Mâhir bir stratejist: Munis Tekinalp veyâ Moiz Kohen -14

-----

  1. Fasıl:

“1934 TRAKYA HÂDİSELERİ”: YAHÛDİLERE İMTİYÂZLI MUÂMELESİ

Kemalist Totalitarizmin en koyu devrinde, 1934 senesinin Haziran-Temmuz aylarında, Trakya bölgemizde, halk cânibinden, o bölgenin Yahûdilerine karşı umûmî bir aksülamel hareketi baş göstermişti. Kısaca “1934 Trakya Hâdiseleri” şeklinde anılan bu hareket, bâzı Yahûdi, Komünist ve gayr-i millî zihniyetli müellifler tarafından mütemâdiyen istismâr edilmekte, bu vesîleyle de, her zamânki nankörlükle, asırlardır nân-u-nîmetiyle perverde oldukları Türk halkını ithâm etmektedirler. Bu hâdiseler esnâsında Tekinalp de, (Farmason Kemalist Necmeddin Sadık Sadak'ın) Akşam gazetesinin manşet yaptığı bir beyânâtla kendi nokta-i nazarını îzâh ederek gelişmelere müdâhil olduğu için, bu makalede, bu mes'eleyi de derinlemesine ele almayı ve hakîkati gün ışığına çıkarmayı münâsib gördük.

Tekinalp'in Trakya Hâdiselerini tarafgîr yorumu

7 Temmuz 1934 târihli Akşam gazetesinin haberine göre  (ss. 1 ve 2), “Musevilerin Trakyadan hicreti hakkında Türk Kültür Birliği Reisi Tekin Alp (Moiz Kohen) beyin beyanatı” [ismi, gazetede “Muiz” olarak dizilmiş] aynen şöyledir:

“Bu hadiseye çok müteessif oldum. Başvekilimizin Meclis kürsüsünde beyan ettiği gibi, antisemitizm Türkiye metaı değildir. Bu, hıristiyan taassubunun mahsulüdür. Dört asır evvel dinî taassuptan dolayı İspanyadaki yerlerinden yurtlarından ayrılmağa mecbur olan ecdadımız yalnız bir açık kapı bulmuşlardı: Türkiye…

“Son zamanlarda Türkiyede bazı Hitler yardakçıları türedi. Bunlar bu yabancı metaı kaçak olarak Türkiye topraklarına sokmak için çalıştılar. Türk efkârı umumiyesi bu neşriyatı esefle karşıladı. Fakat her yerde fırsatçu adamlar vardır.

Artık bundan sonra Türk yahudileri için bu memlekette tek bir hedef vardır: Osmanlılık zamanından arta kalan görenekleri büsbütün ortadan kaldırmak suretile hakikî ve fiilî bir surette Türkleşmek… Nasıl ki İngilterede, İtalyada bir yahudiyi umumî hayatta İtalyan veya İngilizden ayırmak mümkün değilse, yakın bir atide Türkiyede dahi bir yahudiyi öz Türkten ayırmak mümkün olmıyacaktır.

“Bundan sonra artık Türk yahudilerinin ülküsü memleketlerine Bikonsfiltler [Lord Beaconsfield / Benjamin Disraeli], Yotsanolar [?], Aynştaynlar [Einstein], Bergsonlar yetiştirmek vaziyetinde bulunmaktan ibaret olacaktır.”

 1_20 

(Akşam, 7 Temmuz 1934, s. 1)

Trakya Hâdiseleri vesîlesiyle Moiz Kohen'in verdiği beyânât, Akşam gazetesinde manşet olmuştu…

 

Bu mes'elede harâretle Milletinin müdâfaasını üstüne alan Tekinalp, hâdiselerin en mühim âmili olarak, Hitler propagandasının têsîri altında kalan “yardakçılar” ve “fırsatçular”ın tahrîkkâr propagandasını gösteriyor; buna mukabil, Trakya'da yaşayan Yahûdilerin herhangi bir hatâsını bahis mevzûu etmiyor. Yâni onlar, her zamânki gibi, yine mazlum, yine mağdûrdurlar; zâlimler, onlara haklı veyâ haksız herhangi bir sebeble aksülamel gösterenlerdir…

Tekinalp gibi bir Siyonist, Yahûdilerin temessül etmesini mi istiyordu?

Onun bir başka iddiâsı da, hâdiselerin meydana çıkmasında, Türkçe konuşmıyan veyâ iyi Türkçe konuşmıyan Yahûdilerin Türk halkı tarafından yabancı gibi telâkkî edilmesi ve bu yüzden iki topluluk arasında kaynaşma olmamasıdır. Bunun çâresi basîttir: Yahûdiler, Türkçeyi iyi konuşarak ve isimlerini de Türkleştirerek yabancılıklarını hissettirmemelidirler. Nitekim, başında bulunduğu Türk Kültür Birliği isimli dernek de bu istikamette faâliyet göstermektedir. İşte bu fikri sebebiyle, yukarıda da bahis mevzûu ettiğimiz Yahûdi müellifleri, onun, tamâmen Türkleşme, yâni Türkiyeli Yahûdilerin Türklere temessül etme tarafdârı olduğunu iddiâ ediyorlar… Hâlbuki, hayâtının seyrinden ve (üç tânesini biraz aşağıda zikredeceğimiz) bâzı yazılarından anlaşılıyor ki onun böyle bir dâvâ gütmekten maksadı, Avrupa ve Amerika'da uzun zamândır tahakkuk etmiş olduğu gibi, Yahûdilerin, bulundukları memlekete iyice intibâk edip cem'iyette daha nüfûzlu bir mevkie yükselmeleridir. (Nitekim yukarıdaki beyânâtında saydığı Disraeli, Einstein, Bergson gibi sîmâlar bu hedefe muvâfık misâllerdir.)

 2_13

(http://www.milliyet.com.tr/-moiz-kohen-turklesme-akiminin-ileri-saftaki-neferlerindendi-/pazar/haberdetayarsiv/02.02.2005/103612/default.htm; 18.11.2017)

Tekinalp'in, Türkiyeli Yahûdilerin Türkleşip temessül etmeleri tarafdârı olduğunu iddiâ edenlerden biri de, onun hakkındaki Bir Kimlik Arayışının Hikâyesi kitabının müellifi Liz Behmoaras'tır…

 

Onun asıl emeli, Yahûdilerin cem'iyette daha kuvvetli bir mevki edinmeleriydi

Hakîkaten, Beynelmilel Siyonizmin onun gibi mühim bir elemanının, kavimdaşlarına temessülü (yâni Türklerin içinde eriyip kaybolmalarını) tavsıye etmesi mümkün müdür? Elbette hayır! Nitekim Kemalizm'de böyle bir emelinin olmadığını açıkça ifâde etmiştir:

“Millî ekalliyetler [metinde, “akalliyetler”] meselesine gelince, Kemalist Türkiye, bu prensipi hiçbir zaman kabul etmemiştir. Yeni Türkiye, yurtdaşlarının hepsini ancak Türk olarak tanır. Irken [metinde, “ırkan”] Türk olmıyanlar, Türk kültürünü benimsiyerek Türk olabilirler. […] [Şu varki:]

“Türk millî kültürünü almak Kürd, Lâz, Ermeni veya Yahudi aslını unutmak demek değildir. Garb milletlerinin hepsinde, oldukça bariz ayrılıklara sahib bulunmakla beraber, bir ekalliyet muamelesi tatbikini istemeği bir an bile akıllarından geçirmiyen türlü ırklardan unsurlar vardır.

“Meselâ Fransa, İngiltere, İtalya gibi büyük garb devletleri samimî ve derin bir temessül [?] sayesinde, ekalliyet zihniyetinden çoktanberi sıyrılmışlardır. [Burada doğru tâbir “temessül / assimilation” değil, “intibâk / adaptation” veyâ “kaynaşma / intégration”dur.] Büyük Britanya'da İskoçya'lılar, Gal'liler ilh… Fransa'da Breton'lar, Korsika'lılar ilh… az çok bariz hususiyetlerini kıskanç bir surette muhafaza etmektedirler.

“Bu milletlerden bazıları müstakil bir millî varlığa sahib olmak için icab eden her şeye malik oldukları halde, bunları millî ekalliyetler gibi telâkki etmek, hiçbir zaman herhangi bir siyaset adamının aklına gelmemiştir. Madem ki bütün Fransız'ların kültürü, ideali ve lisanı birdir, içlerinden bazılarının ‘idiom'unu, göreneklerini ve âdetlerini ve daha başka hususiyetlerini muhafaza etmelerinde ne gibi bir fenalık bulunabilir? Her memlekette ayni mıntakada doğan insanlar arasında mevcud olduğu gibi bunlarda da bazı tesanüd duyguları bulunabilir. Bu, millî vahdete halel vermez. Meselâ, bir Breton, kendine mahsus kaba lisanı konuştuğu, kendi hemşerilerine karşı hususî bir alâka beslediği, bir takım an'anevî hususiyetler muhafaza ettiği için onu bir ekalliyet unsuru gibi telâkki etmek, bir Fransız'ın yahud bir İngiliz'in aklından geçmiyen bir dalâlettir. […]

“…(Kemalist) hükûmet, yaptığı laik kanunlarla, ferdlerin tâbi olacağı kanunî ahkâmı tevhid ve müslim ve gayri müslim unsurlar arasındaki her türlü farkı ilga etmiştir. Teşkilâtı Esasiye Kanunu, ırk ve din farkı gözetmeksizin, bütün yurtdaşları Türk olarak kabul etmiş ve ekalliyet unsurlarının Türk'lüğe tamamen dahil olmaları için zemini hazırlamıştır.” (Tekinalp 1936: 319-321)

21 Nisan 1950 târihli L'Étoile du Levant gazetesinde intişâr eden mektubunun aşağıdaki pasajında, Türkiyeli Yahûdilerin “Türkleşme”sinden ne kasdettiği ve asıl hedefinin ne olduğu daha da sarâhatle ortaya konulmuştur:

“…(Türkleşmek, onların) bütün alanlarda ve bütün evrelerde ülkenin siyasal ve kültürel hayatına etkili bir biçimde katılmalarına imkân sağlamak içindir. Léon Blum'un, Lord Beaconsfield'in ve her biri bulundukları ülkelerde baskın rol oynamış olan yüzlerce ve binlerce dindaşımızın, eğer [sâdece hukuken değil] fiilen [de] o ülkelerin yurttaşı olmasalardı, sadece anayasalarının gerektirdiği biçimde yurttaş olmuş olsalardı, siyasal, kültürel ve idari hiyerarşide en yüksek yerlere kadar yine de çıkabileceklerine inanıyor musunuz? Ülkelerinin gurur duyduğu bu çok değerli Yahudilerin, manevi gettodan kaçıp bağımsızlaşmaları ve ülkelerinin ve çevrelerinin kültürüne girmiş olmaları vakıası onları daha az mı Yahudi yapmaktadır?” (Bali 2012: 1/200)

Aynı mevzûda bir dîğer beyânâtı da 15 Nisan 1954 târihli Şalom gazetesinde neşredilmiştir:

“Sual: - Türkleştirme dinimize, mezhebimize, an'anemize olan bağlılığımıza dokunabilir mi?

“Cevab: - Katiyen dokunamaz. Nitekim Avrupa ve Amerika'daki milyonlarca mezhepdaşlarımız mensup oldukları memleketlerin kültürlerini tamamiyle benimsedikleri halde Yahudiliklerine hiç olmazsa bizim kadar bağlı bulunuyorlar. Ben şu kanaatteyim ki Türkleştikten sonra hem memlekete, hem cemaatlerimize karşı vazifelerimizi daha iyi ifa edebiliriz.” (Bali 2012: 1/218)