Mehmed Âkif'in rüyasını gördüğü cumhuriyet
-----
2022-12-27 00:00:00
<p>Soğuk Ankara ayazının teslim aldığı Tâcettin
Dergâhı’nda rüya üstüne rüya görüyordu Mehmed Âkif. Gördüğü rüyalar “Sönmeden
yurdumun üstünde tüten en son ocak” dediği Türkiye İslâm Cumhuriyeti üstüneydi.
Cumhuriyet veya cumhuriyetçilik bir sistem olarak gaye değildi. Fakat dünya
savaşları, İslâm dünyasının parçalanması ve ardından din-i İslâm şiarıyla
yapılan Millî Mücadele’nin istikâmeti hilafet müessesesini de içine alan
Türkiye İslâm Cumhuriyetine doğru gidiyordu. Umumi hâl ve gidişat böyleydi. İlk Meclis’te İslâm üzere
nutuklar atılıyor, faaliyetler yapılıyordu. Meclis’in hatm-i şeriflerle
açılışından, M. Kemâl’in “Biz burada farklı etnik kimlikleriyle müttehid bir
Müslüman kitleyiz. Arnavudu, Kürdü, Arabı, Türkü, İslâm sıfatı ile bir
aradayız, hep beraberiz” şeklindeki beyanlarından ve İkinci Grup tarafından
“Hâkimiyet-i milliye esasına aykırı bütün kanunlar değiştirilecektir”
maddesinin sunulmasından ve 1921 Anayasası’nda “Devletin dini, din-i İslâm’dır”
hükmünün yer almasından dolayı rüyasını gördüğü Cumhuriyetin tecessüm
edebileceğine mümkün gözüyle bakıyordu. </p><p> <b>M. KEMÂL, ÂKİF’TEN İSLÂM BİRLİĞİNE DAİR
VAAZ VERMESİNİ İSTEMİŞTİ </b></p><p>M. Kemâl, Mehmed Âkif’e Nasrullah Câmii’nde Millî
Mücadele’nin “Dîn-i Mübin” ve Vatan-ı İslâmiyye” üzerine başlatıldığına dair
vaaz vermesini, Anadolu’da İslâm birliği idealini anlatması için İrşad
Heyeti’nde yer almasını bizzat rica ederek söylemesi, onun zihninde müstakbel
bir Türkiye İslâm Cumhuriyeti mânasına geliyordu. Orduya ithaf ettiği “Ordunun
Duası” adlı şiirinde “Müslümanız, Hakk’a tapan Müslüman / Putları Allah
tanıyanlar, aman” mısralarıyla Türkiye İslâm Cumhuriyeti’nin “Hakk’a tapan
Türk” ordusu ve milleti sâyesinde kurulacağının rüyasının görmüştü son kez ve
dua etmişti.<b>
</b> </p><p> <span style="color:black">Mehmed Âkif’i en çok 1921 Anayasası’na geçirilmesi
düşünülen, Eylül 1920 tarihinde Meclis’e hükümet teklifi olarak sunulan “…Millî
sınırlar içinde hayat ve bağımsızlığını sağlamak ve Hilâfet ve Saltanat
makamını kurtarmak yeminiyle kurulduğundan, hayat ve bağımsızlığının, tek ve
kutsal emel bildiği Türkiye halkını… ve hilafet haklarının Meclisçe
kullanılacak olması…” şeklindeki kararlar ümitlendirmişti. (</span>Diyanet
İslâm Ansiklopedisi, cilt: 17, s. 546)<b> </b></p><p><b>
1923 SEÇİMİNDE KEMÂLİSTLER ÂKİF’İN RÜYASINI GÖRDÜĞÜ CUMHURİYETİ
YIKTILAR </b></p><p>Fakat
gidişat rüyasında gördüğü gibi olmadı. Orduyu ladinî Cumhuriyet’in ordusu yapan
pozitivist Kemalist şefler, rüyasındaki Cumhuriyeti daha doğmadan ana karnında,
yâni Meclis’te öldürerek rüyasına ihânet ettiler. M. Kemal’in, sözünün dışına
çıkması ve Âkif’in de bulunduğu İkinci Grup’taki milletvekillerini tasfiye
etmesiyle İslâmî Türk Cumhuriyeti hayâli kararmaya başlar. 28 Haziran 1923’de 2. Dönem milletvekillerini belirlemek için
yapılan seçim Kemalistlerin Lozan öncesi bir oyunuydu. Bu seçime Âkif’de dâhil,
İslâmî milliyetçi bir Cumhuriyet devleti fikrine sahip hiçbir şahsiyet
sokulmadı. Ardından hilafetin tasfiyesi,
Latin harfleri gibi ihânetler ve 1928 anayasasının cebren yürürlüğe
sokulmasıyla laikçi-pozitivist bir devlete dönüşen Cumhuriyet onun hayâllerini
söndürdü.</p><p><b>RÜYASI İLK MECLİSTE BALTALANDI</b> </p><p> Hâsılı, Âkif’in İslâmî Türk
Cumhuriyet’i fikri Millî Mücadele’nin dîn-i İslâm üzere yapılmasının ardından
Kemalistler tarafından Meclis’te baltalandı. Bunu anlamak için <span style="color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">D. Mehmet Doğan’ın “</span>Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” kitabına müracaat etmek
lâzım. Adı geçen kitabın 224 ve 225 sayfalarından, “1923’ün sonu: Cumhuriyet’in
ilânı” (s. 233) ve “Hilafet’ten sonra
Cumhuriyet: Tek parti idaresine geçiş” (s. 297) bölümlerinden hülâsa
ettiklerimizle anlatalım: Birinci Meclis, “halifeciler” ve “cumhuriyetçiler” olarak iki gruba
bölünmüştü. Aslında bu bölünmenin sebeplerinden en önemlisi yine, kurulacak
cumhuriyetin nasıl olacağı sorusunda düğümleniyordu. Laik inkılâpçı
Cumhuriyetçi grubun öncülüğünü M. Kemâl üstlenmiş, muhalif grupta ise Ali Şükrü
Bey, Kâzım Karabekir, Hüseyin Avni Ulaş gibi önemli isimler yer alıyordu. <span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">İlk olarak 1921 yılında ortaya atılan
cumhuriyet fikrine, ilk Meclis’ten sert itirazlar yükselir. İtirazların fazla
olmasında belki de Meclis’teki birinci gruptan bazı kişilerin, işi daha da
ileri götürerek, “Bolşevik bir cumhuriyet” sistemini savunmaları tesirli olur.
Sert tepkilerle karşılaşan M. Kemâl ve yandaşları, Karabekir Paşa’ya “Hilafet
ve saltanat meselesi bir ‘mesele-i Esasiye’ değildir. Türkiye’nin başında
Hilafe-i İslâm olacaktır. Bir hükümdar sultan bulunacaktır” diyerek havayı
yumuşatır.</span> <span style="color:black">Âkif’in de bulunduğu İkinci Grubun başkanı
olan Hüseyin Avni Ulaş’ın dile getirdiği görüşe göre Cumhuriyetin bir emrivaki
şeklinde getirilmemesi, anayasa değişikliğinin etraflıca görüşülerek meclisten
geçmesi, halifeye ve hilâfet makamın Meclis’te temsil edilmesi, sosyal kurumların
İslâmî esaslara müstenid bir yapı içerisinde teşekkülü gerekmektedir. M. Kemâl ve taraftarları ise “Anayasanın tümü
üzerinde münakaşalar açılması, zaman alacağından ilk plânda Ankara’nın hükümet
merkezi olarak sağlanmasından sonra sür’atle Cumhuriyetin ilânını gerekli”
görürler. </span><b> </b></p><p><b>İKİNCİ GRUBUN TASFİYESİ ÂKİF’İN
CUMHURİYET HAYÂLİNİ YIKIYOR </b><b> </b></p><p>M.
Kemâl’e muhalefetinden dolayı Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi ve benzeri sindirme
hareketlerinin hızlanmasının altında, Âkif’in rüyasını gördüğü ikinci grubun
İslâmî Cumhuriyet mücadelesi yatmaktadır. M. Kemâl’in, yaveri Abbas Bey’e “Ali
Şükrü Bey, Ankara’ya matbaa makinası getirmiş, Tan adıyla bir gazete
çıkaracakmış. Siz hâlâ uyuyorsunuz…” demesi bu endişeden dolayıdır. Adı geçen kitaptan hülâsa ettiğimiz yukarıdaki bilgilerden anladığımız
şu: Lozan müzakerelerinden önce yapılacak seçimde İkinci Grubun tasfiye
edileceği, Avrupâî ve lâ-dinî bir Cumhuriyeti tasdik edecek milletvekillerin
teşekkül ettirileceği duyulmaya başlayınca onun Türkiye İslâm Cumhuriyeti
rüyası da bitmişti.Falih Rıfkı Atay, “Çankaya”
kitabında “Şair Mehmed Âkif, sarıklı hocaların birçoğu ve Ali Şükrü Bey bu
gruptandır” ifadesiyle İlk Meclis’te iki farklı Cumhuriyet anlayışının
çarpıştığına işaret ediyor. İkinci Meclis’teki M. Kemal’e taraftar
milletvekillerinin Batıcı-laik Cumhuriyetin ilânına, yâni M. Kemal’in plânladığı
bir Cumhuriyet’e parmak kaldırmasıyla kanlı ve Batılı inkılâpların ve Altı Ok
Cumhuriyetinin hükümferma olacağı anlaşıldı ve “Hakk’a tapan millet”
Cumhuriyetinin önü kapatıldı. Âkif’in
rüyasını gördüğü Türkiye İslâm Cumhuriyeti’nin gerçekleşmesinin önündeki bir
başka engel de, Halk Fırkası’nın kurulması ve programının devletin ilkeleri
olarak kabul edilmesi, 1924’de Evkaf ve Şeriye, Tevhid-i Tedrisat kanunlarının
çıkması ve Hilafetin kaldırılmasıydı.</p>
<p class="msobodytextindent" style="margin-left:0cm">Böylece,
“Türkiye Devleti’nin dîni, dîn-i İslâm’dır” diyen 1924 Anayasası da onun
istediği Cumhuriyete yâr olmamıştı. Prof. Dr. Mete Tunçay’ın “Tek Parti Yönetiminin Kurulması-1923-1931” kitabında ifade ettiği gibi “1924 Anayasası, M.
Kemâl’in Paşa’nın yönetimi altında geniş ölçüde kağıt üstünde kalan bir belge
olmuştu.” <o:p></o:p></p>
<p class="msobodytextindent" style="margin-left:0cm"><b>“MÜRTECİ ÂKİF” VE “ARAP ÂKİF” DİYE
HORLANMIŞTI</b> </p><p class="msobodytextindent" style="margin-left:0cm">Önce
dillendirilmeyen, sonra adım adım fiile dökülen bu ihânet ve aldatmacalar
neticesinde millî hâkimiyetin “Hakk’a tapan milletin” elinden alınıp Altı Ok
Cumhuriyetinin ilân ettirilmesiyle “öz vatanında parya” gibi kalmıştı Âkif.
Hakk’a tapan Türkiye Cumhuriyeti hayâli ile Millî Mücadele’ye katılmak üzere
Eşref Edip’e “Ben gidiyorum, Sebilürreşad klişesini al gel” diyerek geldiği
Ankara siyahlara bürünmüştü gözünde. Din-i İslâm üzere irşad için geldiği bu
şehirde “Arap Âkif”, “Mürteci Âkif” diye alaya alınmaya başlanmıştı. (D. Mehmet Doğan,
Câmideki Şair Mehmed Âkif, s.65-66)
</p><p class="msobodytextindent" style="margin-left:0cm"><b>ÂKİF’İN CUMHURİYETİ İSLÂMÎ İNKILÂPLAR YAPACAKTI </b></p><p class="msobodytextindent" style="margin-left:0cm">Âkif’in
rüyasını gördüğü Cumhuriyet, Altı Ok Cumhuriyeti gibi lâdinî ve Latin alfabesi
gibi düşmanca inkılâplar yapmayacak, Batılı eğitimi olduğu gibi iktibas
etmeyecek, Türk milleti kimliğini İslâm’dan tecrit ederek seküler “ulus” hâline
getirmeyecek ve İslâm’ı ferdî vicdanlara hapsetmeyecekti. İslâmî müesseselerin
tecdidinden meydana gelen ve seçimle teşekkül edecek millet meclisi olan bir
Cumhuriyet olacaktı. Yaşayagelen dinî ve toplum değerleri şartlara göre
dinamizm kazandırılacaktı. Sadece kültürel bir “anma” figürü değildir Âkif. İstiklâl Marşı onun
rüyasını gördüğü devlet ve milletin yol haritasıydı. <span style="color:black;
mso-themecolor:text1">Âkif’in rüyası elbet bir gün gerçekleşecek. “Doğacaktır
sana va'dettiği günler Hakk'ın / Kim bilir belki yarın, belki yarından da
yakın.”</span>([email protected])<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"> </p>