Mâhir bir stratejist: Munis Tekinalp veyâ Moiz Kohen -24

-----

Sâniyen, bizim gibi, Hikmet Tanyu'nun kitabı hakkında, yine bir kitap hacminde tenkîd kaleme alan birisi için onun peşi sıra gittiği nasıl söylenebilir? Üstelik, bizim Yahûdilik, Masonluk ve dünyâ siyâsetinin perde-arkası hakkındaki neşriyâtımız (ki 1970'te Yeniden Millî Mücâdele mecmûasında başlamıştı) onlara tekaddüm eder… Dahası, müellif, Yeni Devir gazetesinin 8 ilâ 21 Aralık 1977 târihli nüshalarında tefrika edilen bu tenkîdi, olduğu gibi, kitabımıza da dercettiğimiz hâlde (4. Fasıl, ss. 35-73), bu husûsu dahi, bizim Tanyu'yu tâkîb ettiğimiz iddiâsına bir delîl olarak zikretmiştir…

Sâlisen, Yahûdilik ve Dönmeler kitabımızda da, bu mes'elelerle alâkalı bütün çalışmalarımızda olduğu gibi, dâimâ onların kendi kaynakları üzerinde teemmül ederek hakîkate ulaşmayı şiâr edindik ve haklarındaki bir iddiâya ekseriyâ yine kendilerini mesned ittihâz ettik. Kitap baştan sona bu çeşit vesîkalara müsteniddir: Tanah'ın Fransızca ve Türkçe tercümeleri, Tanah hakkındaki Yahûdi tefsîrleri, Yahûdi müellifler tarafından kaleme alınmış Yahûdi târih kitapları, İsrâilli Prof. Gershom Sholem'in Le Messianisme juif kitabı, Bernard Lazare'ın L'Antisémitisme, son histoire et ses causes kitabı, Dönme vakıf, dernek ve mektebleri hakkında resmî kayıdlar, Masonların dâhilî neşriyâtı, Sabataîlerin yüzlerce vefât îlânı, haklarındaki cem'iyet ve muhtelif gazete haberleri, Fakîrleri Koruma Derneği ismi altında kamufle olan B'nai B'rith'in resmî kayıdlardaki âzâ listesi, Işık Liseliler Derneği'nin resmî âzâ listesi, ilh… Allâh'a hamd olsun ki hayâtımız boyunca kimseye iftirâ etmedik, hiçbir husûsda  yalan yazmadık, ama, maâlesef Jacob Landau tıynetinde insanların iftirâ ve ithâmlarından hâlî kalamadık…

 11_6 

Jacob Landau'nun mesnedsiz ithâmlarına mârûz kalan araştırma kitabımız: Yahûdilik ve Dönmeler… Rızâmız ve haberimiz olmadan ve kısmen tahrîf edilmiş olarak, muhtemelen Eylûl 1989'da piyasaya çıktı. Bu nakîselerine rağmen, 1970'li, 80'li senelerde Sabataîlerin Türkiye'deki vazıyetini tesbît eden mevsûk tek araştırmadır…

  

Râbiân, bahis mevzûu kitabımız, daktilo edilmiş hâlde, bir arkadaşa emânet edilmişti. Bilâhare bâzı husûsları daha derinlemesine araştırarak iyice mutmâin olmak istediğimizden onun neşrini yeni araştırmalarımız sonrasına têhîr etmiştik. Hayfâ ki bizden tamâmen habersiz olarak kitap neşredilmiş! Üzerinde Araştırma Yayınları damgası var, fakat baskı târihi yok… Biz, kitabı, Ankara'da, 28 Ocak 1992 târihinde bir kitabevinde görerek satın aldık. Tahmînimizce kitap, Eylûl 1989'da piyasaya çıkmış. Kitabı mütâlâa ettiğimiz zaman, bu hâline pek çok teessüf ettik. Zîrâ, korsan neşriyât olarak basılmış olması yetmezmiş gibi, bir de ciddî sûrette tahrîf edildiğini müşâhede ettik. Bir kerre, Yahûdi Fikriyâtı ve Dönmelik olan ismi, Yahûdilik ve Dönmeler'e çevrilmişti. İkinci en mühim tahrîfât ise, İsrâil'de, Araplara yapılan zulmü protesto eden Yahûdiler hakkındaki takdîrkâr yazılarımız sansür edilmek sûretiyle yapılmıştı. Gershom Sholem'den yaptığımız uzun tercümelerin de (ss. 262-277) baş kısmı kesilmiş, metnin müellifi mechûl kalmıştır. Bunların hâricinde, vesîka sırası dahi bozulmuştur. Berbâd baskısı da cabası… Bütün bu tâlihsizliklere rağmen, bu kitap, 1970'li, 80'li senelerde Sabataîlerin Türkiye'deki vazıyetini tesbît eden mevsûk tek araştırmadır. Sonraki birçok araştırmacı, (bâzıları kaynak belirtmeden) bizim araştırmamızdan yola çıkmıştır… (Şu husûsu da tasrîh edelim ki kitaptan tek kuruş têlîf ücreti almadık. Şahsî bir zaaf göstererek “arkadaşları” dâvâ da etmedik. Yalnız, bu istismâra âlet olan arkadaştan bir îtirâfnâme alarak onu muhâfaza ettik…)

Son söz

Türkiyeli bir Yahûdinin, bir Ermeninin veyâ Müslüman bir Arabın dünyânın başka mıntıkalarında yaşayan milletdaşlarına sevgi beslemesi ve onlarla dayanışması yanlış olamaz. Şu var ki bu bağ, bu dayanışma, onları, memleketleri ve dîğer vatandaşları aleyhinde çalışmaya götürmemeli, bilakis vatandaşlarıyle milletdaşları arasında bir dostluk köprüsü kurmaya yaramalıdır. Ayrıca, hiç kimse, vatandaşlarını da, milletdaşlarını da, -İnsan Hakları kıstâslarıyle- âdil olmıyan, hakşinâs olmıyan bir dâvâsında desteklememelidir. Böyle bir hâlle karşılaşınca, hepimize düşen, asabiyetçi (“chauvin”) bir taassubla, her şeye rağmen onların safında yer almak değil,  elden geldiğince onları bu sakîm yoldan vazgeçirmeye çalışmak, zulüm, nereden ve kimden gelirse gelsin, ona cephe almak, onunla mücâdele etmekdir.

Heyhât ki Tekinalp, önümüzde, hiç de bu vasıfları hâiz bir şahsıyet gibi durmuyor!

 22_7  

(Akşam, 29.8.1950, s. 3)

Munis Tekinalp, 67 yaşında…

Yahûdi cemâati, sâdık vatandaşlar olsa, Türk milletinin dînine, diline ve sâir kültürel unsurlarına hürmet etse, jenosidci, tedhîşçi ve emperyalist İsrâil'i desteklemese, hangi akl-ı selîm sâhibi Türk onların aleyhinde bulunabilir? Hâlbuki, büyük bir nankörlükle, bir asırdır mütemâdî tecâvüzlerine mârûz bulunuyor ve buna rağmen, biz, mütecâviz davranmıyor, Hudûdullâh'ı aşmadan kendimizi müdâfaa etmekle yetiniyoruz. Onlar ne kadar zulme saparlarsa sapsınlar, biz, Müslümanlığımız îcâbı, bundan böyle de, dâimâ Hudûdullâh'a ve İnsan Hakları'na riâyetkâr kalacağız.

 

- SON –