Kemalizm ve Masonluk hem fikrî, hem de amelî planda birbirleriyle iç-içe bulunmaktadırlar. Bütün müşahhas mûtâlara ve aklî delîllere rağmen bunun aksini iddiâ etmek, hakîkati katletmiye yeltenmekdir…”
Muvâzaalı “kapanma”dan sonra da faâl kaldılar
2) “Masonluk, kendi irâdesiyle ve kendi planları çerçevesinde resmî faâliyetlerini tâtîl ettikten sonra, bunları gizli sûrette rahatça devâm ettirmiştir.” Ayrıca: “Ecnebî büyük Localara tâbî bâzı Localar da, bütün bu ‘uyku' (ve iç temizlik ve derleniş) devresinde çalışmalarını sekteye uğratmamışlardır.” (Apak, Sakar ve Meydan-Larousse'a istinâden.) (Yeni Devir, 12.12.1977, s. 4.)
Filhakîka, daha evvel Üstâd-ı Âzam Kemalettin Apak'ın eserinden (1958: 215-216), şimdilerde ise, birçok masonî eserin müellifi ve Mimar Sinan mecmûasının nâşiri olan Üstâd-ı Muhterem (Jeoloji ve Jeofizik Mühendisi) Tamer Ayan'dan (d. 1940) öğrendiğimize göre (Kalbimizde Saklı Kalan Atatürk ve Masonluk, Ankara: Yurt Kitap-Yayın, “Sır Metinler”, 2008, ss. 380-389; kitabın ilk baskısı, sâdece, Atatürk ve Masonluk ismiyle, 1995'de “Güzel İstanbul Muhterem Locası'nın 6. Yayını” olarak yapılmıştır), Cem'iyetler (Dernekler) Kanûnu çerçevesinde faâliyet gösteren Türkiye Masonluğunun iki farklı cem'iyet veyâ derneği bulunuyordu. 1909'da têsîs edilen ve remzî derecelere (ilk üç dereceye) göre çalışan Türkiye Meşrik-ı Âzam'ı (Büyük Meşrik'ı, sonradan, -1950'lerde- Büyük Locası), 1927'de Tekâmül-ü Fikrî Cem'iyeti ünvânıyle tescîl edilmişken, 1929'da Türk Yükseltme Cem'iyeti ve 1933'te Türk Yükseltme Cem'iyeti (Türkiye Büyük Meşrikı) şeklinde ünvân değişikliğine gitmiştir. TBMM'nin 30 Nisan 1951 günki ictimâında Dâhiliye Vekîli Halil Özyörük'ün îzâh ettiği gibi, bu derneğin Reîsi (Büyük Meşrik'ın Üstâd-ı Âzamı) olan Muhiddin Osman Omay, 3 Kânûnuevvel (Aralık) 1935'de, İstanbul Vâlîliği'ne bir beyânnâme vererek Cem'iyetin faâliyetini tâtîl ettiklerini, menkul ve gayr-i menkul mallarını da Halk Fırkası'na (yâhûd Halkevleri'ne, ki netîce îtibâriyle ikisi aynı şeydi) devrettiklerini bildiriyor. “Ancak bu devir işinin umumî heyet kararına iktiran edip etmediği hakkında bir bilgi yoktur.” (TBMM.Tutanak Dergisi, dönem: 9, cilt: 6, toplantı: 1, 75. Birleşim, 30 Nisan 1951 Pazartesi, s. 364.) Hâlbuki Cem'iyetin resmen fesholması ve mallarının devir muâmelesinin mûteber olması için, bu mâhiyette umûmî hey'et karârı iktizâ ediyordu. Kasden yerine getirilmediği âşikâr olan bu şart sebebiyle, hukuken Cem'iyetin hükmî şahsıyeti devâm etmiştir. Ayrıca, Cem'iyet, Locaların zâhiren “kapanmak” mecbûriyetiyle karşı karşıya kalacağından haberdâr edildiğinden, daha Mayıs 1935'de uzatmalı bir yaz tâtîline girmiş, bu arada nakit mevcûdunu ve bütün arşivini emniyete almıştı. Üstelik, Kemalist Rejimin en yüksek mevkilerini işgal eden Mason şahsıyetlerin tamâmı, aynı statülerini muhâfaza etmişlerdir. İşte Mâvî Locaların dahi “kapanma” hâdisesi, resmî planda, bundan ibârettir…
Dîğer taraftan, felsefî (âlî, 4 ilâ 33.) derecelere göre faâliyette bulunan ve 1932'den beri resmen Türkiye Yüksek Masonluk Cem'iyeti tarafından temsîl edilen Türkiye Yüksek Şûrâsı (sâbık Şûrâ-i Âlî-i Osmânî) ise, faâliyetini tâtîl etmemiş, Vâliliğe bu istikamette herhangi bir beyânda bulunmamıştı:
“Türkiye Maşrıkı (Maşrık-ı Âzam) 1935 yılı Ekim ayında gayri resmi bir şekilde faaliyetini tatil ettiği halde, Türkiye Şûra-yi Âlisi mesaisine devam etmiştir.” (Apak 1958: 192)
Bu bilgiyi, önde gelen bir Sabataî Mason Üstâdı olan Mehmet Fuat Akev de têyîd ediyor:
“…Yüksek Şura, 1935'ten yeniden açılma tarihi olan 1948 tarihleri arasında [1948 târihine kadar] faaliyetini sürdürmüştür.” (M.F.A., “Masonlukta İntizam”, Mimar Sinan, 1987, sayı: 64, s. 49.)
Bu mes'eleyle alâkalı olarak dikkate alınması lâzım gelen mühim bir husûs da, o devirde ve tâ 1950'li senelerin sonlarına kadar, Türkiye Masonluğunu idâre eden asıl teşekkülün, mezkûr Türkiye Yüksek Şûrâsı olduğudur. Çünki masonî an'aneye (Londra Obediyansına) nazaran, ilk üç derecenin (Mâvî Locaların) idâresi Büyük Loca'ya âid olmak ve Büyük Loca, (felsefî / âlî derecelerin / Kırmızı Locaların idâresi uhdesinde olan) Yüksek Şûrâdan müstakil bir teşkîlâta sâhib bulunmak iktizâ ederken, Türkiye'de, bir takım târihî sebeblerle, Büyük Meşrık (veyâ Loca), Yüksek Şûrâya nazaran istiklâlini elde etmemişti. Mason kaynaklarının bildirdiğine göre, bu hâl, ancak 10 Aralık 1956'da Türkiye Büyük Locası'nın kurulması ile ortaya çıkmış (Apak 1958: 207) ve Büyük Loca da 1970'de İngiltere Müttehid Büyük Locası tarafından tanındıktan sonradır ki (-Pâris Obediyansı ile ihtilâf hâlinde olan- Londra Obediyansı nezdinde) “muntazam” hâle gelmiştir. Demek ki 3 Aralık 1935'de Türk Yükseltme Cemiyeti (Türkiye Büyük Meşrikı) zâhiren “kapandığında” dahi, ana teşkîlât değil, âdetâ onun bir Şûbesi “kapanmıştır”. O devrin Totaliter Rejim yapısı, bu çapta aldatmacaları bile mümkün kılıyordu…
Zâten mes'elenin resmî vechesi ne olursa olsun, gerek bu teşekkülün, gerekse ilk üç derecenin hiçbir kanûnî tâkîbâta veyâ baskıya mârûz kalmıyan Masonlarından mühim bir kısmı, (belki) seyrek de olsa, muhtelif mekânlarda gizli gizli bir araya gelmeye, masonî faâliyetlerde bulunmaya devâm ediyorlardı.