Milliyetçilik ve çevre
Milliyetçi zihin modern dünyanın çevreyi nasıl ve hangi zihinle tahrip ettiğini düşünerek çevreci hareketini temellendirir.
Modern zamanlarda mekanistik evren tasavvuru her şey de olduğu gibi çevreye de bu paradigmasıyla baktı. Felsefi çerçevesi, dünya anlayışı ve hayat görüşü çerçevesinde çevreyi takılıp sökülür ve hatta yönetilip tahakküm edilir bir nesne olarak değerlendirdi. Ozon tabakası yırtıldığında ise o kibirli teknolojisi o yırtığı dikecek bir iğneyi üretemeyince modernite can çekişir oldu. Organizma olarak çevre ile mekanik bir unsur olarak çevre anlayışı çok farklı anlayış, hayat ve dünya görüşlerinin parçasıdır. İnsan kendisini parçası gördüğü bir doğada uyumla var edecek yer de doğayı da sömürüye tabi tutan bir sahip gibi davranınca dengeler bozuldu.
İnsan koskocam bir evrende güneş çevresindeki gezegenlerden birinde yaşamaya başladığını düşünmeye başladıktan sonra dünya ve çevremiz biricikliğini yitirince kendisiyle var olduğumuz, emanet çevre anlayışından tüketim alışkanlıklarımıza nesne bir varlığa dönüşen maddi çevremiz hızla yozlaşmaya ve tükenmeye başladı. Mekanik bir anlayışla zihniyeti teşekkül eden beşer insan merkezli bir uygarlık kurduğunu düşünürken çevresini kemiren bir asalağa dönüştü.
Maddeyi önceleyen bilimi bu öncülle kavrayan modern akıl çevreyi kendi hegemonya ve sömürüsünün azat bulmaz bir kölesi gibi gördü. Tabiata uyum ve onunla müşterek yaşama yerine egemen olma kavramı öne çıkınca dengeler bozuldu. Hükmetmek ve yönetmek saplantısı çevreyi de her şeyle birlikte kirletti ve yozlaştırdı. Varlığın devreden ve döngüsel yapısı doğrusal bir diyalektiğe hapsedilince anlamlandırmalar bu çerçevede oluştu ve doğa düşünceler gibi parçalandı ve tahrip edildi.
Türkiye'de çevre hareketi muhtelif akımlarda şekillenirken milliyetçilerin de bu konuda sözü oldu ve olmalıdır: İşe fikri müktesebatı gözden geçirmekle başlamak faydalı olacaktır. Başbuğ'un Dokuz Işık'taki “Türk ahlâkı hiçbir zaman tabiat kanunlarına aykırı olmayacak, tabiat kanunlarıyla da bağdaşan bir takım temellere dayanmış bir ahlâk olacaktır.” tespitleri varken milliyetçiler ahlaklarının tabii bir sonucu, mesuliyetlerinin gereği ve varlıklarının tabii bir sebebi olarak bu konuya ilgi duyarlar.
Nurettin Topçu'nun da sanayi ve tekniğe dair eleştirileri çevreye dair önemli muhtevayı taşır: “Şüphe yok ki, bizi güneşe kavuşturan hayat topraktan fışkırdı; topraktan yaratıldık. Anamız toprağa bağlılığımız, kucağında son uykuya dalacağımız zamana kadar sürecek; ayağımız onun üstünden kesilmeyecek. Yine şüphe yok ki, güneşe görünen yüzlerin en güzeli toprağın yüzüdür. Kalbini, anasından doğduğu gibi koruyabilen insan, toprağından ayrılmayan insandır. Ona vatan, ona yatak, ona kabir topraktır. Ağaçlara, çiçeklere ve çayırlara varlık veren hayat toprakta gülümser. Güneş, her sabah doğarken toprağın kalbinden çıkar, her sevdalı akşam toprağa gömülür. Dünyamızın kalbi toprağın altında çarpmaktadır. Vefakârlık, sevgi ve samimiyet toprakta barınır. Dostluk, toprağın hiç değişmeyen, ihaneti bilmeyen yüzünde okunur. …Topraktan uzaklaşan insanın ilk işi, topraktan çıkardığı demire yaklaşmak oldu. İlkin demiri kılıç yaptı; başka insanların kafasını kesti. Sonra sabanına bağladı, toprağın bağrını eşti. Daha sonra demirden yaptığı aletlerle kurduğu şehirleri yerleştirdi. Burada toprak sevgisi yerini demirin hırsına bıraktı. Demirle oynadıkça içindeki şeytan harekete geçti. İnsanın eliyle aletleşen demir, ihtirasları kımıldattı… Toprak huzuru ve sonsuz saadeti yaşattığı halde, topraktan çıkarılan demir, dünyayı karanlıkla doldurdu. Bugün büyük makine halinde dünyamızın üstüne kabus gibi çöken demir saltanatı, kendisine hayran insanın kalbini çürütmüş ve huzur ile mutluluğu yeryüzünden kovmuş bulunuyor.” (Nurettin Topçu, Kültür ve Medeniyet, İstanbul, 1998, 170)
Hiç anlamamışımdır çevre ve ekoloji hareketleri neden milliyetçiliğe karşıdırlar. Milliyetçiliği düzen goygoycusu görme ezberlerini bir türlü değiştiremediler! Milliyetçileri kapitalizmin ile ve müesses nizamın sorunları ile eşleştirme hastalığından kurtulamayan zihinler için en büyük avantaj, milliyetçi düşünce çevrelerinin bu konuya yeterince temas etmemiş olmalardır. Bu manada 1996 yılında Çevre ve Türk Dünyası makalemizi Türk Yurdu'nda yayınladığımızdan bu yana çok yol alındığı da söylenemez. Milliyetçi ahlak ve sorumluluk vatanda devlet ve tarihi sevmek olduğu kadar vatanın taşını toprağını sevmeyi de gerekli kılar. Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in “Milliyetçiliğimiz başkalarına karşı kin, garez duygularıyla beslenmez. Demek ki Türk Milliyetçiliği, Türk Milletine karşı duyulan derin sevgi, bağlılık ve onu güç durumdan kurtarıp kuvvetli, her çeşit korkudan, baskıdan uzak, şerefiyle yaşayan, müreffeh, mutlu ve modern uygarlıkta en ön safa geçmiş bir hale getirmek isteği ve bu isteğin yarattığı duygu dur.” tarifiyle ortaya koydu. Milliyetçiliğimizin bu babda çevre gibi güncel bir meseleden uzak ve ilgisiz olması düşünülemez. Siyasi bakımdan bu düşünceyi benimseyen kurumların ve STK düzeyinde başta Türk Ocakları olmak üzere muhtelif milliyetçi yapıların kendi içlerinde bu meseleye alaka göstermesi gerekir. Solun siyasi içerikli ve güdümlü çevre anlayışına mukabil ve alternatif olarak milliyetçiler Türkiye ve Türk Dünyasının çevre meselelerine alaka göstererek buralarda iklim, çevre kirliliği ve su gibi konularda ilgi ve fikir sahibi olmaları ve vatanı bu cephesiyle koruyup savunması kaçınılmazdır.
“Allah'ın buyruklarını umursamayan şu insanların yaptığı hatalar yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönsünler diye Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.” (Rûm, 41) ayeti bugün “çevre sorunları” dediğimiz olayların bütününü kapsar ve açıklar mahiyettedir. Nizamın bozulup fesatın ortaya çıkması sonucu doğanın bize ödettiği hesaplarında bir ilahi hikmet olduğunu da düşündüren bu ayet mesul olduğumuz vatandaki çevre ve doğa karşı milli bir mesuliyeti de bize yükler. Şehirlerimize yeşili vaat eden “millet bahçelerinin” de bu cümleden düşünülerek çevremizi saran modern kirlenmeye karşı kendi milli çevremizi fikir ve fiziki çevre manasında kurma yolunda bir çaba olarak görmek manalı olacaktır. Çevreci milliyetçilik bir ahlak ve değer hareketidir. Edebiyatla, sanatla bu cümleden mesela tiyatroyla alakadar bir zümre çevre hassasiyetiyle oluşturdukları muhtevayla mefkureleşen milliyetçi hareketin bu şubesine omuz vermeli değil midir artık? Nizam-ı âlem içine çevre girmez mi? Artık sarı çiçeğe soracak sorularımız yok mudur? Ülkemiz dolarla, papazla kuşatılırken çevreye sahip çıkmak milliyetçilerin başlı işi olmalıdır.
Ülke topraklarını eli silahlı işgalciden korumak kadar erozyonla denize kaptırmamak da milliyetçiliktir. Vesselam…