Mustafa Kemâl’in hastalığı, ölümü, cenâzesi 246

-----

 
(Şalom, 7 aralık 2011; http://arsiv.salom.com.tr/news/detail/22000-Ogrenciler-Ataturku--Hanri-Benazusdan-dinledi.aspx; 25.4.2019)
Kemalizmin misyonerliğinde yorulmak bilmiyen Hanri Benazus, Hahambaşı David Asseo, Ulus Özel Mûsevî Okulları Vakfı Başkanı, Vakıf Âzâları ve (mâsûm) çocuklar… Acabâ Kemalizme neden bu kadar katı bir îmânla bağlılar? Neden onu Anadolu Milletine de mutlak hakîkat gibi dayatıyorlar?
***  
 

 

“5000'e yakın fotoğrafla Türkiye'nin en büyük Atatürk fotoğrafları koleksiyonuna sahip olan Hanri Benazus ve eşi Sevgi Tanrısever Benazus, Atatürk Fotoğrafları Sergisi'yle 28 Kasım – 1 Aralık [2011] tarihleri arasında Ulus Özel Musevî Okulları'nın konuğu oldular.

“Serginin açılışı, Hahambaşı Rav. İsak Haleva, UÖMO Vakıf Başkanı Şapat Aviyente, vakıf üyeleri ve özel davetlilerin katılımıyla gerçekleşti.

“Anaokulundan lise son sınıf öğrencilerine kadar herkes hazırlanan program doğrultusunda fotoğraf sergisini ve Hanri Benazus ile eşi Sevinç [metinde böyle!] Benazus'un kitap sergisini gezdiler. Kitap sergisi sırasında aldıkları kitapları yazarlarına imzalatan öğrenciler, Hanri Benazus'la sohbet etme ve merak ettiklerini sorma fırsatı da yakaladılar.

“Hanri Benazus, lise öğrencileri[yle] ‘Atatürk ve Hümanizm', 1-3. sınıflarla ‘Anılarla Atatürk', 4-8. sınıflarla da ‘Öykülerde Yaşayan Atatürk' konulu söyleşileri gerçekleştirdi.

“Atatürk'le tanışıp görüşme onuruna sahip olan günümüzde hâlâ yaşayan iki insandan biri olan Benazus [dîğeri, Ülkü Adatepe, ö. 1.8.2012], bu söyleşilerde, öğrencilere, 1937 yılında Aydın'ın Ortaklar Beldesi'nde Atatürk ile karşılaşması[nı] ve onun masasındaki leblebileri yemesini, 1930'lu yılların Türkiye'sinin eğitim olanaklarını, Atatürk'ün çocuklara olan sevgisini ve liderlik özelliklerini anlattı. Atatürk'e ve ondan emanet alınan değerlere sahip çıkılmasının önemini vurguladı.” (Şalom, 7 Aralık 2011)

Kemalizmin baş muhâfızı, Yahûdi Âlemi

2006 Nisanında, Gülen Cemâati, Abant Platformu çerçevesinde, Pâris'de bir müzâkere toplantısı tertîb etmişti. Bu toplantıya Zaman gazetesinden Ali Bulaç da iştirâk etmiş ve oradaki müşâhede ve intibâlarını günü gününe gazetesine yazmıştı. Bunlardan 8 Nisan 2006 târihli olanı, mevzûmuz bakımından gayet aydınlatıcı ve ibretâmîzdir. Toplantıda, Fransız Akademisi Âzâsı, Yahûdi târihçi Pierre Nora (d. 1931), Avrupa'nın kendi hüviyetini pekiştirmek ve birliğini inşâ etmek için, bir başka blokla zıdlaşmaya ihtiyâcı bulunduğunu, daha evvel bunun Sovyet bloku olduğunu, o blok tasfiye olduğuna göre, şimdi onun yerine İslâm Âleminin ikame edilmesi lâzım geldiğini müdâfaa ediyor…

Biz de, uzun seneler evvel, Fransız TV 5 kanalındaki bir tartışma programını tâkîb ederken, yine Fransa'nın Yahûdi Cemâatinin meşhûr sîmâlarından, feylesof  ve akademisyen Jacques Derrida'nın (Cezâyir, 1930 – Pâris, 9.10.2004), Nora'yla aynı sakîm muhâkeme tarzını kullanarak Avrupalıları İslâm Âlemine cephe almaya dâvet edişine şâhid olmuş ve onun alenen ikrâr etmekten çekinmediği bu düşmanlıktan öylesine tiksinmiştik ki bu programı hiç unutmadık…

Mezkûr toplantıda Yahûdi fikir adamlarının telkîn ettikleri pek mühim ikinci bir fikir de, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne âzâlığının elzem şartının, Müslümanlığa sırtına dönmek ve Kemalizme dört elle sarılmak olduğudur. Yine bizim de, hattâ umûmî bir kaide hâlinde, pek çok Yahûdi şahsıyette rastladığımız bu fikri, toplantıda, Alexandre Adler dile getirmiş…

Kemalizmin hakîkî çehresini keşfetmiş olan hiç kimsenin hayret etmiyeceği bir vâkıadır ki Kemalizmin baş muhâfızı, Yahûdi Âlemidir. Her fırsatta, bizim yerimize, “Türklerin Kemalizmden aslâ vazgeçemiyeceklerini”, âdetâ vazgeçmesine müsâade etmiyeceklerini îlân etmeleri, herhâlde mânâsız olmasa gerek…

Ali Bulaç'ın ibretâmîz makalesini aynen iktibâs ediyoruz:

Yahûdi Âleminin telkînine nazaran, İslâm Âlemine cephe almadan Avrupa Birliği gerçekleşemez!

“Abant-Paris'te tarihçi ve Fransız Akademisi üyesi Pierre Nora:

‘- AB, Sovyetler'e karşı bir iç bütünleşme projesiydi. Sovyetler'in parçalanması ile Batı'nın zafer kazanması, bu projeyi bir bakıma işlevsiz, anlamsız kıldı. Bugün için AB, siyasi bir güçten çok ekonomik bir birlik gibi görünüyor.'

dedi. Ve arkasından Avrupa'da ve Fransa'da neden Türkiye'nin üyeliğine karşı tepkilerin olduğunu açıklama sadedinde:

‘- Eğer AB, siyasî bir birlik olarak yoluna devam edecekse çöken Sovyetlerin yerine İslam dünyasını bir ‘öteki' olarak algılamak durumundadır.' dedi.

“Bir Türk dinleyici şunu sordu:

‘- Avrupa kendi kimliğini, siyasî birliğini oluştururken illa da kendine bir düşman mı seçmek zorunda? Bu düşman illa da Müslümanlar mı olmak zorunda?”

“Nora, bu sorunun cevabını vermenin kolay olmadığını söyledi ve şunları ekledi:

‘- 21. yüzyılda İslam dünyası gelişecek. Bu gelişmenin yönetilmesi lazım. Avrupa, ılımlı Müslümanları İslamcı Müslümanlara karşı desteklemek zorundadır. Çünkü İslamcı İslam, hem modern değerler hem Müslüman dünya için zararlıdır.'

 

“Kemalist Batılılaşma Projesi, tenkîd edilemez!”

“Benim, Türk medyasına da yansıdığı gibi, çeşitli tartışmalara yol açan sorum, Fransa'nın çok ünlü tarihçisi ve gazetecisi Alexandre Adler'e idi. Şunu sordum:

‘- Toplantı boyunca hiçbir Fransız konuşmacı, İslamiyet'le diyalog kurulabileceğinden, yaşanan modernleşme/Batılılaşma sürecinde Müslümanların nasıl etkilenip sıkıntı çektiklerinden, Müslümanların ne düşündüklerinden tek bir kelime etmedi. Altı çizilen hususlar şunlar:

‘1) Avrupa sorunlarını konuşuyor, bu sorunlar çözülürse dünya da kurtulur; 2) Türkiye'nin AB üyeliği fonksiyonel olabilir, ama emin değiliz; 3) Kemalist Batılılaşma projesi doğrudur, eleştirilemez, esnetilemez; 4) İslam bir tehdittir, baskı altına alınabilir; bu demokratik sürecin doğasına halel getirmez; 5) Türkiye, İslami kimliği minimize edilmiş olarak -belki- üyeliğe kabul edilebilir. 6) Türkiye kendi başına karar verecek, yolunu çizebilecek olgunlukta bir ülke değil; Avrupa filtresinden geçmesi gereken bir ülke; Avrupa'nın filtresi, az demokrasi ile vaziyeti idare eden devlettir.