Mustafa Kemâl’in hastalığı, ölümü, cenâzesi 560
“…Bildiğimiz bir şey varsa irticaa karşı bu neviden bayat ve basmakalıp bir edebiyatla karşı çıkmanın yirmi beş yıldanberi hiç bir tesiri görülmemiş olduğudur. […]
“(İttihat ve Terakki cemiyeti de bütün menfî cereyanları hep bu sistem mukabil taarruzlarla karşılamıştır.) Lâkin, yirmi beş yıllık bir zaman mesafesinin üstünden 31 Mart çirkefinin serpintileri, hâlâ, Türkiye Cümhuriyetinin eteklerine kadar sıçrıyabilmekte(dir)… […]
“Kapkara bir cehaletin, en geri ve en iptidaî bir ümmet terbiyesinin tabiî neticelerinden olan bu gibi irtica hareketlerinin şiddetli ceza ve idare tedbirlerile de önü alınabileceğine kani olanlardan değilim. […]
“Türkiye bir inkılâp memleketidir. Türk devleti bir inkılâpçı müessesedir. Ve bu devletin bütün kuvvetleri inkılâp prensiplerinin emrine verilmiştir. Buna rağmen inkılâbın bu onuncu yılı, seksen veya yüz seksen serseri bir araya gelip en ileri ve en işlek bir şehirde, Vilâyet konağının önüne gelip tıpkı Yeniçeriler gibi ‘İstemeyiz!' diye bağırmak imkânını buluyor. Yani, muasır ve medenî Türkiye Cümhuriyeti hudutları içinde tarihin en geri, en iptidaî, hattâ, en gülünç hâdiselerinden biri cereyan ediyor.
“İşte, düşünülecek, elem ve ıstırapla düşünülecek nokta asıl budur.
“Bu demektir ki, biz, bütün idarî, siyasî ve içtimaî teşkilâtımız, münevverlerimiz, gençlerimiz, v.s., v.s.mizle inkılâbın bu onuncu yıldönümünde, muhite, herhangi bir reaksiyon'u imkânsız kılacak bir ‘inkılâp temperatür'ü'nü, bir inkılâp derecei hararetini hâlâ verememişiz.
“Bir genç arkadaşımızın dediği gibi ‘türbelerin duvar diplerinde, şadırvanların yalaklarında, hâlâ, irtica çiyanları türiyebiliyor.' Çünkü, inkılâbın ateşi henüz buralara kadar sokulmamıştır. Çünkü, inkılâp Herkül'ünün süpürgesi, henüz, bu taaffüne dokunmamıştır. Çünkü, inkılâbın ‘cemiyet hıfzıssıhhasından' haberimiz yoktur.” (Yakup Kadri, Vakit, 12.2.1933, ss. 1 ve 2)
Ahmet Şükrü Esmer'in başmakālesi
Kıbrıslı gazeteci (bilâhare Prof.) Ahmet Şükrü Esmer (Lefkoşa, 1893 – Ankara, 19.1.1982), Ahmet Emin Yalman'ın yakın dostu ve (Vatan gazetesinde) ortağı idi… Onun takdîmiyle de, Bursa'daki Sahîh Ezân Hâdisesi, Türkiye'yi her zaman “Medeniyet” yolunda ilerlemekten alıkoymıya çalışmış asırlık “İrticâ hareketi”nin yeni bir tezâhürüdür… Mâmâfih, “İrticâ”, eski kuvvetinden çok şey kaybetmiş, artık “birkaç kalaycı çırağı halinde ayağa düşmüştür”… Bunlar, en nihâyet, bir “cühelâ gürûhu”dur…
Kezâ, iddiâsına nazaran, “Türkçe Kur'ân”, “Türkçe Ezân”, velhâsıl “Türkçe İbâdet” vâsıtasıyle bir “Dîn İnkılâbı”nın gerçekleştirilmesi, “Türk Milletinin en sarîh bir hakkı” imiş… (Bittabi, bu totaliter rejimde dilini yutmuş olan Türk Milleti nâmına, bu “hakkı”, “Büyük Reis” ifâde ediyor!) Bu meyânda, iddiâsını desteklemek için, kuyruklu bir yalan ortaya atmaktan hayâ etmiyor: “Hiçbir memleketin en mutaassıp din hocası bile ezanın arapça okunmasının lüzumunu ileri sürmemiştir”…
“Bursa Hâdisesi
“Türk milletinin tarihinde din o kadar çok defalar irticaa ve siyasî maksatlara âlet edilmiştir ki Bursadan gelen haberler her tarafta büyük bir asabiyet uyandırmıştır. Hâdisenin mahiyeti artık anlaşılmıştır:
“Şubatın birinci günü Bursada Ulu cami müezzini her nedense vazifesine gelmez. Müezzin yerine arapça ezan okuyan mutaassıplardan birine memur tarafından türkçe ezan okuması lâzım geldiği hatırlatılınca, bu söz camideki mutaassıp güruhundan bir takımının dinî taassuplarına dokunmuş, bu adamlar camide hazır bulunan cahillerden bazılarını teşvik ederek peşlerine takmışlar ve ezanın arapça okutturulmasını temin için Evkaf müdiriyetine müracaat etmişler. Evkaf müdürü kendilerine Diyanet işleri reisinin bu husustaki emrini göstermiş. Evkaf müdürünün yanından ayrılan bu adamlar, toplu bir halde vilâyet önüne gelerek valiyi aramışlar. Arada Bursa belediye reisi Muhittin Bey toplantıdan haber almış ve gerek belediye ve gerek polis teşkulâtının yardımile kalabalık dağıtılmış.
“Tetkik seyahatlerinde bulunan Büyük Reis Bursadaki bu hâdiseden haberdar olunca, derhal hâdise mahalline gitmişler ve Dahiliye ve Adliye vekilleri de Reisicümhur Hazretlerine Bursada iltihak etmişlerdir. Yapılan tahkikat neticesinde müşevvikler tevkif edilmiş ve müddeiumumî ile sulh ceza hâkimine de işten el çektirilmiştir.
“Görünüyor ki hâdise haddizatında ehemmiyetli değildir. Büyük Gazinin derhal hâdise mahalline koşmaları dinin siyasete âlet edilmesine karşı inkılâp Türkiyesinin hassasiyetini gösteriyor. Dahiliye ve Adliye vekillerinin de derhal Bursaya gitmeleri inkılâp hükûmetinin bu noktadaki teyakkuzuna delildir. Bu hassasiyet yalnız resmî makamlarda değil, inkılâp gençliğinin saflarında duyulmuştur. Bu, yakın ve uzak mazinin acı tecrübelerinden hâsıl olmuş tabiî bir aksülameldir.

(Milliyet, 8.2.1933, s. 1)
6 Şubat'tan îtibâren, Bursa'da Sahîh Ezân Hâdisesini “İrticâî bir hareket” takdîmiyle günlerce manşetten veren Milliyet gazetesinin bu nüshasında, Ahmet Şükrü de, “Bursa Hâdisesi” başlıklı makālesiyle aynı müddeâyı işliyor, bu meyânda, “Türkçe Ezân”ın İslâma mugāyir olmadığı gibi “Türkçe İbâdet Vâsıtasıyle Dîn İnkılâbı”nın da “Türk Milletinin en sarîh bir hakkı” olduğunu iddiâ ediyordu…