Mâhir bir stratejist: Munis Tekinalp veyâ Moiz Kohen -13

-----

22_3

(http://turquetto.blogspot.com/2012/06/le-sionisme-selon-moiz-kohentekin.html; 30.4.2018)

Tam bir hokkabazlık mârifetiyle bize bir “Türk milliyetçisi, Türk vatanperveri” olarak kabûl ettirilmek istenen Moïse Cohen / P. Risal / Tekin Alp / Munis Tekinalp'in Selânik'de münteşir Yahûdi gazetesi La Epoca'nın 20 Aralık 1910 târihli nüshasındaki beyânâtının (bir Fransızca İnternet sitesinden ulaştığımız) Fransızca metni… “Ben, Siyonizmi, […] tercîhan, Yahûdiler için târîhî bir câzibesi olan Filistin'e bir Yahûdi hicreti hareketi olarak telâkkî etmişimdir. […] Siyonist idim, hâlen Siyonistim ve her zamân da Siyonist olacağım…”

 

Kemalizm'deki Siyonizm

Üçüncü olarak, Tekinalp'in Kemalizm kitabını kaleme aldığı 1935 senesinde, Siyonist Emperyalizmi ve onun müttefîki olan Avrupa Emperyalizmi, binbir desîseyle, fakat en fazla da âlet-fikriyatlarının yardımıyle, “maâliftihâr” Osmanlı İmparatorluğu'nu ortadan kaldırmış, bu arada -daha birçok “Tekinalp” sâyesinde- Filistin'e kesîf bir Yahûdi hicreti têmîn edilmiş, “mâzîyi silip süpüren” Kemalist siyâset îcâbı Türkiye'nin Filistin'le alâkası kesilmiş, “İrticâ” yaftasıyla ve Devlet tedhîşiyle bütün Müslümanlar ve hakîkî Türkler sindirilmiş, meydanda Kemalist Totalitarizme îtirâz sesi yükseltebilecek hiç kimse kalmamıştır. İşte bu vasatta, bir “millî sır” olarak sakladığı hakîkî fikir ve hissiyâtını artık daha fazla gizlemeye lüzûm görmiyen Tekinalp, henüz 15-20 sene evveline kadar ve asırlardır Osmanlı toprağı ve bin dört yüz seneden beri Müslüman Arap vatanı olan Filistin'den “ecdâd toprağı” diye bahsedecek, “ecdâdın kemiklerini ve küllerini içinde saklayan toprağın kültüründen, muhîtinden ve havasından intişâr eden hissî ve insiyâkî tesîr”in Yahûdileri bu topraklara kuvvetle raptettiğini büyük bir memnûniyetle kaydedecek (Tekinalp 1936: 277-278), daha sonraları, 1948'de, -Kemalist Rejimin tanımakta Kapitalist Amerika ve Sovyet Rusya'yla yarışırcasına taaccül gösterdiği- İsrâil Devleti'nin istiklâli îlân edilince, hâdiseyi mesîhî bir heyecânla karşılayacaktır.

Dîğer taraftan, Kemalizm'in Siyonizmden bahseden sayfalarında, Türkler ve dîğer Müslümanlar bahis mevzûu olduğunda milliyet ile dîni birbirinden tamâmen ayırıp hattâ dîni milliyete mâni bir kuvvet olarak şiddetle reddettiği hâlde, Yahûdiler bahis mevzûu olduğunda “dîn ile milliyet mefhûmlarının birbirine karışmasını”, üstelik, “Mûsevî millîciliğinin sâdece mistik bir dinamizle meşbû olmayıp aynı zamânda Mûsevîliğe has bir rûh olan Mesîhîliği de ihtivâ etmesini” gayet tabiî bir hâl olarak takdîm ediyor. Zulüm gördükleri için Yahûdilerin Filistin'e hicret ettiğini iddiâ ederek orada artık bir “Yahûdi Yurdu” meydana getirilmiş olduğundan bahseden satırlarından sevinç fışkırıyor… (Yukarıda da hatırlattığımız vechiyle, Kemalizm kitabının Siyonizm propagandası yapan kısmını Yeni Söz'ün 20 Aralık 2017 ilâ 9 Ocak 2018 târihli nüshalarında intişâr eden “Kemalizm, İsrâil'in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?” başlıklı makalemizde tahlîl etmiştik.)

 2_12

 

Journal de Salonique, 2 Ocak 1910 târihli nüshasında (s. 1), “King” müsteâr ismiyle, Hamburg'daki 9. Siyonist Kongresi hakkında uzunca bir makale neşretmişti. Makalede, hem Kongre'deki müzâkereler hakkında bilgi veriliyor, hem de (zâhiren) Yahûdi muhâceretinin Osmanlı İmparatorluğu'nun sâdece bir mıntıkasına değil, her tarafına müteveccih olması lâzım geldiği müdâfaa ediliyordu. Max Nordau'nun makalede tenkîd edilen görüşüne nazaran: “Yahûdi muhâcereti münhasıran Filistin'e yönelmelidir. Yahûdilerin Türklere temessül etmede hiçbir menfâatleri yoktur. İllâ temessül etmek istiyorlarsa, o zamân bunu, çok daha avantajlı şartlarda Avrupa memleketlerinde yapabilirler. Yahûdilerin kurtuluşu ancak Filistin'de mümkündür. Sâdece oradadır ki mârûz kaldıkları mezâlimden kurtulabilir ve ideallerine, yâni serbestçe yaşayıp gelişme hedeflerine ulaşabilirler. Binâenaleyh [1897] Bâle (Basel) Kongresi'nin [“Siyonizm, Yahûdi milleti için, Filistin'de, âmme hukukunun têmînâtı altında bulunacak bir vatan têsîsini hedef alır” şeklindeki] karârından kat'iyen şaşılmamalıdır.” Aynı nüshanın dördüncü sütûnundaki telgraf haberinde ise, Kongre'nin, elindeki bütün meblâğı münhasıran Kudüs için sarfetme karârı aldığı bildiriliyor. Bu Kongrede, Tekinalp de, bir taraftan: “Gelin kardeşlerim! Türkiye'ye gelin! Gelin bu bereketli topraklara!” diye haykırıyor, dîğer taraftan da: “Eğer Siyonist teşkîlâtlar arasında büyük birlik sağlanırsa, Osmanlı İmparatorluğu'nun en elverişli bölgesi olan Filistin topraklarına Yahûdi göçü gerçekleşebilir ve Theodor Herzl'in rü'yâsı bir hakîkat olabilir” sözleriyle Siyonist Kongresi'nin bütün murahhaslarını bu istikamette seferber olmaya dâvet ediyordu…

 

 

Siyonizm, hedefine ulaşınca, Tekinalp, artık “İsrâil mûcizesi”yle iftihâr ediyor

Gayet mâhirâne planlanmış gelişmeler netîcesinde nihâyet Osmanlı yıkılmış, yerini “Kemalist Türkiye” almış ve Siyonizm ilk hedefine ulaşmıştır… Bu vazıyette “Türk yurtseveri Tekinalp” için artık Türk değil, “İsrâil mûcizesi” bahis mevzûudur. Şöyle ki:

Hayâtının son senelerinin büyük bir kısmını Fransa'nın Nis şehrinde bir yeğeninin yanında geçiren Tekinalp'in, 1950'lerde, Yahûdilere “İsrâil mûcizesi” hakkında millî gurûr dolu konferanslar verdiği dikkati çekiyor. Bunlardan bir tânesi hakkında 14 Ocak 1957 târîhli L'Étoile du Levant gazetesinden  bilgi alınabiliyor. Bu Yahûdi gazetesine göre, Tekinalp (dünyâ çapında bir Yahûdi-Mason teşkîlâtı olan) Béné Bérith'te “İsrâil ve Diaspora” başlıklı bir konferans vermiş, konuşmasında, İsrâil'in bütün dünyâya dağılmış Yahûdilerin millî şuûrunu bileyen ve bundan böyle onların erimesine sed çekecek başlıca âmil olacağı fikrini işlemiştir:

“Yahudi ruhu, artık Eretz İsrael'de kök salmıştır ve bizleri [dîğer] ulusların içinde eriyip gitme tehlikesinden korumak için hep mevcut olacaktır... Moralimizi güçlendirmek,  prestijimizi kalkındırmak ve halkımızın kaderi olan ebedî mücadeleye her şeye rağmen devâm etmeye destek olmak için, artık ve her zaman için İsrail'in şahane ışıması var olacaktır.” (Behmoaras 2005: 273-275; bozuk ifâdeyi tashîh ederek iktibâs ettik)

Hâtıra Defteri'nin 5 Haziran 1955 târîhli sayfasında bir başka konferansından ve konuşmasını broşür hâlinde neşretmekten bahsediyor:

“(1 Haziran 1955'deki) konferansım çok muvaffak olmuştur. Çok alkışlandım. Aynı konferansı Cenevre ve Zürih'te de yapmaya çalışacağım. Mûsevî Rûhu namıyla broşür halinde neşretmek fikrindeyim.” (Bali 2012: 2/289)

Bu broşür basıldı mı, bunu bilemiyoruz. Üç sene sonra (18 Ekim 1958) Mûsevî Mûcizesi kitabı üzerinde çalıştığını” yazmış. Birkaç ay sonra (25 Ocak 1959) yine Hâtıra Defteri'nde şu satırlar okunuyor:

“Geçen akşam Mûsevî Mûcizesi hakkındaki konferansı verdim. Çok iyi karşılandı. Şimdi kitabı hazırlamak sırası gelmiştir.”

Ve Defter'i şu satırlarla noktalanıyor (4 Mart 1959):

“Öteden beri hazırlamakta olduğum Mûsevî Mûcizesi kitabını tamâmlamaya muvaffak olacak mıyım?” (Bali 2012: 2/314)

Bali, Benoraya ve Landau'dan ricâmız, bizi, bir zamanlar “Türk mûcizesi”nden bahseden bu “Türk Yurtseveri”nin Mûsevî Rûhu ve Mûsevî Mûcizesi çalışmalarıyle de tanıştırmaları... Bakalım, Kemalizm ve Türk Ruhu'nda olduğu gibi onlarda da milliyet adına dîn düşmanlığı görebilecek miyiz?