Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -20

-----

1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:

Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı  olduğuna hükmedilebilir mi?

Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…

“Laik zihniyet, Masonluğun bir yavrusudur”

Ayrıca, Kemalizmin en mümeyyiz ikinci vasfı, aslında yine Avrupacılığın bir lâzımesi olarak, Laiklik îtikadıdır. Yâni Üstâd-ı Âzam Enver Necdet Egeran'ın Gerçek Yüzüyle Masonluk kitabında (Ankara: Başnur Matb., 1972, 187 s.) îzâh ettiği gibi, felsefî planda, Hümanizm… Öyle ki Avrupacılığı ve Laikliği atın; ortada ne Kemalizm kalır, ne de Masonluk! Bu husûsta, Sabataî Mason Üstâdı Mehmet Ali Haşmet Kırca'nın (1889-1968; diplomat ve gazete yazarı Coşkun Kırca'nın -1927/2005- babası ve 1973-1979 devresinin Üstâd-ı Âzamı Nazım Zeki Ekemen'in -1909/1979- eniştesi; 1930 ve 1931'de Vefa Muh. Mah. Üstâd-ı Muhteremi; 1951'de Türk Özel Okulları Derneği'nin ve 1968'de –Yüksek Şûrâ'nın resmî dernek ismi olan- Türkiye Fikir ve Kültür Derneği'nin kurucularından), Vefâ Mahfili'nin (1933'teki) 25. yıldönümü vesîlesiyle Üstâd-ı Muhterem Muhiddin Celâl Duru tarafından hazırlanan kitaptaki mektubunda yer alan şu tesbît, gayet aydınlatıcıdır:

“Âdem evlâtlarını birbirine düşüren, şuur ve vicdanlara kelepçe vuran dinî dogmatizmi korumak ve yaşatmak vazifesile kendini mükellef tutan din bekçiliklerini kökünden kazıyarak, düşünüş ve inanış tarzlarımızda bizi geniş bir hürriyete kavuşturan (lâyik zihniyet), benim görüşüme göre, Masonluğun bir yavrusudur. Son 25 sene içinde garbın kara bulutlu soğuk iklimlerinde heder olmak vaziyetine düşen, İnsanlığın bu güzel çocuğu, BÜYÜK TÜRK'ün güneşli ve feyizli topraklarında canlandı ve gürbüzleşti Üstadım. (Türk Masonluğuna vefa) günü demek olan bu yıl dönümünde, bu yavruyu elinden tutup yaşatan o büyük önlüklü ve önlüksüz Türk Masonlarını saygı ve minnetle selâmlamak ihtisasatımın en önünde gelen duygularındandır.” (Vefa Yirmibeş Yaşına Girerken… 1909-1933, İstanbul: Fazilet Matb., 1933, s. 42.) 

 1_4 

Vefa Mahfili'nin 25. yıldönümü münâsebetiyle Üstâd-ı Muhterem Muhiddin Celâl Duru tarafından hazırlanan kitapta, yine aynı Mahfilin 1930 ve 31 senelerinin Üstâd-ı Muhteremi Mehmet Ali Haşmet Kırca, “Laik zihniyetin Masonluğun bir yavrusu olduğu” tesbîtinde bulunuyor ve onu Rejiminin esâsı hâline getiren Mustafa Kemâl'i tebcîl ediyor. Yine bu kitapta (s. 38) verilen mâlûmâta nazaran: “Vefa Kardeşleri arasında meb'uslar, nazırlar, generaller, sefirler, yüksek memurlar, profesörler, müellifler, muharrirler, edipler, şâirler, ressamlar, musikişinaslar, avokatlar, muallimler, hekimler, tâcirler, hasılı münevver kitlenin her faydalı unsurundan bir çok zatler vardır. Bunlar arasında Âmir-i Hâkim-i Âzamlık, Üstâd-ı Âzamlık ve muavinlikleri gibi Mason kudretinin en büyük salâhiyetini ellerinde tutmuş olanlar da vardır.”

 

Kemalizm, Localarda bir tapınış mevzûu

Mason kaynaklarıyle haşir neşir olan her araştırmacı için âşikârdır ki Türkiye'de her Mason fanatik bir Kemalisttir ve “Ebedî Şef”, Localarda tam bir tapınış (“culte”) mevzûudur. Öyle ki şöyle bir düstûr vaz'edilebilir: Her Mason ve her Sabataî tapınma derecesinde mutaassıb bir Kemalisttir ve her Kemalist de (ekseriyâ farkında olmadan) bir yarı Mason ve Sabataîdir…

Localarda bu Kemalperestlik cereyânı iyice çığırından çıkmıştır. Geldikleri noktayı anlamak için, Tamer Ayan'ın, Atatürk ve Masonluk kitabında yer alan aşağıdaki iddiâları misâl gösterilebilir.

“19 Mûcizesi” hurâfesine, Muhiddîn-i Arabî'nin, Nostradamus'un, Müştak Baba'nın, (“Sen padişah olacaksın; padişah olarak 15 yıl hüküm süreceksin” diyen –s. 504- Bingazi'deki) bir falcının “kehânetlerine” dahi inanan (veyâ öyle görünen) ve onu M. Kemâl'in hayâtına tatbîk eden Ayan, Rivâyetçi Müslümanlığın Gayr-i Müslim Dünyâdan iktibâs edilmiş ve Kur'ânî Rûha taban tabana zıd bâzı hurâfelerine sâhib çıkıyor, onları M. Kemâl'e tatbîk ederek şu netîcelere varıyor:

“Atatürk de en yüce mertebeye çıkmış ve kutup niteliği kazanmış (Allah-İnsan Birliği sırrına ermiş) bir kâmil insandır.” (Ayan 2008: 466)

“Bir milletin en zor zamanında kurtarıcı olarak görevlendirilen bir sahip-zuhurdur Atatürk…” (Ayan 2008: 472)

“Ankara'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olacağını yüzyıl kadar önce sembolik dille müjdeleyen Müştak Baba'ya ve bu ilhama vesile Hacı Bayram Veli'ye ve nihayet bu yüce keşfi feth eden Mustafa Kemal Atatürk'e selâm olsun!” (Ayan 2008: 497-498)

“…Atatürk ile 19 rakamı arasında, Şânı Yüce Kur'an'da da olduğu gibi, mûcizevî ilişkiler vardır.” (Ayan 2008: 506)

“Velhasıl Atatürk, 19 mûcizesiyle, kutb'ul aktab olarak doğdu, seçildiği görevini başararak dünya ömründeki görevini ikmâl etti ve ircî emriyle ebedî ölümsüzlüğün kaynağı olan Hakk'a yürüdü…” (Ayan 2008: 510)

“Atatürk'ün, evrensel zekâ ve bilinçle gönül gözü, can kulağı açılmış ve insanlığın yararı için gerekli aklî ve iradî güç ve melekelerle donatılarak görevlendirilmiş, zaman boyutundan münezzeh, bir büyük seçkin insan, yani Grand İnisiye olduğunu idrak ediyorum.” (Ayan 2008: 518)

Hiç şüphesiz, bu hikmetleri mütâlâa ettikçe, “Nûr-u-Ziyâ”ya gark oluyor ve Localarda müntesiblerin müsbet ilim zihniyeti nâmına nasıl irşâd edildiğini, ne büyük “sırlar”a “initié” olduklarını hayrânlıkla temâşâ ediyoruz…

 

2_1 

Üstâd Mason Tamer Ayan'ın makalemizde birçok def'a atıfta bulunduğumuz kitabının 2008 baskısı… Pek kıymetli bilgiler ihtivâ eden iyi bir araştırma kitabı olarak başlıyor, Masonî-Bâtınî hurâfelerle son buluyor…

 

Kemalizm-Masonluk ayrılmazlığı hakkında Öke'nin târihî nutku

Kemalizm-Masonluk münâsebeti hakkında yine târihî ehemmiyeti büyük bir vesîka daha zikredeceğiz. Bu, Trablusgarb'dan (1911) başlayarak Mustafâ Kemâl'in en yakın dostları arasında yer almış, ölümcül hastalık devresinde onun müdâvî tabîbliğini yapmış, son nefesine kadar yanından ayrılmamış ve ölümünde de, gözyaşları içinde, taparcasına sevdiği “Ebedî Şef”inin gözlerini kapamış olan Üstâd-ı Âzam Prof. Dr. Mim Kemal Öke'nin  Türkiye Mason Derneği'nin 2 Nisan 1949'da İstanbul – Taksim'deki Fevkalâde Kongresinde îrâd ettiği uzun nutuktur. 3 Nisan 1949 târihli Cumhuriyet gazetesi, Kongre  hakkında bâzı bilgilerle berâber bu nutku, 1. ve 3. sayfalarında neşretmiş, bilâhare, bu nutuk, Türk Mason Dergisi'nin  Ocak 1951 târihli birinci nüshasına da dercedilmiştir. Biz, haberi, Cumhuriyet'ten aynen iktibâs ediyoruz:

“Masonların ithamlara cevabları

“Türkiye Mason Derneğinin dün yaptığı toplantı

“Türkiye Mason Derneği dün Taksimde Ayla apartımanındaki lokalinde olağanüstü bir toplantı yapmıştır. Kongre başkanlığına Operatör Mim Kemal Öke, asbaşkanlığa Ferdi Zühtü Örücü, kâtibliklere İbrahim Hoyi ve Vedad Başar seçildikten sonra şimdiki binanın konferanslara müsaid olmaması dolayısile Taksimle Tünel arasında müsaid bir binanın bedeli üyeler arasında aksiyonla ödenmek ve ipotek edilmek şeklile alınması hakkında idare heyetine salâhiyet verilmiştir. Eski Kütahya valisi Sedad Aziz Eriz söz alarak şunları söylemiştir:

 3 

 3 Nisan 1949 târihli Cumhuriyet gazetesinde (ss. 1 ve 3), Mustafa Kemâl'in en yakın dostlarından Türkiye Masonluğunun Reîsi Prof. Dr. Mim Kemal Öke'nin Kemalizm-Masonluk münâsebetini aydınlatan târihî nutkuyla alâkalı haber ve nutkun metni…

 ‘- Topluluğumuz hakkında şurada burada tuhaf düşünceler izhar ediliyor. Tabiat her bilmediği, idrakine yetişmediği şey hakkında bazı insanları kendi karihasının icadlarına göre söz söylemeğe sevkeder. Bu, insanların yaradılışı iktizasındandır. Biz ta'n ve teşni' değil, iltifat beklerken bazı kimselerin sözleri karanlığa karşı hitab oluyor. Ben bilirim, diyorlar. Ne bilirler, bilmiyorum. Gelsinler, görsünler, sorsunlar, hakikati kendilerine izhar edelim. İdare heyetinin bu hususta ne düşündüğünü bildirmesini rica edeceğim.'

“Bunun üzerine, Başkan Operatör Mim Kemal Öke sık sık alkışlarla kesilen bir nutuk söylemiştir. Mim Kemal Öke ezcümle demiştir ki:

‘- Sayın delegeler! Biliyorsunuz ki geçenlerde Millet Meclisinde teşekkülümüz hakkında bir sual takriri verilmiş ve İç İşleri Bakanı bu takrire cevab verirken söylediği gibi bizden de bazı noktaların izahını istemiştir. Eğer bu, Büyük Millet Meclisinden efkârı umumiyeye intikal etmemiş olsaydı gene cevab verecek değildim. Biliyorsunuz ki Mecliste “Bu teşekkül, kökü dışarıda, beynelmilel ve siyonist bir teşekküldür. Atatürk'ün kapattığı bu teşekkülün tekrar açılması onun ruhunu tazib eder.” denmek isteniyordu. Bu sual takririnden sonra kuruculardan Bakanlığın sorduğu şudur:

‘- Bu cemiyetin kökü dışarıda mıdır? Arsıulusal mıdır? Bu teşekkülden ne gibi bir fayda memuldür?'

‘Müsaadenizle şimdi bu sorulara umumî efkâr huzurunda cevab vereyim: Biz cemiyetler kanununa tevfikan açılmış[ızdır] ve faaliyetimize devam etmekteyiz. Bu cemiyetin kökü merkezdedir. Dışarıda değildir. Tamamen kendi memleketi içinde millî ideolojiye sadık olarak teessüs etmiştir. Onun kökü bu memleketi sevenlerin kalbindedir. Kendilerinden fedakârlık istenildiği zaman memleket hizmetine koşan insanlarız ve mensubları bunu her vesile ile göstermişlerdir. Binaenaleyh cemiyetimiz, kökü dışarıda cemiyetlerden değildir.

‘Fayda var mıdır? Biz kökü dışarıda olmamakla beraber memleket birliği için çalışırız. Biz memleket dışında herhangi bir teşekkülle irtibat halinde bile değiliz.

‘Arkadaşlar! Demokrasi ile yaşadığını iddia eden bir memleketin kültürel ve ilmî gayeler takib eden bir müesseseye kapılarını kapamasına imkân yoktur. Bizim beynelmilel müesseselerle olan münasebetimiz manevîdir, maddî değildir. Bunu bu kürsüden size ve teşekkülümüze izafeten bağırarak söylemeği bir vazife bilirim. Arkadaşımın da dediği gibi bilerek, bilmiyerek yapılan dedikodular var. Uzun bir tarihi olan istibdada, engizisyonlara göğüs germek mecburiyetinde olan bizler demokrasi devrinde hortlamak istiyen zihniyetleri bugün işitmek istemeyiz. Biz polemik yapacak değiliz. Samimî hareket ve teşebbüslerimizde, eski paslanmış silâhlara değil, bunların cilâlısına bile göğüs gereriz. Sonra arkadaşlar biz dine hürmet eder, dinsizlikten nefret ederiz. Buraya dinsiz giremez, hepimizin kabul ettiği Allah denilen bir kudret vardır. Ona sadakatle inanırız.

‘Umumiyetle masonluğa isnad edilmiş silâhlarla bugün millet kürsüsüne çıkan, taassubun tam kendisidir. Biz taassubla, hurafelerle mücadele eden, çatısı altında siyasetle kat'iyyen meşgul olmıyan insanlarız. Burada yanyana oturan kaç türlü parti mensubu vardır. Biz (vatanım ruyu zemin) diyen yabancı ideolojilerin esiri değiliz; biz memleketin menfaatini, kültürünü koruyan en mühim bir teşekkülün içinde yaşıyoruz. Hükûmetimiz demokratik bir hükûmettir. Bu hükûmetin taassub zihniyetini tevarüs edecek küçülmüş bir hükûmet olacağına inanmayınız. Bunu sizin hislerinize tercüman olarak bugün burada matbuat ve hükûmet mümessillerinin huzurunda bağırarak söylüyorum.'