Mustafa Kemâl'in ismi nîçin loca matrikülünde yok? -13
1940'lı, hattâ 30'lu senelerden beri tartışılan, daha doğrusu tartışılmaktan ziyâde istismâr edilen bir mes'ele:
Mustafa Kemâl'in nazarında Masonluk muzır bir cereyân mıydı? Böyle olduğu için, Mason Localarını kapattı mı? Binâenaleyh Kemalizm ile Masonluğun birbirine zıd iki ideoloji, dahası, Masonluk-Yahûdilik münâsebetini dikkate alarak, Kemalizmin Yahûdi aleyhdârı olduğuna hükmedilebilir mi?
Bu mes'eleyi, vesîka ve delîllere istinâden, ilk def'a bundan 40 sene evvel ele almış ve aydınlığa kavuşturmuştuk. Bilâhare, yeni vesîkaların ışığı altında, mes'ele üzerinde birkaç def'a daha durduk. Buna rağmen, mes'ele, efkârıumûmiyede, mürekkep akıtmaya, nefes harcatmaya devâm etti. Devâm etti, çünki asıl derd, umûmiyetle, hakîkate ulaşmak değil, mes'eleyi şu veyâ bu maksadla kullanmaktı. Bizim bütünüyle vesîka ve delîllere müstenid neşriyâtımızın görmezlikten gelinmesinin başlıca sebebi de bu tavır olsa gerek…
Murat Mahfili Üstâd-ı Muhteremi, Tıb Dr. Fahreddin Kerim Gökay (1900-1987; sonralarının Ord. Prof., İstanbul Vâli ve Belediye Reîsi, Îmâr ve İskân Vekîli, v.s.) Üstâd-ı Âzamın mesajını çok iyi anlamış olarak, “Birâderler”ine hitâben 16 Ekim 1935 târihli matbû bir mektup göndermişti. Orada, kendilerinden sâdece “bir müddet için çalışmalarını tatil etmelerinin” istendiği, ancak “Mahfilin kapanması husûsunda resmî bir emir almadıklarını” ifâde ediyordu:
Aziz Kardeş,
Türk Yükseltme Cemiyeti Başkanı Büyük Üstat imzasile aldığım bir mektupta bir müddet için çalışmamızı tatil etmekliğimiz bildiriliyor. Mahfelimizin kapatılacağı hakkında henüz resmî bir emir ve Umumî Heyetçe verilmiş bir karar yoktur. Fakat Büyük Üstadın emrine tevfikan çalışmamıza nihayet veriyoruz.
Evvelce kardeşlerimle yaptığım hasbihalde de söylediğim üzere yapılacak tebliğe intizaren faaliyetimizi tatil ettiğimizi bildirir ve kardeşlerimin kendilerine has olan yüksek vasıflarile her türlü münakaşa ve beyanattan ictinap etmelerini rica eder, sevgilerle gözlerinizden öperim.
16-10-1935
Dr. Fahreddin Kerim Gökay
“Alâeddin Kıral Basımevi-M. 3661.” (Koparan 2005/135: 92'dan naklen)
(Koparan 2005/135: 92)
Murat Mahfili Üstâd-ı Muhteremi F. K. Gökay da, “Kardeşler”ine gönderdiği 16 Ekim 1935 târihli (yukarıdaki) matbû mektubunda, Locaların “kapatılması”nın bahis mevzûu olmadığını, mes'elenin, muvakkaten “faâliyetlerin tâtili”nden ibâret bulunduğunu bildirmişti.
Vâkıa, hakîkaten, göstermelik ve kısmî bir faâliyet tâtilinden ibâret olduğu için, yukarıda da bahsettiğimiz vechiyle, Üstâd-ı Âzam Muhiddin Osman, 3 Aralık 1935'de İstanbul'a verdiği Beyânnâmede, “Cem'iyetlerinin fesholduğunu” değil, sâdece “faâliyetlerini tâtil ettiklerini” ifâde etmiştir.
Kemalizmin “Masonluğa büyük teveccühü”
Bu mevzûda gayet alâka çekici bir vesîka da, Behzat Minez'in şahâdetidir. 100. Doğum Yılı münâsebetiyle kaleme aldığı ve Mimar Sinan'ın 1981 senesi fevkalâde nüshasında (No 41, ss. 96-99) neşredilen “Atatürk'ün Türk Masonlarına Gösterdiği İlgi, Teveccüh ve İtimad” başlıklı makalesinde mes'eleye içinden vâkıf bir görgü şâhidi sıfatıyle verdiği îzâhata nazaran:
…Biz Masonların da Atatürk'ün icraatı ile, umdeleri ile yakın münasebetlerimiz vardır.
Bir Ulusu esaretten kurtaran, inkılâplar yaparak yükselten, taassupla mücadele eden, Lâikliği tesis eden, esir uluslara istiklâllerini kazanmak için ışık tutan, örnek olan Atatürk biz masonlar için de çok büyük ve ideal bir insandır.
Benim burada göstereceğim çaba, ona olan yakınlığımızı, bağlarımızı tesbit etmek için olacaktır.
Atamızın Türk masonları ile ilgisi meşrutiyet hareketleri ile başlar. Mithat Paşa'nın, Namık Kemal'in, Ziya Paşa'nın, Talât Paşa'nın, Ziya Gökalp'in mason olduklarını biliyordu. Sivil, Askerî birçok mason arkadaşları vardı. Bu sebeple Masonluğa teveccüh ve itimadı büyüktü. Zamanının değişmiyen İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Kâzım Özalp, birçok mebuslar, Riyaseti Cumhur Kalemi mahsus müdürü Hikmet Bayur (bilâhare Maarif vekili olan zat) birer Masondu.
Atatürk bunların hepsini biliyordu. Çok sevdiği askerî doktor General M. Kemal Öke (ölümü anında baş ucunda hazin hazin ağlıyan ve Ata'nın gözlerini kapatan vefakâr dost) ve yine yakın arkadaşı Askerî mühendis, Ankara'nın ilk şehir plânı yapılırken Belediye Başkanı ve bilahare Bayındırlık Bakanı olan Süleyman Asaf İlbay masondular.
[…] …Atatürk, Mason teşekkülü için çok büyük iltifatlarda bulundu. […]
Atatürk'ün Ankara'ya gelen ve mason olan yabancı hükûmet ricalini mason localarında ziyaret ettiği vaki idi.
Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' diyen Atatürk, böylece bütün dünyaya ve insanlığa ışık tutuyordu. Bu ise, dün ve bu gün bütün dünya masonlarının bir ideali değil midir?
Cumhuriyetin ilânından sonra ve inkılâp yıllarında Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de, Manisa'da, Gaziantep'te, Samsun'da, Bursa'da birçok Mason Locaları açıldı.
Böylece görüyoruz ki cumhuriyet devri, özellikle inkılâpların yapıldığı seneler, masonluğumuzun manen ve maddeten bir gelişme ve genişleme devri olmuştur. […]
Türk masonları da Atatürk'ün devrimlerini, Türk ulusunu yükseltmek hususundaki hamlelerini candan benimsemekte en başta gelen aydınlardı.
Şu halde Atatürk mason localarını niçin kapattı? Sorusuna gelince, gerçeğe asla uymıyan bu iddia çok defalar siyasî maksat ve oyunlarla, masonluk aleyhinde konuşanlar tarafından ortaya atılmaktadır. Bu devri yaşıyan kardeşlerinizden biri olarak emniyetle ifade ederim ki Atatürk mason localarını kapatmamıştır. Bu iddia, yukarıda arzettiğim veçhile Atatürk'ün masonluğa gösterdiği ilgi, teveccüh ve itimatla asla bağdaşamaz.
“Hakikat şudur: Türk masonları kendileri, kendi kararları ile faaliyetlerini tatil etmişlerdir. Aklımda kalan o zamanki masonca deyime göre ‘Bir zaman için hali nevme girmişler' yani uykuya geçmişlerdir…”
1940'larda neşredilmiş birkaç çocuk kitabının müellifi olduğunu tesbît ettiğimiz (muhtemelen muallim) Behzat Minez'in (eşi Nâşide Minez de muallim olsa gerek), Mimar Sinan'ın 100. Doğum Yılı fevkalâde nüshasında (1981, No 41, ss. 96-99) neşredilen şahâdeti…
Bu muvâzaalı kapanma hâdisesi için Masonların “Ebedî Şef”e şükrânları
“Kapanma” hâdisesini ve “Ebedî Şef”in Masonluğu mes'elesini enine boyuna tedkîk eden Tamer Ayan, Kalbimizde Saklı Kalan Atatürk ve Masonluk ismini verdiği (ve yukarıda birkaç def'a atıfta bulunduğumuz) kitabında, tâkîb edilen Kemalist stratejiyi gayet iyi kavramış ve bu idrâkle coşkun şükrân hislerine kapılmıştır. “Kapanma” hâdisesini müstakil bir kitaba mevzû edinen dîğer Mason müellif Seyhun Tunaşar da, aynı hislerle meşbûdur. Zannımızca, bugün Mason câmiasının kahir ekseriyeti de onlarla aynı hisleri paylaşmaktadır. Biz, hepsine tercümân olarak Ayan'ı zikredeceğiz:
…Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu veya spor kulüpleri gibi bir ikisinin dışında; Türk Ocakları, İzcilik Teşkilâtı, Kadınlar Birliği ve hatta Hamallar Derneği gibi tüm sivil toplum kuruluşlarının yasayla kapatıldığı zorunlu ve sancılı bir geçiş döneminde, Masonluğun yasayla değil de, telkinle faaliyetini tatil etmesi yanlış mı olmuştur?
“Nitekim bu yöntemle mecburî bir uykuya girilmiş; daha sonraki dönemin olumlu siyasal şartlarında, Mason Locaları kolaylıkla yeniden canlanabilmiştir. Eğer Masonluk, diğer kapalı rejimlerde olduğu gibi, yasa dışı ilân edilerek, hükûmet kararı veya özellikle yasayla kapatılsa; yetkilileri ve üyeleri kovuşturmaya uğrasa ve cezalandırılsa; mevcut taşınmazlarına, teberru yoluyla devir değil de, zorla el konulsa; Masonluk bu kadar çabuk, kolay ve sağlıklı olarak yeniden canlanabilir miydi?” (s. 319)
Dolayısı ile, Atatürk'ün önerisi veya en azından onayı ile Şükrü Kaya'nın getirdiği çözüm yolu, yazara [Tamer Ayan'a] göre, Masonluğun kapatılması değil, gelecekte daha gelişkin ve gürbüz olarak yetişmesi için, nadasa bırakılmasıdır. […] Nitekim tırtıl olarak 1935'te kozaya giren Türk Masonluğu, tam 13 yıl sonra, 1948'de kelebek olarak kozadan çıkmıştır.
Şaheser uyunmıştır…
Bu nedenle, başta Atatürk olmak üzere, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Kardeş'e ve diğer katkısı olanlara, Türk Masonları olarak ne kadar minnet ve şükran duyulsa azdır. Çünkü Masonluğun yıpranmadan bugünlere gelmesinin planını yapmışlar ve eyleme geçirmişlerdir.
“Atatürk, 1926 yılında kendisine teklif götüren Dr. Fikret Takiyeddin vasıtası ile Türk Masonluğuna gönderdiği ‘Ben, Mussolini'nin yaptığı gibi sizin takibata uğramanıza izin vermeyeceğim' sözünü, 9 yıl sonra, 1935'te tutmuştur” (s. 375)
“Türk Masonları, Atatürk Mason olsa da olmasa da, O'nun tarafından yapılan bu iyiliği anlamak ve minnetle anmak zorundadır” (s. 377)
“Yazara [Tamer Ayan'a] göre, gerek hükümet kanadında bulunsun, gerekse Masonluğun yetkili görevlileri olsun, bütün Kardeşler ve tabiî Atatürk, son derece akıllıca ve Masonlara yakışır basiretle davranmışlardır. İtidalle hareket etmişlerdir. Sükûnetlerini bozmamışlardır. Bu nedenle, değil kendilerini suçlamak veya takaza etmek; bu başarılarını kutlamak ve Türk Masonluğunu kapanmadan sadece uykuya yatmakla kurtardıkları için adlarını Türk Masonluk Tarihi'ne yazmak gerekir…” (Ayan 2008: 379)

“Tek Adam”, en has adamlarından ikisiyle karşı karşıya: (330 Masonlar) Dâhiliye Vekîli Şükrü Kaya (sağdan ikinci) ve Hâriciye Vekîli (Sabataî) Dr. Tevfik Rüştü Aras (sağdan birinci)… Başvekîl İsmet İnönü ise (soldan ikinci), (zayıf bir ihtimâlle) şâyed tekrîs edilmediyse, bir “Önlüksüz Mason” olduğuna hiç şüphe yoktur… Locaların “kapanma” startejisini tatbîkata koyan, böyle bir ekipti. “Başta Atatürk olmak üzere, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Kardeş'e ve diğer katkısı olanlara, Türk Masonları olarak ne kadar minnet ve şükran duyulsa azdır” (Ayan 2008: 375)