Mustafa Kemâl’in hastalığı, ölümü, cenâzesi 548

-----

“Biz Müslümanlar, nîçin Yahûdiler ve Hıristiyanlar kadar İbâdet Hürriyetine sâhib değiliz?”

Totaliter Rejimin Sivil Polisi tarafından (muhakkak ki âmirlerine iletilmek üzere) Sahîh Ezân okuyan Üçkuzular Mahallesi'nden Mustafa oğlu Halil'in hüviyetinin tesbît edilip zabıt tutulması, tabiî olarak, cemâatte büyük endîşeye sebeb oluyor. O esnâda, câmilerde Kemalist Uydurma Ezân ve Kāmet'i okumak husûsunda herhangi bir kānûn vaz'edilmemiş bulunmasına, İstanbul ve sâir şehirlerin birçok câmiinde hâlâ Sahîh Ezân okunuyor olmasına istinâden, câmi cemâati, mârûz kaldıkları muâmeleden yakınmak, Vicdân ve İbâdet Hürriyetlerini ayaklar altına alan bu tatbîkāta bir hâl çâresi bulunmasını dilemek niyetiyle, Câmi personelinin tâbi olduğu Evkāf Umûm Müdürlüğü'nün Bursa Şûbesi'ne mürâcaat etmek fikrine kapılıyor. Bu meyânda, cemâatten birisi, bütün Müslümanların hislerine tercümân olarak, “Biz Müslümanlar, nîçin Yahûdiler ve Hıristiyanlar kadar İbâdet Hürriyetine sâhib değiliz?” şeklinde, Kemalist Dîn Mezâliminden yakınıyor… Ne var ki, bu totaliter rejimde, Vicdân ve İbâdet Hürriyetlerinin ihlâlinden yakınmak dahi suçtur:

“Namaz kılınmış, fakat polis memuru Hamdi Efendinin hareketinden heyecana gelen cemaatten birisi, halka hitaben yüksek sesle:

‘- Bu nedir yahu? Yahudiler havralarında, Hıristiyanlar kiliselerinde serbestçe ayin yaparlarken neden bizi böyle kanunsuz tazyik ediyorlar? Gidip derdimizi anlatalım!'

“demiştir. Bu sözleri söyliyenin hüviyeti henüz tamamen tesbit edilmemiş olmakla beraber, bütün şüpheler tatar İbrahim üzerinde toplanmaktadır.”

 1_3

(Milliyet, 8.2.1933, s. 1)

Güdümlü matbûâtın bir gazetesinde yan yana dizilmiş şu birkaç sütûn, Kemalist Totaliter Rejimden bir maktadır… Bursa'da Sahîh Ezân Hâdisesi hakkındaki haberde, Müslüman Anadolu Milletine tepeden bakan, her fırsatta onu ezen Kemalist bürokratın tipik bir nümûnesi: Emniyet Umûm Müdürü Tevfik Hâdi Bey… Bursa'da İbâdet Hürriyetine riâyet edilmesini istiyen Mü'minlere zulmedenlerden biri… Yandaki sütûnda, Uydurma Ezân zulmüne dâir bir haber: Artık bütün câmilerde Kemalist Uydurma Ezân okutuluyor: “İstanbul Müftülüğünün cami kayyum, hatip ve vâizlerine ve Evkaf Müdürlüğünün de imam ve müezzinlere vâki olan tebligatı üzerine, dün [7 Şubat 1933] sabah namazından itibaren şehrimizde [İstanbul'da] büyük küçük bütün camilerde türkçe ezan ve kamet okunmıya başlamıştır. Evkaf Müdürü Niyazi ve Masraf Müdürü Sait B.ler, dün bazı camilere giderek türkçe ezan okumakta olan müezzinlerin muvaffakıyet derecelerini tetkik etmişlerdir. Ayrıca, Evkaf memurlarından 30 kişi, ayni maksatla muhtelif camileri dolaşmışlardır…” Onun altındaki haber: 19 Şubat günü, Halkevleri'nin açılışının ilk seneidevriyesi tes'îd edilecek… Bunun için teşkîl edilen üç kişilik komisyonda, Sabataî Cemâatinin güzîdelerinden Nakiye Hanım bulunuyor… En sağda, Kemalist Totaliter Rejimin medâr-ı iftihârı, Türkiye ve dünyâ güzeli seçilen, yine Sabataî Cemâatinin güzîdelerinden Keriman Hâlis Ece'ye dâir bir haber… Mısır'a gitmiş; oradan da Almanya'ya seyâhat edecekmiş…

***  

 

 

Evkāf Müdürü Faik Bey'in hâinliği

Bu söz üzerine, câmi cemâatinden (naklettiğimiz bu mufassal haberde seksen kişi deniliyorsa da, resmî teblîğe nazaran) 30 kişilik bir topluluk, Ulu Câmi'e muttasıl bulunan Evkāf Müdürlüğü'ne yöneliyor, Müdîriyetin önünde toplanıyor, içlerinden İslâm oğlu Elektrikçi Arnavut Seyfeddin, Müdür Faik Bey'in makām odasına girerek ona olup biteni anlatıyor ve müzâheretini ricâ ediyor. O ise, onları yatıştırmıya çalışmıyor, bu husûsta selâhiyet sâhibi olmadığını ileri sürerek, onlara, Vâliyle görüşmelerini tavsıye ediyor ve onları başından savar savmaz, pek hâince bir tavırla, bu mazlûm insanları Emniyet'e ihbâr ediyor… Dîğer taraftan, naklettiğimiz mufassal haberi kaleme alan tahrîkkâr gazeteci, Elektrikçi Seyfeddin Usta'nın Müdürle konuşmasına, bir ültimatom havası veriyor… Hiç o devirde bu zavallı insanlar Totaliter Rejiminin bir müdürüne bu tarzda hitâb edebilirler miydi? Fakat ellerinde gazeteleri tekzîb imkânı yok ki! Nitekim, Hâdise hakkında yaygara koparan dört gazetede, ne ilk istintâk, ne de muhâkeme safhalarında onların verdikleri ifâdelerden, yaptıkları müdâfaadan tek cümle dahi nakledilmiyor! Totaliter Rejim, işte böyle tek seslidir!

“[İbâdet Hakkını ileri süren Mü'minin] bu teşvik[ni] müteakıp, cemaat, gürültü ve patırtı ile camiden çıkarak Evkaf Müdüriyetinin önünde toplanmıştır. Bunlardan seksen kadarı [?] Evkaf Müdiriyetine girmişler [?],  aralarından elektrikçi Arnavut Seyfettin, Müdüre hitaben: ‘- Halkın türkçe ezan istemediğini ve bu maksatla aşağıda toplandıklarını size haber veriyorum.' demiştir. [?] Bu esnada, aşağıdaki kalabalık gürültü, patırtı yaparak ‘İstemeyiz!' diye söylenmişlerdir.

“Evkaf müdürü, vaziyetin bu şekli aldığını görünce, kendisinin bu işte salâhiyettar olmadığını, bir dertleri varsa vali beye anlatmalarını bildirmiştir. [“Evkaf müdürünün bu cevabı karşısında bir kısmı dışarıda kalan yobazlardan bazıları: ‘-Kameti arapça isteriz!' diye bağırmışlardır.” (Vakit, 6.2.1933, s. 2) Bu sırada kalabalık içerisinden birkaçı da ‘İstemeyüz!' diye bağırmıştır.” (Son Posta, 6.2.1933, s. 3)] Bunun üzerine, kalabalık, yolda kendilerine iltihak eden meraklılarla büyüyerek Vilâyet konağı önüne gelmiştir.

“Evkaf müdürü, kalabalığı başından savar savmaz, hâdiseyi telefonla polise bildirmiştir.

“Diğer taraftan, hâdiseyi haber alan Belediye Reisi Muhittin Bey, Zabıta-i Belediye memurlarına bazı tertibat aldırmış, kendisi de derhal otomobil ile vali beyin evine gitmiştir.”