Mustafa Kemâl’in hastalığı, ölümü, cenâzesi 316

-----

Gazetecilerin “Büyük Şef”e yakarışları

Bütün İstiklâl Mahkemeleri'nin hakîkî reîsinin Mustafa Kemâl olduğu o kadar âşikârdı ki, têdîb maksadıyle Diyârıbekir İstiklâl Mahkemesi'ne sevkedilen gazeteciler de, hemen “Büyük Şef”e nedâmet telgrafları göndererek affedilmelerini istirhâm ettiler.

15 Ağustos 1341 (1925)'de Adana'dan Suphi Nuri (İleri), (İsmail) Müştak (Mayakon), Ahmed Emin (Yalman) ve Ahmet Şükrü (Esmer) imzâlarıyle çekilen ilk telgrafda, mezkûr gazeteciler, Hükûmete yönelttikleri hüsn-i niyetli tenkîdlerden dolayı büyük nedâmet duyarak bundan böyle gazetecilik yapmıyacakları taahhüdünde bulunuyor, “Yüksek Dehâ”dan aflarını niyâz ediyorlardı (metnin dili, Cumhûr Reîsliği Umûmî Kâtibi H. R. Soyak tarafından kısmen değiştirilmiştir):

“Biz, Yüksek Dehânızın têsîs ettiği Rejimin tabiî ve samîmî adamları ve hâdimleriyiz. Vücûda getirdiğiniz büyük binâda, samîmî kanâatle, birer fikir amelesi gibi çalıştık. Orta Çağı kaldırıp, onun yerine az zaman içinde, bu asrı ikāme etmek husûsundaki muazzam eseriniz, en büyük ve samîmî emellerimizin tahakkukundan başka bir şey değildi. Bu îtibârla bizim bu gāye ve prensipleri tenkîd etmemize imkân yoktur. Biz yalnız tatbîkāta âid usûller hakkında fikir beyân etmiştik. Çünkü muazzam Dehânızın büyüklüğü, bize dâimâ mevcûddan fazla ve ideal derecesine yakın şeyler istemek hak ve imkânını veriyordu. Tatbîkāta âid neşriyâtımızda hatâlı cihetler olabilir. Fakat samîmî gayemiz, Cumhûriyet idâresini kuvvetlendirmekten ve yeni Rejimin zafer ve istikrârına faydalı olmaktan başka bir şey olamazdı; bize bu idâreden başka nefes alma hakkı verecek bir idâre tasavvur edemiyoruz. Münâkaşa hürriyetinin faydalarına karşılık, elbette mahzûrları da vardı. Bunların Şeyh Saîd gibi hâinlerin sûikasdini kolaylaştıracağı tarzında bir zannı hâtıra getirebileceğini tasavvur etseydik, kalemimizi kırmakta bir sâniye tereddüd etmezdik. Harâretle müdâfaa etmiş olduğumuz yenilik ve inkılâb esâslarına karşı olan bir sûikasdi kolaylaştırmak gibi bir zannın, bir sâniye için bile, bize teveccüh etmesinden dolayı yeis içindeyiz. Yeni Rejimin husûle getirdiği netîcelerden müsbet sâhalarda istifâde edebilmek için memleketin sarsıntısız bir sükûn devresine muhtâc olduğunu görüyoruz. Biz bu gāyenin husûlüne hizmet maksadıyle, bâdemâ gazetecilik ve siyâsetin tamâmıyle hâricinde kalacağımızı ve sâkin ve iktisâdî çalışmalar ile memlekete faydalı olmıya çalışacağımızı têmîn ederiz. Kurucusu bulunduğunuz Rejimin, çok samîmî hâdimleri sıfatıyle, bu emelimizin tahakkuku husûsunda hüsn-i teveccühünüzü bizden esirgememenizi ve ‘mürtecilerin sûikasdini kolaylaştırma' gibi bir zan altından kurtarılmamızı en derin tâzîmlerimize ekliyerek istirhâm ederiz, muhterem Cumhûrreîsi Hazretleri.” (Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ten Hâtıralar, İstanbul: Yapı ve Kredi Bankası Yl., 1973, I/346)

(Demirel 2016: 341; Yalman 1970: III/182)

Elâziz İstiklâl Mahkemesi'nde gûyâ muhâkeme edilen gazeteciler, “Mahkeme” huzûrunda… “Mahkeme”nin hatırlı misâfirleri gibiydiler…

***  

Kemalist Rejimde, bütün gazeteciler “İnkılâbın sâdık birer hâdimi”

Bilâhare, mezkûr gazeteciler, bir fazlayla (Gündüz Nadir), Diyârıbekir'den, aynı mâhiyette bir yakarış telgrafı daha çekiyorlar. Onu, muhâkeme edilen on gazetecinin imzâladığı 13 Eylûl 1341 (1925) târihli yakarış telgrafı tâkîb ediyor:

“Şark İstiklâl Mahkemesi karşısında isticvâblarımız icrâ ve ikmâl olunduğu şu günlerde, nîmete karşı şükrân kabîlinden bir hareketle, büyüklüğünüzün mânevî huzûruna çıkmayı vecîbeden addettik. Cumhûriyet'in sâdık birer amelesi, İnkılâbın samîmî birer hizmetçisi olduğumuzu isbât etmiş olmak kanâatiyle, sonsuz bir fahr ve gurûr duyarak Zât-ı Riyâsetpenâhîlerine, bir kerre daha arzederiz ki bu kanâat şu dakîkada vicdânlarımızı müsterîh etmekle berâber, bundan daha çok güvendiğimiz nokta, asîl kalbinizin hatâları örten lûtfudur. İlh…” (Soyak 1973: I/346-348)

Soyak'ın tasrîh ettiğine göre, “Tek Adam”, bu “telgraflardan çok mütehassis oluyor” ve “gazetecilerin samimî bir intibah ve nedamet ifade eden telgraflarını, aynen, İstiklâl Mahkemesine ulaştırmayı ve böylece onların lehinde tecelli eden şahsî duygu ve düşüncesini belirtmeyi münasip görüyor”:

“Şark İstiklâl Mahkemesi Müddeiumûmîliği'ne,

“Gazetecilerin Mahkemeye celbinden sonra, Anadolu'da ve isyân sâhasındaki meşhûdâtları üzerinde hatâ ettikleri ve nâdim oldukları hakkındaki telgrafnâmelerini evvelce Mahkemenin nazar-ı adâletine takdîm etmiştim. Yine müştereken, yukarıdaki telgrafla mürâcaat ediyorlar. Bunu da nazar-ı insâfa almak muvâfıktır, Efendim. Reîsicumhûr Gazi Mustafa Kemâl.”

Totaliter Rejimde işler böyle yürüyordu…