Mâhir bir stratejist: Munis Tekinalp veyâ Moiz Kohen -22

-----

“Şimdiye kadar olan vukuat şu suretle hülâsa edilebilir:

“A- Trakyada ve Çanakkalede mevcut olan yerli ve yabancı 13 bin kadar yahudiden ceman 3 bin kadar nüfusun İstanbula hareket ettiği tahmin olunuyor.

“B- Kazalarda ve Edirnede boykot teşebbüsleri olmuş ve bu teşebbüslere mektep çocukları karıştırılmak istenmiştir.

“C- Kırklarelinde 3-4 temmuz gecesi çapulcu anasır harekete gelerek yahudi evlerine tecavüzle hırsızlığa ve soygunculuğa koyulmuşlardır. Soygunculuk çarşıya ve dükkânlara sirayet etmeden bastırılmış ve bu arada 65 ev soygunculuğa uğramıştır.

“D- Bütün bu hadisat esnasında bir jandarma şehit olmuş ve bir yahudinin yaralanmasından başka nüfusça zayiat ve yaralanma vukuatı olmamıştır.

“Yukarıdaki vukuat üzerine hükûmetçe alınan tedbirlerin bugünkü vaziyeti de şudur:

“A- Her yerde memurlar her türlü propagandalar tesirinden zihinlerini kurtararak vaziyete ciddiyetle hâkim kılınmışlar ve hadisat esnasında faaliyetleri kifayetsiz ve hal ve tavırları müsamahakâr görülenler idarî ve adlî muamelelere maruz tutulmuşlardır.

“B- Kırklareli hâdisesi şiddetle takip olunmuş ve devam edilmekte bulunmuştur. 3-4 temmuz ve 4 temmuzda yahudi evlerinden alınan ve çalınan eşyanın şimdiye kadar yüzde yetmiş beşinden fazlası idarî ve adlî tedbirlerle meydana çıkarılmış ve sahiplerine iade ettirilmiştir. Müddeiumumî müşevvikleri ve mütecâvizleri cürümlerine göre tevkif ederek adlî takibata başlamıştır. Hâdiseden heyecana düşüp korkularından çekilen yahudi vatandaşlar avdet etmekte bulunmuştur.

“C- Diğer taraflarda hesabını keserek veya korku ile çekilmiş olanların avdetleri için hiç bir mâni olmadığı herkese anlatılmış ve anlatılmakta bulunulmuştur. Kırklareli soygunculuğu haricinde her türlü alım satım ve alacak verecek muamelelerini hükûmet münhasıran adliyeye taallûk eden sahada görmektedir.

“Hâdisenin bugünkü vaziyeti yukarıda söylendikten sonra hükûmet atide takip edeceği hattı hareketi hiçbir tereddüde mahal vermiyecek surette tekrar ve tasrih etmek vazifesindedir.

“1- Her ne sebep ve şekil altında olursa olsun hicret tazyiklerine ve boykot hareketlerine mâni olacaktır.

“2- Adliyenin el koyduğu bütün suçlar süratle intaç edilecektir.

“3- Yerlerinden çekilmiş olan yahudilerden istiyenlerin avdetlerine mâni olunmasına mahal verilmiyecektir.

“4- Hükûmet için en mühim mesele emniyet içinde yaşama havasının iadesidir. Dahilî haricî sebeplere ve propagandalara maruz olan bu keyfiyette hükûmet muvaffak olacağına ve müşkülâtı iktiham edeceğine kanidir. Türklerin ekseriyetle yahudi vatandaşlara gizli ve aşikâr yardım etmek ve müfrit zehirli propagandalara karşı yahudileri korumak için sarfettikleri gayreti ve tecavüz teşebbüslerine karşı hissettikleri nefret ve istikrahı vaziyetin süratle salâhı için esaslı âmil addetmektedir.

“5- Türkiyede vatandaşlar aleyhinde tahriklere ve düşmanlık telkinlerine hükûmet müsaade etmiyecektir. Hükûmet, matbuattan, vatandaşlar arasına nifak koyacak salgınlara karşı müteyakkız ve basiretkâr olmalarına intizar eder.

“6- Memurlar, hükûmetin hattı hareketini tahakkuk ettirmek için bütün kuvvetlerini sarfedeceklerdir. C. H. Fırkası kâtibi umumîliği, vazifesini iyi yapmamış olan idare heyetlerini tahkik etmektedir. Fırka bakımından vazifelerini suiistimal etmiş olanlar hakkında fırkaca icap eden muamele yapılacaktır. Fırka teşkilâtı, hükûmetin noktai nazarile tam bir mutabakat halinde memurlara kendi sahalarında her suretle yardım edecektir.

“Hükûmet hâdiseleri ve tedbirleri olduğu gibi naklederken, vatandaşlar için endişeyi mucip bir vaziyet ve mesele kalmamış olduğunu beyan eder.” (Akşam, 15.7.1934, s. 2)

 11_4 

 Trakya Hâdiseleri hakkında Hükûmetin mufassal teblîği (Akşam, 15 Temmuz 1934, s. 2)…

 

 

 

  1. Fasıl:

TEKİNALP “BİR KİMLİK ARAYIŞINDA” MI İDİ?

 

Liz Behmoaras, Tekinalp'in hayâtını romanlaştırarak hikâye ettiği kitabında, bir haham çocuğu olan ve sıkı bir dînî terbiyeyle yetişen Tekinalp'in, gençliğinden îtibâren Yahûdi hüviyetinden uzaklaştığını, zamanla kendini bir Türk gibi hissettiğini, zamân zamân da Türklükle Yahûdilik arasında bocaladığını, hayâtının son devresinde ise, onca arzû ettiği Nis Fahrî Konsolosluğunun kendisine sırf Yahûdi olduğu için verilmemesinin onda büyük bir hayâl kırıklığı doğurduğunu, bu yüzden Türkiye'ye küserek Nis'e yerleştiğini ve orada öldüğünü iddiâ ediyor.

Tekinalp'in kızı Therese Negrin'den naklettiğine göre, asıl kopuş, Varlık Vergisiyle olmuştur:

“Babam önceleri Türkiye'yi ve Türkleri çok severdi. ‘Varlık Vergisi' adı altında önemli bir meblağ ödemek zorunda kaldığı zaman hayal kırıklığına uğradı. ‘Onlar' nasıl ona böyle bir şey yapabilirlerdi? O ki ‘onları' o kadar çok severdi! Artık Nice'te yaşamaya karar verdi. Orada öldü…” (Behmoaras 2005: 8)

Böylece, Behmoaras, Türklere onca hizmetine rağmen nankörlük görmüş, gadre uğramış birisinin portresini çizmektedir.

Landau, onun “bir Türk yurtseveri” olduğunu isbât etmek için büyük gayret sarfediyor.

Bali'ye gelince, onun nazarında, herhangi bir Yahûdiyi tenkîd eden herkes ırkçı bir Yahûdi aleyhdârıdır ve ne pahasına olursa olsun, o Yahûdi müdâfaa edilmek, “ırkçı mücrim” ise, mahkûm edilmek zorundadır; o hâlde Tekinalp de Müslüman Türklerin nankörlüğüyle karşılaşmış mâsûm bir Yahûdidir...

 

 22_5

(Behmoaras 2005: 261)

Moïse Cohen / Munis Tekinalp, Fransa'nın Nis şehrinde… “Son yıllarını Nice'de gelini (Guillaume'un eşi) ve torunlarıyla birlikte geçirdi… 1961'de öldü ve Nice'deki Yahudi mezarlığına gömüldü… Yahudi mezarlığına gömülmesi, atalarının dininde yaşayıp atalarının dininde öldüğüne dair kesin bir kanıttır…” (Landau 1996: 22)

  

İşin hakîkati, gerek bu üç müellifin bize sunduğu veriler, gerekse kendi eserleri, kimlik bunalımı geçiren birisiyle değil, bilakis bütün hayâtına Siyonizme hizmet etme endîşesi hâkim olmuş mâhir bir stratejist ile karşı karşıya bulunduğumuzu göstermektedir. Eserleri kadar hakkındaki şâyân-ı îtimâd veriler de, onun hep gayet şuûrlu bir Yahûdi olarak yaşadığı ve sonunda, yine bir Yahûdi olarak öldüğü husûsunda hiçbir şüpheye mahâl bırakmıyor. Öyle ki 1961'de vefât ettiğinde, son mekânı, Nis'deki Yahûdi Mezârlığı olmuştur. Hayâtının bu son devresinden bahisle, İsrâilli Profesörün ulaştığı netîce de bundan başka bir şey değildir:

“Tekinalp'in kendini Türkçülüğe adaması, ona prestijli Türk Dil Kurumu'nda ve diğer bilimsel derneklerde üyelikler kazandırdı. Bu nedenle, 1956'da emekli olduktan sonra niye Nice'deki Fransız Riviera'sına giderek son yıllarını Türkiye dışında sofu bir Ortodoks [Yahûdi] olan elbise imalâtçısı yeğeninin (bir ayakkabı tamircisinin oğlu) evinin yanındaki pansiyonda geçirdiğini anlamak zordur. İstanbul'dan son kez ayrılmadan önce (kuşkusuz Türkiye ile ilişkisini devam ettirmek amacıyla) Nice'de fahri konsolosluk unvanı alabilmek için Dışişleri Bakanlığı'na verdiği dilekçe reddedildi. O zamanlar kendisi daha az yazmaya başlamış olmasına rağmen, Türk basınını düzenli okuyarak vatanındaki gelişmeleri takip etti. Türkiye İktisat Mecmuası'na ve bazı süreli yayınlara yazılar yazmaya devam etti; bu arada Selânik Yahudileri tarihçisi J. Nehama gibi bazı eski dostları ile de düzenli olarak yazıştı. Son yıllarını Nice'de gelini (Guillaume'un eşi) ve torunlarıyla birlikte geçirdi. Tekinalp 1961'de öldü ve Nice'deki Yahudi mezarlığına gömüldü; böylece İslâmiyet'e geçtiği söylentilerini yalanlamış oldu. Oysa Tekinalp'in tüm dinlere bakış açısı aynıydı, hatta bir dereceye kadar onlara karşıydı; ama onun bir  Yahudi mezarlığına gömülmesi, atalarının dininde yaşayıp atalarının dininde öldüğüne dair kesin bir kanıttır” (Landau 1996: 21-22)

 

 33_1 

(Bali  2012: 2/314)

28 Eylûl 1961 târîhli Le Journal d'Orient gazetesinde, bir Yahûdi olarak ölen ve Nis'deki Yahûdi Mezârlığına defnedilen Munis Tekinalp'in vefât îlânı.