Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -19
1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:
Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı olduğuna hükmedilebilir mi?
Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…
Masonlar, Kemalizmin “zinde kuvvetler”i
20.asır Türkiye siyâsî hayâtının pek mühim sîmâlarından Dr. Fahreddin Kerim (Tıb Ord. Prof. Dr. Fahreddin Kerim Gökay; 1900-1987), Murat Mahfili'ne 2. def'a Üstâd-ı Muhterem intihâb edilince, bu vesilesiyle îrâd ettiği nutukta, kat'î ifâdelerle, Masonları, Kemalizmin “zinde kuvvetler”i olarak takdîm etmiş, Büyük Şark'ın Ocak-Şubat 1934 târîhli 14. sayısında (s. 9) neşredilen bu nutkunda, “bizim için en büyük ülkü olan, fakat yerine getirilemiyen dileklerimiz, Büyük Türk tarafından yaratılan İnkılâp İdeolojisinde mevcuttur” tesbîtiyle, Kemalizmin Masonlukta mündemic olduğunu kuvvetle ifâde etmişti:
“Türk masonluğu, kendi uzviyetini kuvvetlendirirken, memlekette doğan İnkılâp Güneşinin nuruyla daima aydınlanmayı gaye bilmiştir. […]
“…Türk Masonluğu, Büyük İnkılâpçının yolunda yürüyen amelelerdir! İşte Masonluğumuzun hayatiyetindeki sırlardan biri de, bizim için en büyük ülkü olan, fakat yerine getirilemiyen dileklerimizin Büyük Türk tarafından yaratılan İnkılâp İdeolojisinde mevcut olmasıdır. Bir kumandan için matlup olan şey, kendisine ve mefkûresine iman etmiş askerlere malikiyet değil midir? Türk Masonları, İnkılâp yolunda Gazi'nin en sadık, en disiplinli askerleridir! Siyasî kanaatleri ne olursa olsun, Gazi yolunda bütün Masonlar tek cephelidir! O cephenin parolası, Gazi'nin şahsında İnkılâp ışığıdır. Bu ışığı Masonlar canları kadar severler.”
İngiltere Masonluğunun yavru teşekkülleri
Gökay'ın Türkiye'de iz bırakan pek çok faâliyetinden birisi de, Türkiye Lions Klüplerinin müessisi olmasıdır. Lions Klüpleri, aynen Rotary Kulüpleri gibi, İngiltere Masonluğunun bütün dünyâya yayılmış yavru teşekkülleridir. Bu Kulüplere âzâ olanlar Masonluğa intisâb etmiş olmazlar; fakat bu Klüplerin sînesinde masonî fikirlerin ve masonî hayât tarzının telkîniyle bir müddet sonra Masonluğa intisâb edebilecek sûrette bir tekâmül geçirirler. Bu Klüplerin müessisinin Gökay gibi bir Üstâd Mason olması, aradaki münâsebetin kuvvetli delîllerinden biridir. Lions Kulüpleri, her sene, müessisleri olarak, Gökay'ı kabri başında anmaktadır. Kendi sitelerindeki bir haber bununla alâkalıdır:
“Türk Lions'unun Kurucusu Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay'ı andık
Çoğul Yönetim Çevremiz ve Genel Yönetmenlerimiz, bugün Fahrettin Kerim Gökay'ı Sahrayı Cedit Mezarlığında Kabri Başında ziyaret etti.
1963 yılında Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay'ın önderliğinde 29 ilerici, vizyon sahibi, hizmet aşkıyla dolu insanın girişimleriye Türkiye'nin ilk kulübü olan İstanbul Milletlerarası Lions Kulübü kurulmuştur. Lions hareketi kısa sürede Anadolu'ya yayılmış olup 1964 yılında İzmir Lions Kulübü, Ankara Lions Kulübü ve Mersin Lions Kulübü kurulmuştur.1969 yılında Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği'nden gelen onay ile ilk Yönetim Çevresi kurulmuş ve Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay ilk Genel Yönetmen olarak atanmıştır.” (http://www.lions118e.org/haber-ve-etkinlikler/ yonetim-cevresi-etkinlik-ve-haberleri/ 303-fahrettin-kerim-gokay-i-andik.html) (26.1.2018)
1935'de Murat Mahfili Üstâd-ı Muhteremi, Türkiye siyâsî hayâtının mühim bir şahsıyeti ve Türkiye Lions Kulüplerinin müessisi, fanatik Kemalist Fahreddin Kerim Gökay hakkında Türkiye Lions Kulüplerinin sitesinde bir haber… Resmin sağında, Gökay'ın Sahra-i Cedîd Mezârlığı'ndaki Fâtiha'sız kabri görülüyor…
En vecîz ifâde, Üstâd-ı Âzam Şekûr Okten'den
Mason kaynaklarında bunlar gibi sayısız beyâna rastlanabilir. Bunlardan gayet şâyân-ı dikkat bir tânesi de, Galip Kardam'ın “Ebedî Şef”in ölümünün 25. yıldönümü münâsebetiyle Mason Derneği'nde verdiği konferanstır. O konferans metnini ve Galip Kardam'ı (Allâh nasîb ederse) bir başka makalenin mevzûu yapmak istediğimiz için şimdilik ondan bahsetmekten ictinâb ediyoruz.
Mâmâfih bizim ulaşabildiğimiz Mason kaynaklarından belki hiçbiri, Kemalizm-Masonluk münâsebeti hakkında, Üstâd-ı Âzam Şekûr Okten'in (1917-1986; 48 Matrikül Numarasıyle Bilgi Locası müntesibi Süleyman Demirel'in 49 Matrikül Numaralı Loca arkadaşı; 1981-1986 devresinin HKEMBL Üstâd-ı Âzamı) (daha evvel Derin Tarih'teki mezkûr makalemizde de zikrettiğimiz) ifâdeleri kadar vecîz değildir:
“…Bizim için mühim olan, Atatürk'ün ‘tekrîs' merasiminden geçip ‘önlük' takmış olması değil, O'nun ruh ve fikir yapısıdır. […] Masonluğun bütün ana prensipleri, evvelâ şahsiyetinde ve sonra, bu şahsiyete uygun düşen eserlerinde mevcuttur. […] Sanki, Masonluk diye bir şey dünyada olmasa idi, Atatürk, sözleri ve hareketleri ile onu kurabilecekti. […] Biz O'nu her gün kutluyoruz, çünkü Mabetlerimizde her gün tekrarladığımız sözler, O'nun ağzından çıkmış gibidir.” (Mimar Sinan'ın 100. Doğum Yıldönümü sayısından, 1981, sayı: 41, ss. 4-6)
(https://www.findagrave.com/memorial/18307116/sekur-okten) (1.2.2018)
Okten âilesinin (Rasime / Celile / Mehmet Eşref / Şekûr Okten) İstanbul Karacaahmed Mezârlığı'ndaki Fâtiha'sız kabirleri…
Özleri aynı: Avrupacılık ve Laik zihniyet
Aradaki ayniyet şu sûretle îzâh edilebilir: Kemalizmin özü, katıksız Avrupacılıktır; yâni bilâkaydüşart ve topyekûn Avrupa Medeniyetini, Avrupa Kültürünü benimsemek; nihâî merhale olarak, Avrupa Birliği'ne katılarak Avrupa'ya temessül etmektir.
Bu anlayışın siyâsî planda tezâhürü ise, Türk cem'iyetinden İslâm Medeniyetine âid bütün unsurların (cebren ve hîleyle; her çeşit ideolojik vâsıta ve idârî-cezâî tedbîrlerle) mümkün olduğu kadar tasfiye edilip yerlerine Avrupaî Kültür unsurlarının ikame edilmesidir. Bu bakımdan, Kemalizm, İslâm Kültürüyle yoğrulmuş Millî Kültüre de düşmandır. “Milliyetçilik” ise, kof bir mefhûmdur. Çünki bundan kasdedilen, son bin senelik (umûmî İslâm Kültürünün bir cüz'ü olan) târihî Türk Kültürüne sâhib çıkmak değil, İslâm Ümmetçiliği (yâni İttihâdcılığı) fikir ve hissine mukabil câhiliyet devri Türk târihini yüceltip nihâî olarak yine Avrupacılıkta karâr kılmaktır.
İşte Türkiye'de Masonluğun 19. asırda teşkîl edilen ilk Localardan beri en büyük emeli, bu Avrupacılık îtikad ve siyâsetidir. (Bunun böyle olduğunu kavramak için, sayısız Mason kaynağı arasında, bâhusûs Egeran'ın Gerçek Yüzüyle Masonluk kitabını mütâlâa etmek kâfîdir. Bu kitap, İslâm Kültürüyle yoğrulmuş akl-ı selîm sâhibi bir okurun Masonluğun hakîkî çehresini keşfetmesi için bire birdir! Süleyman Demirel veyâ Yalan Üzerine Kurulu Bir Politik Hayât isimli kitabımızda -1990, ss. 123/136- Egeran'ın bu kitapta işlediği fikirlere geniş yer verdik.) Kemalizm, bu emelin kuvveden fiile çıkması, bilfiil tahakkuk etmesidir. Yâni Kemalizm, Masonluğun bir yavrusudur; onun sînesinden doğmuştur; Kemalizm, Masonlukta mündemicdir. (Kemalizm, Türkiye'ye mahsûs, hâlbuki Masonluk cihânşümûl bir cereyân oldukları için elbette aksi vârid değildir.) Üstâd Mason Tamer Ayan'ın ifâdesiyle:
“…Gerek Masonluğun, gerek Atatürkçülüğün tercihli temeli Batı Uygarlığı olduğundan esas yönünden çelişmeleri beklenemez.” (2018: 444)
“…Türk Masonlarının, Atatürkçülüğe ve özellikle de Laikliğe titizlikle sahip çıkmaları gerektiğine inanıyorum. Masonların, her yıl 29 Ekim'ler veya 10 Kasım'larda Anıtkabir'de veya Atatürk Anıtı'nda yapılan saygı duruşlarında, Atatürk'e, Atatürk'ün istediği nitelikte birer Batı Uygarlığı hediyesi götürmelerini ve hiçbir zaman eli boş gitmemelerini diliyorum.” (2008: 517)
Kemalizm ile Masonluğun bu müşterek esâsı, büyük mütercim ve tercümeci, Kemalist Dil İnkılâbına kadar Târihî Türkçenin müdâfii ve usta bir kalemi olduğu hâlde, tepeden aldığı tâlîmat îcâbı olsa gerek, sonradan Kemalist Uydurma Dilin en keskin ve en fazla têsîr icrâ etmiş temsîlcisi hâline gelen ve İlhâd bayraktarlığı yapan Nurullah Ataç'ın aşağıdaki satırlarında en açık ifâdesini bulmuştur:
“Benim yazı yazmaya başladığım yıllarda bir Avrupa hayranlığı vardı bu ülkede. Avrupa hayranlığını kötüleyecek değilim. Gözlerimizi Avrupa'dan ayırmamalıyız; çoktur, sayılamayacak kadar çoktur bizim Avrupa'dan almamız gereken şeyler. Geleneklerimize sımsıkı bağlı kalmamızı, Avrupalı yazarların kitaplarını kapatıp da kendi edebiyatımızla yetinmemizi öğütleyenler oluyor; onlardan değilim ben; eritmeliyiz kendimizi Avrupa uygarlığı içinde; kurtuluş ondadır!” (Nurullah Ataç, Diyelim, İstanbul: Varlık Yl., 1954'ten naklen Dil Devriminden Bu Yana Düzyazı Örnekleri, Ankara: T. Dil Kurumu Yl., 1964 içinde, s. 36)
Masonluğun, Milletimizin büyük kabiliyetlerini kendi Milletinin değerlerine düşmân hâline getirerek ziyân ettiğine dâir pek müessif bir misâl teşkîl eden Nurullah Ataç, 1920'lerde Vefâ Mahfili'nde tekrîs edilmiştir…