Mâhir bir stratejist: Munis Tekinalp veyâ Moiz Kohen -9
(Türk Mason Dergisi, Nisan 1957, sayı: 26, İstanbul, s. 1433)
İki güzîde Fransız Masonu, Édouard Herriot ve Arthur Groussier'nin ölümünün ardından Türk Mason Dergisi'nde yukarıdaki vefâtnâme neşredildi. İlk paragrafta: “Farmasonluk, yasta. Hemen hemen aynı zamânda Tarîkatimizin iki büyük sîmâsı Ebedî Meşrik'a göçtüler: Farmason Édouard Herriot ve Farmason Arthur Groussier”, son paragrafta ise: “Türkiye Masonları, Fransalı Birâderlerine samîmî ve kardeşçe tâziyelerini arzeder ve Masonluğa hakkıyle lâyık olan bu iki Büyük Ölünün huzûrunda ihtirâmla eğilirler” deniliyor…
“Kemalizmin kafasını ezdiği dâhilî düşman: Müslümanlık”
Hâlbuki, asırlarca, “kahrolası Şerîat” (Tekinalp 1936: 94) veyâ Türk Kültürünü yok ederek onun yerine kaim olan İslâm Kültürü (Tekinalp 1936: 115) bizi Avrupa Medeniyetini toptan benimsemekten, dîğer tâbirle Avrupa'ya temessül etmekten alıkoymuştu. Zâten “inhitâtımızın”, bütün geriliklerimizin müsebbibi de “münhasıran” odur. (Tekinalp 1936: 151-152, 99, 297, v.s.)
Binâenaleyh:
“Lozan Muâhedesinden sonra, İstiklâl mücadelesi dâhilî düşmana tevcih edildiği zaman, kafası ezilecek olan düşman, teokrasi olmuştur. [...] Bu muzır zihniyet yüzündendir ki bütün Türk milleti, göze görünmez kafeslerin arkasında, Garb kültüründen uzak, menbaı Arabistan çöllerinde bulunan ruhanî ve şer'î kanunların tesiri altında yaşamağa mecbur bulunuyordu.” (Tekinalp 1936: 94)
“Kemalizm, islâmî mâzîyi sildi süpürdü ve Müslümanlık râbıtasını öldürdü”
Bu vazıyet karşısında, “milletine Garb kültürünü tamamile kabul ettirmeğe kuvvetle azmetmiş olan Kamâl Atatürk” (Tekinalp 1936: 101) veya “Kemalist inkılâb, maziyi sildi süpürdü” (Tekinalp 1936: 318) ve “Türk milleti için, islâmiyet râbıtasının artık öldüğünü” îlân etti (Tekinalp 1936: 97).
Tekinalp, ilk senelerde harâretle müdâfaa eder göründüğü Pantürkizmden bilâhare vazgeçmişti; ama son nefesine kadar sâdık bir Kemalist olarak kaldı. Zîrâ, makyavelist strateji îcâbı, önceki bütün fikirlerinin nihâî hedefi Kemalizmdi. Gerek Kemalizm (1936), gerek Türk Ruhu (1944) kitaplarında, gerekse makalelerinde Kemalizmi yere göğe sığdıramadığı görülüyor. Kemalizm ise, -resmî tasvîble neşredilen alâkalı kitabında uzun uzadıya îzâh ettiği gibi- “millî sır” stratejisiyle, adım adım, Türk kültürü yerine topyekûn Avrupa kültürünü ikame etme, böylece tamâmen Avrupa'ya temessül etmiş bir topluluk ortaya çıkarma siyâsetinden ibâretti.
Buna rağmen, 1954-1955'te yazdıklarına göre:
“Atatürk tarafından Türk gençliğine emanet olunan ve Türk mucizesi diye anılan Kemalizm ideolojisi, Türk milletinin ruhuna, an'anesine ve millî seciyesine dayanan bir duygu ve fikir manzumesidir, özbeöz yerli ve millî malımızdır... Kemalist ideolojisinin yegâne necat ve selâmet yolu olduğuna kanî olan neslimizin mukaddes vazîfesi, bu ideolojiyi, bir ân evvel, zihniyet inkılâbı yolu ile, realite safhasına intikal ettirmektir.” -Bali 2012: 3/488, 464, 459, 493-)
|
(Le Petit Journal, 15 novembre 1937, p. 10.) 1937'de, Pâris'de, Yahûdi Félix Alcan Kitabevi tarafından Le Kémalisme kitabı neşredilince, (Pâris'te münteşir) Le Petit Journal gazetesi, 15 Kasım 1937 târihli nüshasında (s. 10), onu şöyle tanıtmıştı: “Türkçülüğün uyanışına faâl bir şekilde iştirâk ve bu hareket hakkında mühim eserler têlîf eden Tekin Alp Bey, yeni Türk milliyetçiliğinin hakîkî mâhiyetini tebârüz ettirmeye herkesten daha fazla ehildi. Müellif, Türk ihtilâlinin muhtelif merhalelerini sâdece bir târihçi sıfatıyle tasvîr etmekle yetinmiyor, Türk mûcizesi tâbir edilen vâkıayı tahlîl ve îzâh etme vazîfesini de üstüne alıyor. O, hâdiselerin mantığı kadar onları doğuran sebebleri de gözler önüne sermeye ve dikkatli bir ictimâiyatçı sıfatıyle, ihtilâlin ve onun reîsinin nev'i şahsına münhasır vasıflarını ortaya koymaya bihakkın muvaffak oluyor. O reîs ki vatandaşları, ona, bir şükrân ve ihtirâm ifâdesi olarak Atatürk, yâni Türklerin Babası ismini lâyık görmüşlerdir…”
|
Kemalizm kitabından iktibâs ettiğimiz şu birkaç cümlenin, onun nîçin sonuna kadar Kemalizmin pek harâretli bir propagandacısı olarak kaldığını anlamaya kâfî geleceğini zannediyoruz:
“Dîn âmili milliyet târifine dâhil değildir... Bizim rejimimiz gibi laik bir rejimde, dînin millî kültürle hiçbir münâsebeti yoktur...” (Tekinalp 1936: 303, 302)
“Osmanlı devrinde, Türkiye'de, Türk, Arab, Kürd, Îranlı ve Arnavudlardan mürekkeb karışık Müslüman unsurlar indinde millîciliğin mânâsı, İslâm dînine sâlik bütün unsurlar arasında tesânüdden ibâretti.” (Tekinalp 1936: 274)
“Kemalizm [ise], bidâyetten beri bir tek tanrıya tapmıştır: Millîcilik...” (Tekinalp 1936: 31)
“...[Kemalizmle,] millet, dînî ve mezhebî irtibat yerine Türk milliyeti râbıtasîle efrâdını toplamıştır...” (Tekinalp 1936: 16)
“...Yalnız millîciliğe tapılan Atatürk'ün tevhîd devri...” (Tekinalp 1936: 173)
“Milletine Garb kültürünü tamâmen kabûl ettirmeğe azmetmiş olan Atatürk... Çankaya'daki Fevkalinsan”... (Tekinalp 1936: 101, 52) (1954'te neşrettiği bir makalesindeki tâbirle: “fevkalbeşer hasletinde bir Atatürk” -Bali 2012:3/463)
“Artık 1935'deyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir târih, hattâ Allah'ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır.” (Tekinalp 1936: 171) İlh...
Aynı minvâl üzere, 1928'de neşredilen Türkleşdirme kitabında da şu tesbît ve temennîye yer vermişti:
“Hamd olsun büyük müncîmiz Gazî Hazretlerinin ilhâm ve işâretleriyle meydana atılan Garplılaşma cereyânı, günden güne ilerlemektedir! Artık hiçbir kuvvet (bu) ileri hareketine mânî olamaz!” (Düzdağ 2012: 66'dan naklen)
Türk Ruhu: Bütün mes'ele, Türkleri İslâmdan koparıp Avrupa'ya iltihâk ettirmek
“Millî Şef” devrinde (1944'te) neşredilen Türk Ruhu kitabında da, hülâsaten aynı fikrî telkînle karşılaşılıyor. Bu kitapta, propagandasını, gûyâ Türklerin câhiliyet devrinde teşekkül etmiş ve kendisinin tebcîl ettiği uydurma bir “Türk rûhu” fikri üzerinde binâ ediyor. İslâmla hidâyete erip büyük bir millet hâline gelişimiz ise, ona göre, o rûhdan bir sapma olduğu için, Türklerin “küsûf”, yâni Güneş tutulması devridir. “Meşrûtiyet”le uyanış başlamış, “Ebedî” ve “Millî Şefler” devriyle o rûh tekrâr canlanmıştır. Peki canlanmış da ne olmuş? Türkler Garb'e yönelmişler, topyekûn Garb Medeniyetini benimsemek için muazzam hamleler yapmışlar… Kitabının “Fransızca Baskıya Önsöz” kısmı ile ilk sayfalarında bu iddiâlarının bir hülâsası bulunuyor. Her ikisini harmanlayarak naklediyoruz:
“…Bir milletin manevî şahsiyetinde ölmez ve değişmez olan unsur, Atalar Ruhudur. Muhitlerin ve iklimlerin değişmesi, olağanüstü durumlar ve hâdiseler, çeşit çeşit kültür tesirleri gibi âmiller, milletin alâkî veya manevî görünüşünü şu veya bu yönde değiştirebilir; fakat ne olursa olsun atalar ruhunun izleri ebediyen kalır. Bu, ırkın tesiri veya kanın sesidir. […] …Binlerce yıl süren bu merhalede, atalar ruhu Ural-Altay steplerinin potasında yoğurulmuştur. Bu devreyi, millî kahraman olan Mete ve Atila şahıslandırır. Bu, İslâmiyetten önceki devredir.