Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -30

-----

1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:

Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı  olduğuna hükmedilebilir mi?

Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…

 Dünden devam...

 

 “Mason” denilenler arasında tefrîk yapmak lâzım

Dîğer taraftan, Mason müelliflerin “Mason” olarak gösterdikleri (bâhusûs bâzı târihî) şahsıyetler hakkındaki iddiâları, her zamân şüpheyle karşılamak lâzım gelir. Zîrâ bunlar hakkındaki vesîkaları, bizim tedkîk etmemize imkân tanımıyorlar. O vesîkaları neşrettikleri zamân, asıllarını göremediğimiz için, onların dahi muharref olmadığından emîn olamayız. Mâmâfih, Mason kaynaklarından gelen bu çeşit bilgiler, o şahsıyetler hakkındaki başka verilerle (hayâtları, fikirleri, faâliyetleri) mukayese edildiğinde, bahis mevzûu iddiâ hakkında daha sağlam bir kanâat sâhibi olunabilir.

Bilhassa 19. asırda, bâzı şahsıyetler, muhtelif sâiklerle Localara intisâb etmiş olabilirler. Bu mensûbiyetin, çok yüksek bir ihtimâlle, hayâtlarında, faâliyetlerinde, fikirlerinde bir in'ikâsı olacaktır. Lâkin dikkatli olmak lâzım: Acabâ Mason akaidini bütünüyle benimsemişler midir? Faâliyetleri, hayât tarzları onları tam mânâsıyle Mason olarak kabûl etmeyi zarûrî kılıyor mu? Meselâ, Masonların iddiâsına nazaran (Apak 1958: 23-25), bâzı Ermeni Masonları tarafından 1861'de, İstanbul'da, Fransa Meşrik-ı Âzamı'na tâbî olarak têsîs edilmiş olan Ser Mahfili'ne intisâb eden Nâmık Kemâl (1840-1888), ne derecede bir “sahîh” Mason kabûl edilebilir? Onun hassaten bâzı siyâsî fikir ve faâliyetlerinde Masonluğun têsîri bârizdir; fakat, kanâatimizce, bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, onu, “sahîh” bir Müslüman ve “sahîh” bir Osmanlı olarak kabûl etmek daha doğru olur… Hakkındaki bu kanâatimiz için birçok delîl gösterilebilir; mâmâfih, bunlardan belki en mühimmi, onun Celâleddîn Harzemşâh isimli tiyatro eseridir. 1885'de têlîf ettiği bu temsîl (temsîlden ziyâde roman), bugünki (sevmediğimiz) tâbirle, tipik bir “İslâmcı eseri”dir. Zâten insanlar hakkında, umûmiyet îtibâriyle, birkaç veriyle hüküm vermek yanlış bir tavırdır ve büyük mânevî mes'ûliyeti mûcibdir.

Nâmık Kemâl'in Masonluğu mes'elesinde dikkat edilmesi lâzım gelen bir başka husûs da şudur: Her ne kadar Apak, onun Ermeni Ser (Ermenice “Sevgi”) Locası'na intisâb ettiğini kaydediyorsa da bu bilgi yanlıştır. Zîrâ Fransız Millî Kütüphânesi'ndeki Fransa Meşrik-ı Âzamı Evrâk Hazînesi'nde bu Meşrik'a tâbî Osmanlı Mason Locaları hakkında araştırma yapan Fransız akademisyeni Paul Dumont, Ser Locası'nın münhasıran Ermenileri kabûl ettiğini tesbît etmiştir: “Ser Locası, sadece Ermenilere açıktı.” (Paul Dumont, Grand Orient de France Arşivlerinde Fransız Obediyansına Bağlı Osmanlı Locaları [Kitabın ismini kısalttık], Müt.: Rıfat İnsel, İstanbul: Mimar Sinan Yl. No 7, 1985, s. 27.) Binâenaleyh Apak'ın verdiği bilgi yanlıştır. Dumont'un tevsîk ettiği üzere, Nâmık Kemâl, Ser değil, İ Proodos (Rumca “Terakkî”) Locası'na intisâb etmiştir. (Dumont'un Ali Berktay tarafından Osmanlıcılık, Ulusçu Akımlar ve Masonluk ismiyle –Uydurmacaya- tercüme edilen kitabının –İstanbul: Yapı Kredi Yl., 2000- 196-197. sayfalarında bu Locanın 1872-1873 seneleri âzâ listesi bulunuyor. Bu listede “Mehmed Nâmık Kemâl” 36. sırada yer alıyor.)

Mes'ele bu kadarla da kalmıyor… İ Proodos, 1868'de, Rum Masonları tarafından kurulan bir Loca. Locada kullanılan dil de Rumca. Fakat (Osmanlı'nın son devrinde pek mühim roller oynamış) Cléanthi Scalieri (Kleanti Skalyeri) Üstâd-ı Muhterem olunca, Locanın kapılarını Yahûdiler ile “Türkler”e de açıyor ve âyinlerde Türkçenin de kullanılmasına imkân veriyor. (“Türkler” kelimesini tırnak içine almamızın sebebi, bunların mühim bir kısmının hakîkatte Sabataî olmasıdır.) 1872-1873 Matrikül Cetveli'nde, toplam 68 Âzâdan 10-15'i Yahûdi, 19'u “Türk”dü.  (Dumont / İnsel: 38, Berktay: 33) Temmuz 1878'de, Skalyeri'nin, Mason Sultan V. Murâd'ı kaçırma planının suya düşmesi ve komitesinin bâzı elemenlarının da yakalanması üzerine, âzâlardan mühim bir kısmı, Locayı terkediyor ve daha başka birtakım sâiklerle de, 1878 sonuna gelindiğinde, Locada hiçbir “Müslüman” Âzâ kalmıyor. (Dumont / Berktay 2000: 36) Binâenaleyh 1878'de Nâmık Kemâl de Locadan istîfâ etmiştir. Müteâkiben bir başka Locaya “tebennî” ettiğine (“evlâtlık” edinilme, muhâcir âzâ kabûl edilme) dâir de hiçbir bilgi, hattâ iddiâ yoktur. Bu vazıyete nazaran, Nâmık Kemâl'in (muhtemelen oldukça iğreti olan) Masonluğu, ancak altı sene veyâ biraz daha fazla devâm etmiştir.

Hâl böyle olunca, siyâsî davranışları bakımından bâzı fâhiş hatâlarına rağmen, Nâmık Kemâl'e sâhib çıkmak, Masonlara mı, yoksa Müslümanlara mı düşer? Bir de, şâyed Masonlar, Celâleddîn Harzemşâh'ın Masonluk rûhunu aksettirdiğini iddiâ ediyor, onu candan benimsiyorlarsa, bizim Masonlarla îtikadî ihtilâfımız yok demektir…

Kezâ, Mason propagandacılar, Masonluğu îtibârlı bir cereyân olarak takdîm edebilmek için, meşhûr şahsıyetleri Mason listelerine dâhil etmeye husûsî bir ehemmiyet atfederler. Bunlar, hakîkaten de, hayâtlarının bir devresinde Masonluğa intisâb etmiş olabilirler. Lâkin sonuna kadar hep Mason kaldılar mı? Yâhud Masonluğu iyi hazmettiler mi? Yoksa Masonluk, şahsıyetlerinde iğreti bir sıfat olarak mı kaldı? Bütün bu husûslara dikkat edilmelidir. Meselâ Türkiye'deki bir kısım Mason neşriyâtında (Mason kaynaklarından derleme Sakar 1966: 192'de, v.s.) iftihârla Mason olarak gösterilen Edhem Pertev Paşa (1824-1872), Masonluk aleyhinde Hâbnâme isimli bir risâlenin müellifidir. (Kemal Salih Sel, Türk Masonluk Tarihine Ait Üç Etüd, İstanbul: Mimar Sinan Yayınları: 2, 1973, ss. 47-61.) Bunu bile bile bâzı Masonların onu da kendilerinden göstermeleri dürüstlük müdür?

Masonluk hakkındaki tercüme kitaplar, ecnebî kaynaklar

Türkiye'de Kemalizm, iskolastik zihniyeti iyice pekiştirdiği ve Avrupa'yı bir nevi mâbûd hâline getirdiği için, tercüme eserler, her sâhada olduğu gibi, Masonluk ve Siyonizm sâhalarında da büyük îtibâr görüyorlar. Hâlbuki bir şeyi, sırf onu bir Avrupalı söylüyor diye doğru kabûl etmek, tam bir dalâlettir. Hele, Avrupa'yı, Avrupa Medeniyetini hakîkat mîyârı hâline getirmek, hiç tereddüdsüz, Küfürdür!

Tercüme kitapları da, Türkçe têlîf edilmiş kitaplara tatbîk ettiğimiz kıstâslarla değerlendirmek iktizâ eder. Yâni verilen bilgi mevsûk, fikir müdellel mi, bir tahrîf veyâ aldatma ihtimâli var mı, bunlar dîğer kaynaklarla têyîd oluyor mu, iddiâlar mantıklı mı, akl-ı selîme muvâfık mı, gibi…

Türkiye'de okur kitlesini ve Masonluk aleyhdârı müellifleri fenâ şekilde yanıltmış tercüme kitaplardan biri, Farmasonlar; Meslek ve Maksadları'dır. 2008'de Masonların Esrârı ismiyle tekrâr basılan bu kitabın müellifi, en müstekreh cinsinden bir sahtekâr, âdetâ şeytanın mücessem bir hâli olan ve sahtekârlığını alenen îtirâf etmiş bulunan Léo Taxil'dir (1854-1907). Kitabın aslı, Fransa'da, 1886'da, Les Mystères de la Franc-maçonnerie dévoilés (Farmasonluğun Fâş Olan Sırları) ismiyle neşredilmiştir. Bu kitabın -1900'lerdeki neşrinden beri- Türkiye'de icrâ ettiği têsîr (bilhassa Masonluk alyehdârı kitaplardaki in'ikâsları) hakkında ilmî bir araştırma yapılsa ne kadar iyi olurdu!

Masonluk hakkında, Fransızca bilenler için, yukarıda kendisinden bahsettiğimiz Henry Coston'un (La République du Grand Orient ve La Franc-Maçonnerie au Parlement gibi) eserleri, gayet sahîh kaynaklardır. Çünki hem Coston delîlsiz, vesîkasız yazmıyan titiz bir araştırmacıdır, hem de Mareşal Pétain tarafından müsâdere edilen Mason Evrâk Hazînesi'ni tedkîk etmek üzere tâyîn edilen iki mühim araştırmacıdan biridir ve kitaplarında Masonluk hakkında istinâd ettiği vesîkaların kaynağı bu evrâktır. Fransızcada, Coston'unki gibi, mevsûk ve müdellel başka birçok eser de mevcûddur. Bunları Türkiye'deki mevsûk araştırmalarla mukayese edince, hem umûmî olarak Masonluk, hem de Türkiye'deki Masonluk târihi ve faâliyetleri hakkında doğru bilgi ve kanâat edinmek mümkündür.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, bizim Risale-Dış Politika mecmûasına verdiğimiz mülâkat böyle bir çalışmaydı; maâlesef lâyıkıyle değerlendirilmedi. Şâyed Yeni Söz bize sayfalarını açmaya ve okurlarımız da araştırmalarımıza alâka duymaya devâm ederlerse, İnşâallah, Masonlukla alâkalı bu mülâkatamızı, yeni vesîkalar ilâvesiyle neşre hazırlayacağız.

Bir Masoniyât Enstitüsü kurulmalı

Bütün bu îkazlar bir tarafa, asıl mes'ele, hem Masonlukla, hem de Yahûdilikle alâkalı araştırmaların memleketimizde müstakil birer ilim dalı hâline getirilmesi, büyük imkânlara sâhib vakıfların himâyesinde birer “Masoniyât” ve “Yahûdiyât Enstitüsü”nün kurulmasıdır. Bizimki gibi, geçimini başka işlerden sağlayıp sırf idealist bir rûhla bu çeşit araştırmalarla uğraşarak kâfî derecede netîce alınamaz. Bu işle uğraşan araştırmacıların bu meşgaleden geçimlerini sağlamaları ve bu araştırmaları hayâtlarının başlıca meşgalesi hâline getirmeleri, yâni hakîkî mânâda mütehassıs olmaları lâzımdır. Bu meyânda İlâhiyât Fakültelerinde de birer “Masoniyât”, “Yahûdiyât”, “Nasrâniyât”, ilh. Bölümleri olması çok lüzûmludur. Sırf “Mukayeseli Dînler Târihi Bölümleri” bu çeşit araştırmalar için kifâyet etmez. Bir de, hem bu Fakültelerin, hem de İmâm-Hatîb Liselerinin müfredat programlarına “Masoniyât” ve “Yahûdiyât” dersleri konulması, talebelerin bu sâhalarda doğru bilgilerle yetiştirilmesi elzemdir. Şu ânda Türkiye'de en az onlarca Masoniyât, onlarca Yahûdiyât mütehassısı (Masoniyatçılar, Yahûdiyâtçılar) bulunmalı ve bunlar efkârıumûmiyeyi her fırsatta tenvîr ediyor, Hükûmetlere yol gösteriyor olmalıydı…

Bu çeşit araştırmalara, mütehassıslara, derslere, neşriyâta ne ihtiyâc vardır diye sorulacak olursa, cevâbımız şudur: Çünki bu cereyân ve topluluklar, son üç asırdır bütün dünyâ târihinde tâyîn edici ehemmiyette bir rol oynuyorlar ve hem doğru ve yanlışlarıyle onları iyi tanımak, iyi anlamak, hem de asırlık tecâvüzlerine karşı kendimizi müdâfaa edebilmek (tecâvüzden vazgeçerlerse de, kendileriyle yapıcı diyalog ve barışçı münâsebetler kurabilmek) için doğru bilgilerle mücehhez olmak mecbûriyetindeyiz. Bu meyânda, Türkiye'de, Sabataîlik cereyânının derinlemesine tedkîki husûsî bir ehemmiyet arzetmektedir.