Mehmed Âkif, İslâm medeniyetinin müdafîidir
-----
2022-01-03 00:00:00
<p>Mehmed Âkif
şeksiz şüphesiz İslâm medeniyetinin müdafîidir. Batı medeniyetinin “çelik
zırhına” ve “canavarlığına” karşı Müslümanların “îman dolu göğüsleri ile”
mücadele etmesini haykırır. Safahat’ın dördüncü kitabı olan “Süleymâniye
Kürsüsünde” İslâm medeniyetini fazileti ve insanî değerleri üstün tutan bir
medeniyet olarak tavsif eder:</p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;mso-ascii-theme-font:
minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“NASIL OLMUŞ DA O FÂZIL
MEDENİYET…” <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“…Önce
dağdan getirip yonttuğu taş parçasını /Sonra hâlık tanıyan bir sürü vahşî
yığını / Nasıl olmuş da, otuz yılda otuz bin senelik / Bir terakki ile dünyâya
kesilmiş mâlik? / Nasıl olmuş da o fâzıl medeniyyet, o kemâl / Böyle bir kavmin
içinden doğuvermiş derhal? / Nasıl olmuş da zuhûr eyleyebilmiş Sıddîk!/ Nereden
gelmiş o Haydar’daki irfân-ı amîk? / Önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da,
Ömer / Sonra bir adle sarılmış ki: Değil kâr-ı beşer?/ Hâil olsaydı terakkiye
eğer şer-i mübîn / Devr-i mes'ûd-i kudûmuyle giren asr-ı güzîn / En büyük bir
medeniyyetle mi eylerdi zuhûr?” (s.186)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Süleymaniye
Kürsüsü”ndeki fikirlerin hülâsası şöyle: Câhiliye dönemlerinde kızlarını diri
diri toprağa gömecek kadar vahşî ve câhil bir kavimden Hz. Ebubekir Sıddık, Hz.
Ali, Hz. Ömer gibi medeniyet inşacılarının çıkması “fâzıl medeniyet”
sayesindedir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;mso-ascii-theme-font:
minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">ÂKİF’İN MEDENİYET ANLAYIŞI
SEKÜLER DEĞİL, KUR’ÂN ÜZEREDİR<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">Âkif ütopik
değil, gerçekçidir. İslâm’ın inkişafını medeniyet, medeniyeti de İslâm’ın dünya
ve ahiret ameliyesi olarak târif eder. Medeniyetle dînin birleşemeyeceğini,
dînin ilerlemeye engel olduğunu iddia edenlerin aksine, vaazlarında medeniyetle
dînin aynı olduğunu, Müslüman milletlerin İslâm'ı en güzel yaşadıkları
devirlerde dünyaya önderlik eden medeniyet kurduklarını anlatmıştır. Ayağı yere
basmayan bâzı ütopik İslâmcı aydınlar Âkif’i, Muhammed Abduh gibi reformist
İslâmcıların tesirinde kalmakla, İslâm’a ve medeniyete Batı’nın terakki
anlayışından bakmakla itham ederek itibarsızlaştırıyorlar. Efradını câmi,
ağyarını mâni bir İslâm dünya görüşünü sistemli bir şekilde ifade etmemiştir
ama makul ve samimi bir İslâmcıdır Âkif. İtikâdî mânada da, fikrî mânada da
Âkif’in İslâmcılığı seküler değil, Osmanlı Devletinin çöküşü ve İstiklâl Harbi
başladığında Ehl-i Sünnet çizgisinde Müslüman Türklük merkezlidir. İslâm
kaynaklarının Batı karşısında canlandırılamadığını tenkit etmesi “ilerlemeci”
zihniyetten tesir aldığını göstermez. Modernist değil, modern teknik ve çalışma
usûllerinden yanadır. Temkinli bir şekilde Batı’nın ilim ve fen müesseseleriyle
irtibat kurulmasını ister. Yaşadığı döneme hâkim olan umumi bakış Batı’nın
maddî üstünlüğüydü. Batı’nın maddî terakkilerine imrenme duygularıyla bakması
İslâmcı duruşuyla çelişki oluşturmaz. Batı’nın sadece çalışma disiplinini
takdir eder. Batı karşısında üç asırdır ezilen Müslümanların çalışmak ve
üretmek fiilinden uzak olduğunu canı yanarak dile getirmesi bu sebeptendir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Hadi göster
bakayım şimdi de İbnü'r-Rüşd'ü?/ İbn-i Sina niye yok? Nerde Gâzâlî görelim?
Hani Seyyid gibi, Razi gibi üç beş alim?...” mısralarıyla Müslümanların çöken
medeniyet meselesini yüreği yanarak dile getiren Âkif’e,
“Safahat neredeyse baştan sona Batı’ya karşı perestişkâr bir tavır, kendi
ülkesine ve Müslümanlara karşı da müstekreh tablolar çizer” demek
insafsızlıktır ve onun millet şuurunda uyandırdığı fikirleri de ziyan etmektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;mso-ascii-theme-font:
minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“GARB’IN İLMİ” DEN KASTI FEN VE
SANAYİDİR<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">İslâm
medeniyet dâvasının endişesini hep taşıyan, Batı’ya asla hayranlık beslemeyen
mümin ve samimi bir münevverdir Âkif. Çöküş sebeplerimizi manzumlaştıran Safahat’ında
İslâm medeniyet ölçülerinde Batı’nın sadece “fen ve ilminin” alınmasını söyler:
“Alınız ilmini Garb'ın, alınız san'atını.”
Bu mısraın fikirleri ütopik İslâmcı aydınlar tarafından tenkit edildiği
malûm. Oysa “Batı’nın ilim ve san’atından” kastedilen fen, sanayi ve
teknolojidir ki, Kur’ân merkezli ilim anlayışından taviz mânasına gelmez. Batı
ile münasebetlerimizin tedbirli olmak şartıyla “fen ve sanayi prensipleri
üzerinde olmasını” savunur. Milleti adına üç asırdır Batı karşısında canı yanmıştır.
Ülkesinin bütün ıstıraplarını, yoksulluğunu, iktisadî buhranını, nizamsızlığını
yüreğinde hisseden bir hâlet içinde zamanın fen ilminin hâkimiyetini önemli
bulur ve İslâm dünyasının istikrarsızlığına ve geç kalmışlığına isyan eder:
“Niye ilmin adı yok koskoca millette bugün? / Çünkü efkâr-ı umûmiyye aleyhinde
bütün / Çünkü yerleşmek için gezdiği yerlerde fünûn / Önce gâyetle büyük hürmet
arar, sonra sükûn /Asr-ı hazırda geçen fenlere sâhip denecek / Bir adam var mı
yetişmiş içinizden, bir tek?” (Süleymâniye Kürsüsü, s.187)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;mso-ascii-theme-font:
minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">GARB’IN İLMİNİ İSLÂMÎ İLİM YERİNE
KULLANMIYOR <o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">Şiirlerinde
medeniyete gönderme yapan ilim, fen, terakkî, ilerleme kavramlarını Batı’yı ve
Batılılaşmayı telin ve tefrik ederek kullanır. “Alınız ilmini Garb’ın” mısraını
Batı’nın sömürgeciliğini keskin bir şekilde belirtmesine rağmen, ayağı yere
basmayan ütopik İslâmcı yazarların Âkif’in dolu taraflarını görmezden gelip
sürekli “çelişkileri vardı” diyerek gözden düşürmeye çalışmaları insafa sığmaz.
“Sade Garb'ın yalnız ilmine dönsün yüzünüz” mısraında bahsedilen “ilim” le
“kâinattaki olayların sebep, sonuç ve tesirlerini bilmek, anlamak, ayırt etmek,
görmek, akıl, mârifet, vukuf” mânasına gelen İslâmî ilim kastedilmiyor.
(Diyanet İslâm Ansiklopedisi, ilim maddesi, cilt:22, s. 108) Fen, sanayi,
teknoloji gibi müsbet bilgiler kastediliyor. Batı’nın teknik ilimlerdeki
üstünlüğünü anlatan mısralardan Batı’nın üstünlüğü mânası çıkarmak sığ bir
anlayıştır. “Ne varsa Şark'ta vardır, Garb'a doğru açılan pencereleri
kapamalıyız” diyenleri de “Ne varsa Garp'ta vardır. Harîm-i âilemizi bile
Garplılara açık bulundurmalıyız” görüşünü savunanları da gerçekçi bulmaz. Bu
tavırda olan ütopik İslâmcı yazarlar da Kemalistler de ikiyüzlüdür. Âkif’in
Muhammet İkbâl gibi modernist İslâmcı olduğunu yazan ütopik İslâmcılar bugün
onun görüşlerini ikiyüzlülük ederek yazıp söylüyorlar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Cehennem
olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz, Bu yol ki Hakk yoludur, dönme bilmeyiz,
yürürüz” ve “Garb'ın eşyası, eğer kıymeti hâizse yürür / Moda şeklinde gelen
seyyie gümrükte çürür” diyen Âkif’e Batı medeniyetini kökten reddetmemiştir
demek haksızlıktır. Nasrullah Câmii’ndeki vaazındaki “Avrupalıların ilimleri,
medeniyetteki, sanayideki terakkîleri inkâr olunur şey değildir. Ancak
insaniyetlerini, insanlara karşı olan muamelelerini kendilerinin maddiyattaki
bu terakkîleri ile ölçmek katiyen doğru değildir. Heriflerin ilimlerini,
fenlerini almalı. Fakat kendilerine asla inanmamalı, kapılmamalıdır”
ifadelerinden Batılılaşmaya karşı olduğu anlaşılmıyor mu? (M. Ertuğrul Düzdağ,
Mehmet Akif Ersoy, Kültür Bakanlığı Yayınları)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Süveyş'i
yardı herif... Akdeniz'le Şab Denizi / Bitti. Öyle ya, bizler de kendi
fikrimizi / Çıkarmış olsak eğer, şimdi, kuvveden fi'le, / Kucaklaşır
medeniyetle din tamamiyle” mısralarında Batı’nın ilmî zihniyetini mi, yoksa fen
ilmindeki çalışkanlığını mı dile getiriyor? İnsafla düşünülsün. Medeniyetle
dînin bir arada olamayacağını ve dinin ilerlemeye engel olduğunu söyleyen
Kemalist aydınların ve İslâm’ın medeniyet diye bir meselesi olmadığını söyleyen
ütopik İslâmcıların aksine âyet ve hâdislere dayanarak medeniyetle dinin
birbirinin zıddı olmadığını ve İslâm milletlerinin İslâm’ın muhteşem çağlarında
Batı’nın bile imrendiği bir medeniyet inşa ettiklerini söyler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;mso-ascii-theme-font:
minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">ÂKİF’E GÖRE BATI HIRİSTİYAN
MEDENİYETİDİR<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Gitme ey
yolcu” şiirinde “Medeniyet denilen maskara mahlûku görün / Tükürün maskeli
vicdanına asrın tükürün!” diyen Âkif, îmanı ve fikriyle Batı medeniyetine
karşıdır. Bütün şiirlerinde “Garb” kelimesi Hıristiyan dîninin, yâni Batı
medeniyetinin karşılığıdır. Tanzimat'la birlikte Batı’nın hayat tarzını ve
kültürünü savunanlardan rahatsızdır. “Bu, yanmadık yeri kalmışsa, kağşamış
(harap olmuş) yurda / Meğerse Avrupa kundak sokar dururmuş da” mısralarıyla
İslâm milletlerine yaptığı zulümlerden dolayı Batı medeniyetinin “kundakçı”
olduğunu ifade eder.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Tek bir
medeniyet vardır, o da Batı medeniyetidir. Geri kalışımız İslâm’dandır;
ilerleyebilmemiz için Batı'nın bütün fikirlerini kabul etmek lâzım. Bunun için
gerekirse Allah inancının dahi terk edilebileceğini” söyleyen Abdullah Cevdet
gibi pozitivistlerle ve Ziya Gökalp gibi, “Dinle devlet işlerinin ayrılması ve
muasırlaşmamız için Batı medeniyetine tam sûretle girmek gerektiğini”
düşünenleri “Garbın emriyle yatıp kalkmaya artık mahkûm” olarak târif eder. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Hayır
mehâsin-i Garb’ın birinde yok hevesi / Rezâil oldu mu lâkin, şiârıdır hepsi!”
mısralarıyla bu düşünceye sahip olanların, Batı'nın işimize yarayacak
güzelliklerini değil de, Batı'nın rezil medeniyetini toptan arzuladıklarını ve
bunların idraklerine tükürülmesi gerektiğini söyler. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;mso-ascii-theme-font:
minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">ÂKİF: “AVRUPA MEDENİYETİ
MEDENİYET-İ FÂZILA DEĞİLDİR”<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Avrupa
medeniyeti, bir medeniyet-i fâzıle, bir medeniyet-i hakikiye-i insaniye
değildir”, yâni Batı medeniyeti faziletten ve insanlık vasfından uzaktır, diyor
Âkif. (F. Kadri Timurtaş, Mehmet Akif ve Cemiyetimiz, İstanbul 1987, s. 62.)
“Fâtih Kürsüsünde” geçen “Zebûn-küş Avrupa bir hak tanır ki; kuvvettir…”
mısraında Avrupa’nın kendisinden zayıf olanı ezen, kuvvet üstünlüğüne ve
cinayete dayanan, kendi dışındaki milletlere her türlü zulmü yapan bir zebun
avcısı olduğunu eğip bükmeden söyleyen Âkif’e, “Batı’ya kökten karşı
çıkmamıştır” denilebilir mi?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Garb'ın
eşyası, eğer kıymeti hâizse yürür / Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür”
mısralarıyla Batı'nın insanlığa faydalı tekniğini almakta bir beis yoktur diyen
Âkif, “Hakkın Sesleri” şiirinde “Medeniyyet! size çoktan beridir diş biliyor /
Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor” mısralarıyla Batı’nın vahşî yüzünü
anlatır. “Gitme ey yolcu” şiirinde de Batı’ya güvenilmeyeceğini, İslâm milletlerine
düşman olduğunu, Allah ve insan merkezli bir medeniyet olmadığını, ikiyüzlü,
kahpe ve hayâsız olduğunu söyler: “Dipçik altında ezilmiş, paralanmış kafalar!
/ Bereden reng-i hüviyetleri uçmuş yüzler! / Kim bilir hangi şenâatle oyulmuş
gözler! /‘Medeniyyet’ denilen vahşete la’netler eder / Nice yekpâre kesilmiş de
sırıtmış dişler! / Süngülenmiş, kanı donmuş nice binlerle beden!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;mso-ascii-theme-font:
minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">ÂKİF’İN İKAZLARINI VE SİTEMLERİNİ
DOĞRU ANLAMAK<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">Âkif,
Müslümanların tembelliğinden, atâletinden çok yakınmış, âyet ve hadislerin
buyurduğu “Dünya için de çalışmalı” düsturu ihmal edildiği için keskin
tenkitlerini mısralara dökmüştür. “Çalış! dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun /
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!” şeklinde mısralarıyla İslâm medeniyetini
yeniden ihya etmek için çalışmak gerektiğini Allah ve Resûlünün buyruklarıyla
savunur. “Dünya bir meydan-ı heycadır (mücadele meydanı); burada saldıran,
elleri kolları bağlı durana daima galebe çalar; galib mağlubu kendine esir
eder” diyerek çalışmanın dünya hayatındaki önemini belirtir. “Batı’nın
şimendifer rayları altında ezdiği” İslâm ülkelerinin çöküş yıllarında
vazifesini yerine getiremeyen terbiye müesseselerini “tembellik yuvası”, bâzı
âdetleri de “hurafe” olarak hicvetmesinden, “Reformist İslâmcı” mânası çıkarmak
abes üstü abestir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">Hâsıl-ı
kelâm, medeniyet istikâmetini tutturamayan bugünün Türkiye’sinde Âkif’in
medeniyet üstüne tarihî ikazlarını hatırlamamanın vakti şimdi. İslâm
medeniyetinin ezelî düşmanı Batı “uygarlığının” dümen suyunda istikâmetini
şaşıranlar Âkif’in ihtarlarını dinlemeleri gerek: <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">“Artık ey
millet-i merhûme, sabâh oldu uyan! Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü
çan?/ (…) Dinle Peygamber-i zîşânın ilâhî sözünü / (…)
Ne hükûmet kalıyor ortada billâhi, ne din! / Medeniyet! size çoktan beridir diş
biliyor / Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor.” (Safahat, “Hakkın
Sesleri” bölümü, s.206) <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13.0pt;font-family:"Calibri",sans-serif;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin">([email protected])<o:p></o:p></span></p>