Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -3

-----

1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:

Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı  olduğuna hükmedilebilir mi?

Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…

Tanyu'nun kitabına yönelttiğimiz başlıca tenkîd : İlmî araştırma eseri değil

Hikmet Tanyu'nun Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler kitabı hakkındaki tenkîdî makalemiz Yeni Devir'in 8 – 21 Aralık 1977 târihli nüshalarında, neredeyse her gün tam sayfa olarak neşredilmişti. Kitaba yönelttiğimiz en mühim tenkîdler, bu çalışmanın ilmî zihniyet ve usûle muvâfık olarak hazırlanmamış olduğu, bu cihetle birçok iddiâsının mesnedsiz kaldığı, birbiriyle mütenâkız fikirler barındırdığı, gayet plansız, insicâmsız bir eser yapısı arzettiği, ayrıca çok uzun iktibâslara yer verdiği, meselâ sıhhatini dahi tartışmadan “Siyon Hükemâsının Protokolleri” ismi verilen gayr-i mevsûk kitabı aynen naklettiği gibi tesbîtlerdi. (Sahîh olduğu isbât edilmediği hâlde Türkiye'de de Yahûdi aleyhdârlarının dört elle sarıldığı ve müteaddid def'alar basıp yaydıkları bu kitap, birçok memlekette, Yahûdilere yönelik mezâlime mesned yapılmıştır.) Bizim anlayışımıza nazaran, tenkîd faâliyeti, sâdece hatâlı olanı yermek değil, doğru olanı da takdîr etmek olduğu için, makalemizin sonunu, 31 madde hâlinde ve sayfa numaralarıyle, “Eserden İstifâde Edilebilecek Kısımlar”ın zikrine ayırmıştık. “Umûmî Mülâhazalar” başlığı altında tevcîh ettiğimiz tenkîdlerden, bir fikir vermek için, şu kadarını nakletmiş olalım:

“Kitab, muhtelif sahîfelerinde (ss. 12, 13, 1138) ifâde edildiği üzere, ilmîlik iddiâsı taşımaktadır. Ne yazık ki –hakîkaten üzülerek söyleyelim- eserin ilmî usûlün mahsûlü olduğunu kabûl edemiyeceğiz. Zîrâ, istifâde edilen mehazlar ilmî tenkîde tâbî tutularak ayıklanmamıştır; hakîkat, mehazların karşılaştırılmasıyle (“la confrontation des sources”) meydana çıkarılmaya çalışılmamıştır; müşahhas mûtâlar üzerinde düşünülerek tâyîn edici âmiller tesbîtine gidilmemiştir; böylece hâdiselerde kanûniyet tesbîti mümkün olamamıştır; ve yine bunun tabiî netîcesi olarak hâdiseleri îzâhta bir anahtar olacak ilmî nazariye kurulamamıştır. Eserde sistematizasyon yokluğu, rahatsız edici derecede karışıklık, can sıkıcı tekrârlar, çarpıcı tezâdlar bulunuyor. Hele hâdiselerin târih sırasına göre zikrinde, zamanımıza yaklaştıkça, kitab bir günlük (“un journal”) manzarası arzetmeye başlıyor ve tamâmen enfüsî [“subjectif”] bir mâhiyet kesbediyor. Pek büyük iddiâlar tamâmen delîlsiz bırakılmış. Kimi iddiâlara delîl olarak ileri sürülen mehazların ise, ilmî nokta-i nazardan delîl kıymeti mevcûd değil. Bütün bunların yanı sıra, eserde ilim üslûbuna da riâyet edilmemiştir. İşte bu hüviyette olan mevzû-u bahs eserin, her şeyden evvel, zâten henüz tesîs edilmemiş olan yahûdiyâta bir katkısı olabileceğini yâhûd bu ilmin têsîsine hizmet edebileceğini gayr-i muhtemel addetmek zorundayız…” (Yeni Devir, 8.12.1977, s. 4.)

Kitabın bu pek kusûrlu yapısı, müellifin Kemalizm – Masonluk münâsebeti hakkındaki iddiâlarında da aynen tezâhür ediyor. Biraz aşağıda bundan bahsedeceğiz. Ama, evvelâ, müellif hakkında hüsn-i zan besleyerek gayet hürmetkâr bir üslûbla yaptığımız bu mufassal ve baştan sona müdellel tenkîdimizin müellif, eseri ve sâir araştırmacılar üzerinde bir têsîr icrâ edip etmediği mes'elesine temâs etmek istiyoruz.

 

1_2

 

Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler kitabının 1976-1977'deki ilk baskısı… 1977'de bu kitap hakkında kaleme aldığımız tenkîdî makalede, ilk def'a, Mustafa Kemâl'in “zarârlı oldukları kanâatiyle Mason Localarını kapattığı” iddiâsını cerhettik, Mustafa Kemâl'in Masonluk aleyhdârı olmadığı gibi Masonluğa intisâb etmiş bulunduğunu ve Türkiye'de Kemalizm ile Masonluğun ayrılmaz sûrette mezcolduğunu isbât ettik.

 

Tanyu'nun kitabının tenkîdinden hayırlı bir netîce istihsâl edemedik

Hemen ifâde edelim ki başka araştırmacılar üzerinde tenkîdlerimizin bir têsîr icrâ ettiğine, onları Yahûdilik ve Masonluk mes'elelerini müsbet ilim usûlüyle araştırmaya teşvîk ettiğine dâir hiçbir misâle rastlamadık. (İnsan hayıflanmadan edemiyor: Bu memlekette uzun asırlardan beri müsbet ilim sâhası âdetâ bir çöl manzarası arzediyor! Bu çölde sâdece tek tük kaktüsler yetişiyor ve onlardan da hiç hoşlanılmıyor! Bu manzara yetmiş seneye yaklaşan ömrümüz boyunca değişmedi… Acabâ değiştiğini bir gün görebilecek miyiz?)

Kitabın müellifi üzerindeki têsîrine gelince, o da şundan ibâret kaldı: Kendisinin Dekanlık odasında, nezâket hudûdları içinde bir görüşme…

Rahmetli Tanyu, Yeni Devir'de neşredilen tenkîdî makalemizden haberdâr olunca, bize, asistanı vâsıtasıyle bir görüşme dâvetinde bulunmuştu. Asistanı (sonradan Prof. ve Milletvekîli) Abdurrahman Küçük'tü. Küçük'le bir arkadaş vâsıtasıyle tanışmış bulunuyorduk. O zamân, doktora tezi olan Dönmeler ve Dönmelik Târihi üzerinde çalışıyordu. Başlıca kaynaklarından biri, Avram Galanti'nin Nouveaux Documents sur Sabbataï Sévi isimli Fransızca kitabıydı. Elinde bunun bir fotokopisi vardı. Fransızca bilgisi bunu anlamaya kifâyet etmediğinden bâzı kısımların tercümesinde kendisine yardım etmiştik.

Ziyâretine, Yahûdilik ve Rotaryenlik hakkında birkaç kitabın müellifi olan araştırmacı-yazar arkadaşımız rahmetli Ali Uğur (1943-2010) ile gitmiştik. Bize hüsn-ü kabûl gösterdi ve bizde kibâr ve hüsn-i niyet sâhibi bir insan intibâı bıraktı. Görüşmemizde, yanlış hatırlamıyorsak, Abdurrahman Küçük de hazır bulunmuştu. Kitabıyle alâkalı bâzı tenkîdlerimizi, nâzik bir üslûbla, yüzüne karşı da beyân ettik. Huzûrundan yine nezâketle ayrıldık.

Sağlığında (1980'de olabilir) bahis mevzûu kitabının ikinci baskısı yapıldığı zamân, büyük bir merâkla kitabı aldık ve tedkîk ettik… Tam bir sukut-u hayâl! Onca tenkîdimizden hiçbirini kaale almamış, kitabında temennî ettiğimiz istikamette hiçbir değişiklik yapmamıştı! (Kitabın son baskısı, 2005'dedir.)

Kemalizm, Masonlukla mezcolduğu gibi İslâmla da imtizâc edebilir mi?

Rahmetli Tanyu'nun sâdece kitabı değil, herhâlde şahsî inanç dünyâsı da bir hayli karışıktı, tenâkuzlarla doluydu. Aynı ânda hem harâretli bir İslâm, hem Asabiyetçilik (“chauvinisme”) derecesinde Türk Milliyetçiliği, hem de Kemalizm müdâfîi idi. 1961'de Atatürk ve Türk Milliyetçiliği isminde bir kitap neşrederek “Milliyetçi” olduğu iddiâsıyle Mustafa Kemâl'e harâretle sâhib çıkmış, Yahudiler ve Türkler kitabının da 319-338. sayfalarında, “Atatürk ve Masonluk” serlevhası altında, serlevhayla hiç alâkası olmadan, harâretli bir Kemalizm propagandasına girişmişti. (Yeni Devir, 8.12.1977, s. 4.) Aynı gazetede o zamân da yazdığımız gibi:

“Ona nazaran: ‘Türk milleti, Türk adı yaşadıkça, millî kültür ayakta durdukça, Atatürk'ün millî ülküsü de yaşıyacaktır. Dün Atatürk'dü, bugün Atatürk, yarın da Atatürk!' (s. 330) Lâkin müellifin Yahûdilik hakkında yazdığı bir kitâbda Mustafa Kemâl Paşa'ya nîçin temâs ettiği belli değil. Zîrâ Yahûdilik – Kemalizm münâsebeti diye bir mes'ele vaz'etmiyor. Vâkıa, Kemalizm – Masonluk münâsebetine temâs etmiyor değil; fakat hem zâten Masonluk – Yahûdilik münâsebetini meydana koymadığından, hem de Masonluk – Kemalizm münâsebeti mes'elesini birkaç cümleyle geçiştirdiğinden bu da muallâkta kalıyor. Öyle anlaşılıyor ki müellif, sırf mezkûr zâta hayrânlığını ifâde edebilmek için ona onlarca sahîfe tahsîs etmiş, bunu mâkul bir sebeble kitâbın umûmî ‘contexte'ine yerleştirmiye ihtiyâç duymamıştır.” (Yeni Devir, 11.12.1977, s. 4.)

“Ebedî” ve “Millî Şefler” farklı kefelere konulabilir mi?

Tanyu, “Millî Şef” devrinde, kendisiyle berâber birçok şahsıyet milliyetçilikleri sebebiyle mağdûr oldukları, hattâ işkencelere mârûz kaldıkları için, onu nefretle, (bu gibi kusûrları kat'iyen yakıştırmadığı) “Ebedî Şef”i ise hayrânlıkla anıyor ve “Ebedî Şef”in kapadığını iddiâ ettiği Mason Localarının “Millî Şef” tarafından tekrâr faâliyete geçirilmesinden bahsederken, bu hâdiseyi vesîle ittihâz ederek “Millî Şef”e şiddetle hücûm ediyor. İddiâsınca, maârife materyalist felsefenin hâkim kılınması dahi, “Ebedî Şef” devrinde değil de, “Millî Şef” devrindedir. Sonra, bir adım daha ileri giderek, yeni bir efsâne ortaya atıyor: Gûyâ “Ebedî Şef”, ölümüne yakın, memlekette dînî-ahlâkî terbiyeyi ihmâl etmesine pek çok hayıflanmış imiş:

“Atatürk'ten bizzat ortaokul öğrencisi bulunduğum sırada pek yakından dinlediğim, heyecan ve coşku dolu sesi, aynı dinçlik, aynı olgunluk içinde dipdiri yankılanmaktadır.” (I/324)

“Atatürk, zararlı gördüğü Mason localarını Mason lideri Operatör M. Kemal ile tartışıp kapatma kararını vermiştir. Mason locaları ve örgütü, İsmet İnönü zamanında alenen tekrar faaliyete geçirilmiş, buna karşılık İsmet İnönü'nün yakınları tarafından hazırlık yapılarak, 1944 yılında 3 Mayıs'taki komünistlere karşı yapılan mâsum gösteri bahane edilerek Türk milliyetçiliğinin Türkçülük, ırkçı-Turancı vb... damgalar vurularak ezilmesi istenilmiştir. Ayrıca Türk milliyetçilerine çeşitli işkenceler yapılmış, tabutluk ve zemin katlarının altlarındaki ‘Mezarlık' denilen mağara - zindan benzeri yerlere hapsedilmişlerdir.” (I/330-331)

“Dinî eğitim ve öğretime şiddetle karşı olan İsmet İnönü ve bazı dalkavuklar, ikiyüzlüler ve bazı mason çevreler, bu yanlış tutumlariyle onarılmaz yaralar açılmasına başta meydan vermişlerdir. Ayrıca Atatürk zamanında üzerine titrenen ve büyük önemi, mevkii olan millî terbiye, millî eğitim ve öğretim ise İnönü döneminde bilhassa 1940, 1941, 1943 ve nihayet 1944 de yoğunluk gösteren bir darbeyle, maddeci (materyalist, tabiatçı ‘naturist'), inkârcı (nihilist), beynelmilelci, kozmopolit, çıkarcı, ezberci bir sapma göstermiştir.” (I/333-334)

“1935 yılında Mason localarını zararlı görerek kapattığını ve müteakip yıllarda hasta zamanında: ‘Bir şeyi eksik bıraktık: Din, din!' diye tekrarladığını biliyoruz. Elbette İslâm din ve ahlâkı asla ihmal edilmemeliydi.” (I/335)