​Merhamet medeniyeti

-----

"Ne duruyorsunuz, sökün sahte su borularını!

<p></p><p></p><p>“Ne duruyorsunuz, sökün sahte su borularını!</p><p>Ev ev merhamet şebekesi kurun.</p><p>Tepelerinizdeki çatıları da yıkın! Göklerle temasa geçin!</p><p>O zaman göreceksiniz ki; acı su borularından, kendi kendine tatlı su akacak... Ve başlar üstünde, güneşe yol veren kubbeler yükselecek.” Reis Bey-Necip Fazıl KISAKÜREK</p><p></p><p>Reis Bey filmini izlediniz mi? İzlemediyseniz internet ortamında bulup mutlaka izleyin. Necip Fazıl’ın bu önemli eseri bütün insanlığa çok önemli dersler veriyor. Filmden bir bölüm şöyle:</p><p>Reis Bey, genci suçsuz yere astırdıktan sonra kaldığı otelin holünde, resepsiyonda gencin dadısı ile karşılaşır. Aralarında şöyle bir sohbet gelişir:</p><p>Reis Bey: (Dadıya) Geldiğine iyi ettin! Ben de seni arıyordum!</p><p>Dadı: Ne yapacaktın?</p><p>Reis Bey: Beni affetmeni isteyecektim.</p><p>Dadı: Eğer ben seni affedersem, yeryüzünde suçu bağışlanmadık insan kalmaz!</p><p>Reis Bey: (Dadıya bir adım yaklaşır.) Yeryüzünde suçu bağışlanmadık insan kalmaması için beni affet!</p><p>Dünyamız üzerinde o kadar çok zulüm yaşanıyor ki... İşin en acı tarafı tüm bu merhametsizliğe sebep olan yine insan. Masum çocuklar, masum kadınlar, masum erkekler, masum hayvanlar; merhametten yoksun insanlar eliyle zulme uğramaya devam ediyorlar. Cahit Zarifoğlu: “Ne çok acı var” çığlığını atmıştı bir zaman. Ne kadar haklı bir çığlık...</p><p>Tüm insanların kalbine yeniden merhamet tohumları ekme, hepimizin derdi olmalı. Önce merhamet çekirdeğini gönüllere gömüp, sonra onu bir çiçek gibi sulamaya devam etmemiz gerekiyor. Ektiğimiz o tohumlar, gün gelecek fidanlara dönüşecek, fidanlardan nice güzel çiçekler açacak sonra tüm yeryüzü merhamet çiçekleriyle dolacak ve her yer mis gibi merhamet kokacak.</p><p>Her şeyin başı sevgi. Sevgiyi tüm kalplere nakşetmemiz gerekiyor. Bu konuda en önemli görev hiç şüphesiz anne babalara düşüyor. Çocuklarınıza “ne öğretebilirim?” diye düşünmenize hiç gerek yok. Onlara sevgiyi öğretin. İnanın bu onlara yeter. Bunun en etkili yolu, onları sevmek. Onları önce siz sevin ki, sevginin nasıl bir şey olduğunu görsünler, hissetsinler. Sevgisiz ortamlarda yetiştirilmiş çocuklar, sokaklarda gördükleri masum hayvanlara acımasızca tekme atabiliyor, başka insanlara zarar veriyor, her şeyden çok da kendilerine zarar veriyor. Oysa sevgi dolu bir aile ortamında sevgiyi iliklerine kadar yaşamış çocuklardan, gün gelecek ne güzel insanlar yetişecek. Merhametli çocuklar yetiştirmediğimiz için bunca acı yaşanıyor. Dünyaya hükmedenleri zamanında aileleri sevmiş olsa, onlara merhamet duygusunu aşılamış olsaydı, bugün dünyamızda bu kadar acı yaşanmayacaktı!</p><p>İslâm dininin en temel öğretisi, insanı inşa etme üzerinedir. İslam Peygamberi (S.A.V), kendi kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bir topluluğu, çok kısa bir sürede dünyanın en merhametli insanları haline getirmişti.&nbsp;</p><p>Dünyaya ham olarak gelen insan, İslâm ile olgunlaşır, kâmil insan olur. İslâmın en önemli ayırt edici özelliklerinden biri ise, merhamet ilkesidir. Müslüman sadece insanlara karşı değil, tüm canlılara karşı son derece merhametlidir. Çünkü bilir ki, bu dünyada yapacağı en ufak bir kötülüğün bir gün hesabını verecek.&nbsp;</p><p>Osmanlı’nın en ihtişamlı sultanlarından Kanuni Sultan Süleyman’ın bizzat yaşadığı şu ibretlik hadiseyi bir kere daha hatırlayalım. İslâm ile yoğrulmuş bir müminin nasıl bir merhamete sahip olduğunu görelim...</p><p>Kanuni Sultan Süleyman, devlet işlerinden arta kalan vakitte Topkapı Sarayının bahçesinde ağaç yetiştirmekle meşgul olurdu. Birgün yetiştirdiği meyve ağaçlarını karıncaların sardığını gördü. Ağaçlara zarar veren karıncaların itlaf edilmesini ve karıncaların bürüdüğü ağacın kesilip kesilmemesi hususunu bir tezkîre ile Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’ye sordu. Hemde öyle şairâne bir dil ile sordu ki:</p><p>“Dırahta ger ziyan etse karınca</p><p>Günâhı var mıdır ânı kırınca?”</p><p>(Eğer karınca ağaca zarar veriyor, onu kurutuyorsa, karıncayı yok etmenin bir günahı var mıdır?)</p><p>Ebussuud Efendi, zamanın şeyhülislâmıdır. Kanuni’ye hoş görünmek için, karıncanın ölmesinden ne olur padişahım, diyebilirdi, fakat o, ince bir nükteyle bakın ne diyor, bu da sanatkâr bir padişaha sıradan bir cevap değildir:</p><p>“Yarın Hakk’ın dîvânına varınca</p><p>Süleyman’dan hakkın alır karınca.”</p><div><br></div>