Mustafa Kemâl’in hastalığı, ölümü, cenâzesi 491
“İki danamı satarak iki takım elbise satın aldım”
“İkinci kademe, kendi üstümüze başımıza giyecek bir şeyler almaya gelmişti. Ben o zaman evimizde bulunan iki danamızı satarak Osman Yaz arkadaşımla birlikte kendimize birer takım elbise ve kolalı mintan aldım. Ta ki iskarpinle kravatı da unutmamıştık… Ancak paramız fötr şapka almaya yetmediği için Ankara / Ulus mevkiindeki bir şapka tamircisinden bir günlüğüne az kullanılmış iki tane fötr şapka kiraladık...
“Sonra, 4 Şubat 1949 Cuma günü, sabah, Ulus'taki Meclis binasına gittik. Kapıda duran polislere milletvekili kartlarını göstererek içeri girdik. Hatta polisler bizi elbiselerimizden, kravatımızdan ve fötr şapkamızdan mebus sanmışlardı ve biz gelirken önlerini düğmeleyerek ayağa kalkmışlardı...
“Biz Meclise girdiğimizde, arkadaşım Osman Yaz'la birlikte daha önce planladığımız gibi, karşılıklı iki locaya gidip dinleyiciler arasında yerimizi alacak ve mecliste yapılan konuşmaların en hararetli zamanında ayağa kalkıp Arapça ezan okuyacaktık. Planımızın ikinci maddesi, önce ben ezana başlayacağım, sonra da kaldığım yerden Osman Yaz devam edecek ve Ezân-ı Muhammedî'yi sonuna kadar tamamlamış olacaktık…
“Ağzımı kapatan polisin elini ısırarak Hayyâlelfelâh dedim”
“Nihayet beklediğimiz o an gelmişti, Maliye Bakanı İsmail Rüştü Aksal ile Milletvekili Refik Soyer hararetli hararetli tartışırken, hemen ben, Meclise girişe göre sol locadan ayağa kalkarak başladım ezan okumaya… Meclis bir anda karıştı ve büyük bir şaşkınlık oldu. Panik anında hemen polisler gelememişti ve ben "Hayyâlessalâh, Hayyâlessalâh" da tam bitirmişken hemen üç polis gelerek ikisi kollarımdan yakalayıp biri de ağzımı kapatarak beni götürmek istediler. İşte o anda ağzımı kapatan polisin elini bir güzel ısırarak ağzımın serbest kalmasını sağladım ve hemen nefes nefese "Hayyâlelfelâh, Hayyâlelfelâh" diyebildim…
“Bizi döverek Meclis Âmirliğine götürdüler ve Anafartalar Karakolu'nda 9 gün işkence ettiler”
“Ezanın bundan sonrasını, başıma sert bir cisimle (tahta jop) vurdukları için devam ettiremedim…
“Planımız gereği, locadan Osman Yaz ayağa kalkarak ezana benim kaldığım yerden devam edip "Allâh-ü Ekber, Allâh-ü Ekber! Lâilâhe illâllâh!" diyerek Ezân-ı Muhammedî'yi tamamlamış oldu…
“Sonra polislerden bir grup karşı locaya giderek Osman Yaz'ı da yaka paça edip döverek meclis amirliğine getirdiler. Bizi, burada, "Siz Mecliste nasıl Arapça ezan okursunuz?" diyerek acımasızca dövdüler...
“Anafartalar Karakolu'nda 9 gün işkence gördük. Hele arkadaşım Osman Yaz'a karakol amiri Kasap Celal diye maruf olan kişi hunharca dayak atmış ve kafasını gözünü parçalamıştı. Zavallı arkadaşımın tahta joptan yediği darbelerle başı yarılmış ve kafasından kan akmaya başlamıştı. Kasap Celal bu durumda arkadaşım ölecek diye korktuğu için işkenceye bir müddet ara verdirdi...
“Karakolda kolumu kırdılar, sonra da 9 ay hapse mahkûm ettiler”
“Hiç unutmam ve o polislere de beddua etmiştim; iki polis yanıma gelerek bana işkence yapmaya başladılar ve bütün bağırmalarıma ve inlemelerime rağmen, tıpkı İsrailli vahşi askerlerin, Filistinli mücahitlerin kol ve bacaklarını hunharca taşlarla ve sopalarla kırdıkları gibi, benim de sağ kolumu bağırta bağırta kırdılar. Sonra da bizi hemen 10. günde mahkemeye çıkartıp yargıladılar ve TBMM'de okuduğumuz ezan yüzünden, ceza kanununda hiç yeri olmadığı halde, 9 ay hapse mahkûm ettiler...
Ezân Fedâîlerine işkenceler, hapishânede de devâm ediyor
Sırf, Müslümanlara 17 senedir ezâ ve hakāret eden Kemalist Uydurma Ezânın kaldırılması için TBMM'de Sahîh Ezân okumak gibi barışçı bir fiil yüzünden hakāretlere mârûz kalan, insâfsızca dayak yiyen, muhtelif işkencelere mârûz kalan ve 9 ay hapse mahkûm edilen iki Ezân Fedâîsi, hapishâne hayâtında da muntazaman işkence görmiye devâm ediyor… Yine Hacı Muhiddin Ertuğrul'dan'dinliyoruz:
“Hapishanede de eziyetler devam etti… En çok uyguladıkları işkence toplu iğneyle parmaklarımıza etle tırnak arası sokarak işkence yapmaktı. Bu bize çok ızdırap verirdi. Arkadaşım Osman Yaz'ı kömür sobasının kalın sacdan yapılan kömür küreği ile: ‘- Sen hapishanede de akıllanmıyorsun! Burada da Ezan okuyorsun!' diyerek acımasızca dövüyorlardı…
Ezân Fedâîlerinin çilesi bitmiyor: İşkenceli mahpusluktan sonra tımarhâne! “Tek deliliğim, Allâh-ü Ekber diye Ezân okuyup namaz kılmamdı!”
“Üç ay hapis yattıktan sonra beni delidir diyerek İstanbul Bakırköy Akıl Hastahanesine gönderdiler. Oysa hiçbir şeyim yoktu ve tek deliliğim namaz vakti girdiği anda nerede olursam olayım ‘Allâh-ü Ekber!' diyerek ezan okumamdı. İşte bu deliliğimi rejim affetmedi ve beni akıllanmam için Bakırköy'e gönderdi…
Tımarhânede başka “Ezân delileri” de vardı
“Üç ay da Bakırköy'de kaldım. Eski adıyla tımarhane olan bu yerde, yine ezan deliliğinden hapishanede yattıktan sonra aynen bizim gibi buraya gönderilmiş olan iki arkadaş ile topluca namaz kılmaya ve ezan vakitlerinde de Arapça ezanlar okumaya başlayınca, Baştabip: ‘- Bu adamlar bizden akıllı insanlar! Bunları salıverin gitsinler!' diyerek hepimizi 1949 yılının Temmuz ayında serbest bıraktılar…”
Yine de beterin beteri vardır! Böyle bir hâdise “Mutlak Şef”in devrinde cereyân etmiş olsaydı, hakāret, hapis, işkence bir tarafa, üstüne üstlük, asılır ve naaşları günlerce darağaçlarında teşhîr edilirdi!
Dîğer taraftan, TBMM'de Ezân Hâdisesinin müşevvikı olan Abdurrahman Balcı'nın hangi muâmelelere mârûz kaldığını bilmiyoruz… Vâkıa, iki Ezân Fedâîsinin başına gelenlere kıyâsen bir tahmînde bulunulabilir… Nebi Cavid'e gelince, Akşam gazetesinin 19 Şubat 1949 târihli nüshasından (s. 2) yukarıda naklettiğimiz ve bir cümleyle hülâsa edilen “Tabîb Raporu”nda, Osman Yaz'la berâber onun da tıbbî müşâhedeye sevkedildiğini ve aklî muvâzenesinin yerinde olduğunun tesbît edildiğini görmüştük. Herhâlde bu garîbân Müslüman da arkadaşlarıyle aynı kaderi paylaşmıştır… (Allâh hepsinden râzı olsun!)

(Yeni Sabah, 6.1.1949, s. 1)
Osman Yaz ve Muhiddin Ertuğrul… 30 yaş civârında iki garîban genç adam… İki Ezân Fedâîsi… İki mazlûm Müslüman… 4 Şubat 1949'da, TBMM'de, 17 senelik Kemalist Uydurma Ezân zulmünü barışçı bir fiille protesto edince, alçakça muâmelelere mârûz kaldılar: Bütün bir fanatik zümrenin alenî hakāretlerine muhâtab oldular, kan revân içinde yere serilinciye kadar vahşîce dövüldüler, çeşid çeşid işkenceler gördüler, zindânlara, tımarhânelere atıldılar…
“Mutlak Şef”in “Türkçe Ezân” safsatasını başlatmasından sonra, 18 sene zarfında, pek çok Müslüman, sırf Dînlerinin Ezân şiârına uyarak ibâdet ettikleri için nice zulümlerle karşılaştılar: İşkenceler, hapis, hakāret, işten atılmak, para cezâsı…
Allâh'ım! Senin Rızân uğrunda, hâlis niyetle, sahîh Îmânla Muhammedî Ezâna sâhib çıktıları için zulüm gören bütün Dîn kardeşlerimizden râzı ol, onlara rahmet et ve bizi onlara lâyık kıl! Yâ Rabbi! Sen, Memleketimizi, Dîn-i Mübînimizin ve Millî İstiklâlimizin timsâli olan Ezân seslerinden bir daha mahrûm bırakma!